
Ulemanın en faziletli olanları Peygamberimizin (asm) sünnet-i seniyyesinde uyanlar ve ümmeti sünnet-i seniyyeye uymaya davet edenlerdir. Sünneti ihay etmek bidat ve dalaleti yok etmek demektir. Zira bid’at ve dalalet sünneti ve ibadeti yok eden adetlerdir. Ümmetin fesada gitmesi de sünneti terk etmelerinden dolayıdır.
Şeriat, farzı yapana sevap yapmayana günah yazar. Haramı da hâkezâ işleyene günah, terk edene sevap verir. Sünneti ise işleyene sevap verir, ama terk edene günah yazmaz. Aynı şekilde mekruhtan kaçana sevap verir, yapana günah yazmaz. Allah’ın hükümleri yani emri ve yasakları kalemden levhe, levhten arşa, arştan kürsiye, kürsiden sidreye ve sidreden kulların kalp ve bedenine bağlanır. Kulların amelleri ise sidrede son bulur öteye geçemez. Bunun için “Sidre-i müntehâ” denilmiştir. Hükümler de buna göre şekil almıştır ki, levhte farzlar, arştan ise haramlar, kürside mekruhlar zuhur eder.
Arş, Rahman isminin tecelligahı olduğu için haramları işleyen kulları yüce Allah rahmeti ile muamele ederek tövbe edenleri affına mazhar eder. Sidre ise nefsin makamı olup mübahların zuhur ettiği makamdır. Mubah nefsin kısmıdır ve sidreye hastır. Sidreden uzanan ağacın iki dalı vardır birinden zakkum denen ebedî şakîlik âlemine nefisleri çeker, diğerinden ise cennete saadet âlemine götürür. İslam bilginleri dinin hükümleri konusunda işin hakikatini böyle tefsir etmişlerdir.
Şüpheli hususlardan kaçmak şeriatın bir kuralıdır. Peygamberimiz (sav) “Seni şüpheye düşüreni bırak, şüpheye düşürmeyene bak” (Buharî, Büyü 3; Tirmizî, Kıyâme 60.) buyurmuşlardır. Bu hadis “ihlâs ve vera’ sahibi olmayı teşvik etmektedir. Bu durumda itaat ve ibadet kolaylaşır. Bütün din bilginleri takva ve vera sahibi idiler.
Ulemanın en faziletli olanları Peygamberimizin (asm) sünnet-i seniyyesinde uyanlar ve ümmeti sünnet-i seniyyeye uymaya davet edenlerdir. Sünneti ihay etmek bidat ve dalaleti yok etmek demektir. Zira bid’at ve dalalet sünneti ve ibadeti yok eden adetlerdir. Ümmetin fesada gitmesi de sünneti terk etmelerinden dolayıdır. Bunun için Peygamberimiz (asm) “Ümmetimin fesada gittiği zaman sünnetimi ihya edene yüz şehit sevabı vardır” (İbni Adiy, el-Kâmil fi’d-Duafâ, 2: 739; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1: 41; Taberânî, Mecmeu’l-Kebîr, 1394; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7: 282; Hadika, s. 108, Berika, s. 106.) buyurmuşlardır. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, Ahmet b. Hanbel ve İmam-ı Malik mezheperini sünneti ihya üzere kurmuşlardır.
Dinde Kur’an’dan hüküm çıkarmak sünnet-i seniyyeyi ve ehadis-i nebeviyeyi çok iyi bilmekle mümkün olur ve doğu hüküm ancak böyle çıkarılır. İmam-ı Azam Ebu Hanife ve diğer müçtehitler sünnet-i seniyyeye ittiba ederek takva ve vera sahibi olmuşlardır. Sünnet-i seniyyeye hüve hüvesine uydukları için içtihatlarında ve istinbatlarında yanılmamışlar ve ümmeti istikamete, sırat-ı müstakime sevk etmişlerdir. İmam-ı Şafi (ra) “Bütün fakihler imam-ı Azamın talebeleri sayılır” demiştir.
Peygamberimiz (asm) “Sizin hayırlınız Kur’an-ı Kerimi öğrenen ve öğretenlerinizdir” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 21; Ebû Dâvud, Salât, 349; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, 15; İbni Mâce, Mukaddime, 16.) buyurmuş ve bununla sünnet-i seniyye dairesinde, Peygamberimizin (asm) sahabelere öğrettiği, uyguladığı ve izah edip beyan ettiği şekliyle Kur’an-ı öğrenen ve öğretenlerdir. Yoksa heva ve hevesine göre sünneti nazara almadan öğretenler sünnetten ayrıldıkları için cadde-i kübradan ve istikametten ayrılarak dalalet fırkalarını oluşturmuşlardır.
“Alimler peygamberlerin varisleridirler.” (Buhari, İlim, 10; Ebû Davut, İlim, 1; Tirmizi, İlim, 19.) Peygamberin varisi olanlar sünnetine uyan ve sünneti ihya edenlerdir. Yoksa Kur’an’a varis olurlar ama peygambere varis olmazlar. Bu hadis-i şerif yüce Allah’ın “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiştir” (Nisa, 4: 80.) ayetinin tefsir eder.
Bu sebeple Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat uleması, “ulema-i kâmilîn”dir. Onlar ilim ve ihlas sahibidirler. Kim ilim, takva ve ihlas sahibi olursa alim odur. İlim sahibi olduğu halde takva ve ihlas sahibi değilse o bir yalancıdır. Onlara da “Ulemai’s-Sû” (Kötü, saptırıcı alimler) denir. Ehl-i Sünnet uleması din-i İslam’ın ve sünnet-i seniyyenin hafızı ve muhafızıdırlar ve dini ihya edenler bunlardır. Ulemai’s-Sû ise, şeytanın askerleridirler ve insanları peygamberin yoluna değil, şeytanın yoluna sevk ederler. İmam-ı Rabbani hazretleri “Din, iman, ilim, amel ve ihlastır” demiştir. (Hadikatu’n-Nediyye, 1:369; İmam-ı Rabbani, Mektubat, Mektup, 36, 40, 59.)

