
İnsan düşünmeye başladığı andan itibaren felsefe vardır. Yunan felsefesi ise Aristo tarafından ortaya konulmuş olan felsefe anlayışıdır. Buna Skolastik Felsefe denir. Bu felsefeye göre duyular ve deneyler dışında akıl vasıtasıyla hakikatin bilgisine ulaşmak mümkündür.
Genel Felsefe
İnsan düşünmeye başladığı andan itibaren felsefe vardır. Yunan felsefesi ise Aristo tarafından ortaya konulmuş olan felsefe anlayışıdır. Buna Skolastik Felsefe denir. Bu felsefeye göre duyular ve deneyler dışında akıl vasıtasıyla hakikatin bilgisine ulaşmak mümkündür. Aristo felsefeyi “ilk sebep ve gayeler bilgisi” olarak tanımlar. Genel felsefenin konusu metafiziktir. Metafizik ise deney sınırları dışında araştırmalar yaparak akıl vasıtasıyla eşya ve varlıkların gerçek yapılarının araştırılmasıdır. Bu da “madde, hayat ve ruh” olarak üçe ayrılır. Metafizik bunlar üzerinden Allah’ın varlığını araştırır ve bu konudaki delilleri inceler.
Genel felsefenin alanına “Mantık ve Allah’ın mutlak iradesine bağlı olan Ahlak” konuları da dahildir. Bir cemiyetin kültürünü teşkil eden, değer yargıları ile inançların sentezini yapan felsefe, o cemiyetin ilmî zihniyetini, sanat ve ahlakını, din duygusunu birbiriyle uzlaşmış olarak bir bütün halinde ele almasına ve üzerinde fikir yürütmesine “Felsefe Sistemi” denir.
Felsefe her devirde hayatı yakından incelemiş ve hayatın ifadesi olmuştur. Milletlerin karakterleri felsefî düşüncelerine göredir. Çin’in Konfüçyüs ve Tao, Hind’in Brahma ve Buda, Yunan’ın mitolojisi ve Platonu felsefi düşüncelerini oluşturmuştur. Orta çağın felsefesi de dini inançlar üzerine bina edildi ve dini aklın konusu haline getirdi.
Aklın İlkeleri
Akıl, düşünme ve muhakeme yapma kabiliyetidir. Sebep sonuç ilişkilerini kurar, geçmişten geleceği, olmuştan olacağı çıkarır ve elde edilen bilgileri yorumlayarak doğru sonuçlar ve hükümler elde eder. Aklın bir takım ilke ve prensipleri vardır.
Birinci Düstur: “Aynîliktir.” Yani bir şey ne ise odur. Veya her şey kendisinin aynıdır. Ali, Ali’dir, Veli velidir. Erkek erkektir; kadın da kadındır. Bundan “tenakuzsuzluk” çelişmezlik ortaya çıkar. Yani bir şey hem kendisi hem başkası olamaz.
İkinci Düstur: Yeter sebep prensibi. Sebepler sonuçları doğurmaz; ancak sonuçlar birer sebep isterler. Zira Allah sonuçları sebeplere bağlamış, ancak sebeplere tesir vermediği için sebepler müessir değillerdir. Sebeplerden sonuçlar elde edilemez. Evlilik çocuk sebebidir; ancak her evlilikten çocuk olmaz. Ağaçlar meyvenin sebebidir, ancak bazen verir, bazen vermez. Müsebbibü’l-Esbab yüce Allah’tır. Sebepleri de sonuçları da yaratan Allah’tır.
Bunun iki yönü vardır: Birincisi, duran bir cismi harekete geçiren ve hareket halindeki bir cismi durduran bir sebep olmalıdır. Aynı sebepler aynı şartlar altında aynı sonuçları bazen doğurur, bazen doğurmaz. İkincisi, gaye ilkesidir. Her şeyin bir amacı ve gayesi vardır. Aklın her hareketi bir amacı gerçekleştirmek içindir.
Üçüncü Düstur: Aklın ilkeleri umumidir, herkesi kapsar, beynelmileldir. Aklın bazı prensipleri vardır ki bunlar doğruyu bulmak için gerekli olan temel kurallardır. “Bir şeyin bütünü parçalarından büyüktür.” “Bir üçgenin iç açılarının toplamı 180 derecedir.”

