
Duyularla elde ettiğimiz gelişigüzel, metotsuz bilgilere “düzensiz bilgiler” denir. Kişiye göre değişir ve ondan elde ettiği fayda ve zarara göre faydalı ve zararlı telakki edilir. Bu düzensiz bilgilerin belli metot ve sistem dahilinde sistemleştirilmesine “ilim” denir.
Duyularla elde ettiğimiz gelişigüzel, metotsuz bilgilere “düzensiz bilgiler” denir. Kişiye göre değişir ve ondan elde ettiği fayda ve zarara göre faydalı ve zararlı telakki edilir. Bu düzensiz bilgilerin belli metot ve sistem dahilinde sistemleştirilmesine “ilim” denir. İlmî değeri olan bilgiler objektiftir. Eşyanın hakikatini ortaya koyar, kişiye ve duruma göre değişmez, temel bilgileri oluşturur. Bu bilgi aklın ürettiği fenni ve teknik bilgilerdir.
Felsefe, duyular, deney ve gözlemle elde edilen bilgileri akılla birleştirir ve yorumlar ve anlamlı hale getirmeye çalışır. İki nevi bilgi vardır. Birincisi, hayatı kolaylaştıran bilgilerdir. Bunlar aklî ve fennî bilgilerdir. İkincisi, hayata anlam katan bilgidir. Bu da felsefe ve ilâhiyattır. İnsana ait biyolojik, psikolojik ve kainatla alakalı pek çok bilgi vardır. Bu bilgileri bir araya getirerek aralarındaki bağlantıları ve alakaları düşünerek anlamlı hale getirmek, neden ve niçinleri üzerinde fikir yürüterek bir sonuca bağlamaya çalışmak ve karşılaştırmak felsefe yapmak demektir. Böylece her ilmin bir felsefesi meydana gelir. İnsan varlık hakkında üç nevi bilgiye sahiptir. Düzensiz bilgiler, ilmî ve fennî bilgiler ve bu bilgilerin analiz ve sentezi ile elde edilen yorum, yani felsefî bilgilerdir.
Felsefe, duyuların dünyası dışında düşüncelerimizin tanıyabildiği bilgilerdir. Bildiklerinin tümü üzerinde yaptığı yorumlarla görüşlerini ortaya koyan insana filozof, yani fikir ve düşünce adamı denir. İlimle felsefe anlayışının karakteri bir olmakla beraber farklılıkları vardır. Temel doğru bilgiler olmazsa felsefe yapılamaz. Yanlış ve eksik bilgiden de doğru sonuç elde edilemez. İlim eşyanın ve olayların hakikatlerini inceler, felsefe ise zihinde bütün bu verileri sentezleyerek birleşimini yapar ve yorumlayarak sonuç elde etmeye çalışır. İlim eşyanın mahiyetini, felsefe hakikatini araştırır. Her ikisinin de amacı hak ve hakikati ortaya çıkarmaktır.
İlmin konusu müşahhas (somut) verilerdir. Felsefenin konusu ise mücerret (soyut) bilgilerdir. İnsan psikolojisi ve sosyolojisi de hem ilmî hem felsefî yönü vardır. İlim müşahhas verileri ortaya koyar, felsefe mücerret yorumlar yapar. Davranışlardan ahlakî sonuçlar çıkarır. Toplumda adalet ve ahlakın temelini “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına da yapma” şeklinde bir prensiple ortaya koymaya çalışır.
İnsanları idare etmek ve adaleti sağlamak, toplumda barışı ve asayişi temin ederek güvenliği oluşturmak için insanın ihtiyaçları, psikolojisi ve toplumdaki davranışlarını inceleyerek sonuçta filozoflar “Siyaset Felsefesi” oluşturmuşlardır. Bunu yaparken çevre şartları, kültür, gelenek ve milletlerin karakterleri ve insanların ihtiyaçlarını dikkate alarak sistem geliştirmişler ve sonuçta tekâmül ederek yönetimde teknik bir metot olan “Demokrasiyi” geliştiren filozoflar olmuştur.
Felsefi sistemlerin tamamı dinlerden ve hak din olan Hz. Âdem’den (as) günümüze kadar gelen peygamberlerini öğretilerinden faydalanmışlar ve dinleri esas almışlardır. Ancak kendi akıllarına göre bazı değişiklikler yapmışlar ve böylece dinden ayrılmışlardır. Yine muharref dinlerin yanlışları ve hurafeleri üzerinden yapılan felsefî düşünceler çok farklı fikirlerin ve yanlışların oluşumuna zemin hazırlamış, bundan ateizm, deizm, agnostizm gibi düşünceleri meydana getirmişlerdir. Böylece toplulukların karakterleri onların doğru veya yanlış felsefi düşüncelerinden kaynaklanmıştır.
Zamanımızda felsefenin konusu metafiziği de içine alacak şekilde genişlemiş ve bilginin hakikatini inceleyen “Bilgi Felsefesi” varlığı inceleyen “Ontolojik Felsefe” ahlakı ve karakterleri inceleyen ve bu konuda fikir üreten ahlaki “Etik Felsefe” sanatı ve güzelliği inceleyen “Estetik Felsefe” ve siyasi olaylar ve yönetim hakkında fikir üreten “Siyaset Felsefesi” gibi temel dallara ayrılmış ve bunların içinde de filozofların ortaya koyduğu görüşlere göre “Pozitivist” “Mistik” “Dogmatik” “Septik” “Rasyonalist” düşünceler ile zevk ve sefaya ve hazza önem veren “Hedonizm” gibi felsefi cereyanlar ortaya çıkmıştır. Son zamanlarda MÖ 3. yüzyılda Kıbrıslı Zenon tarafından Atina'da kurulan, insanın tabiata uygun ve akıl yoluyla yaşayarak iç huzura mutluluğa ulaşabileceğini savunan bir antik dönem felsefe akımı olan “Stoacılık” öne çıkmıştır. Hazcılık ve Stoacılığın gençler arasında yayılması medeniyetlerin çökmesine ve devletlerin yıkılmasına sebep olmuştur. Acıdan ve sıkıntıdan kaçarak hazzı ve mutluluğu yakalamayı amaç edinen Epikür’ün felsefesi Roma ve Yunan medeniyetini yıkıma götürmüştür.

