• M. Ali KAYA

ÜMİT VE GAYRET

Güncelleme tarihi: 5 Mar

M. ALİ KAYA

Ümit, geleceğe güvenle bakmaktır. Ümit, sonuçta başaracağına inanmaktır. Aciz kendisine güveni olmayan insanlar ümitsizdirler. Bunlar ye’se düştükleri için tembel tembel otururlar, bir de çalışmak isteyeni vazgeçirmeye çalışırlar. Zira onlara göre her şeyin sonu gelmiş ve dünya kötüye doğru gitmektedir. Bir şey yapmaya gerek yoktur. Bu sebeple onlar çalışanların şevkini kırıp vazgeçirmeye çalışırlar.


Acizlik ise egoizmden ve bencillikten çıkar. Menfaatlerini düşünen ve menfaatlerini kimse ile paylaşmak istemeyenlerin halidir acizlik… Ümitsizlik ve yeis insanın insanlığını öldüren, milletlerin gelişimini engelleyen seretan denen öldürücü veba hastalığıdır.


Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde insanları yeisten kurtarmak için “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz” (Zümer, 39:53.) buyurur. Allah’ın rahmetinden ümidi kesmek, imanda şüpheye düşmek olduğu için imana zıttır ve insanı dinen de küfre düşüren bir durumdur. İnsan daima Allah’ın rahmetine güvenmeli, Allah’a güvenerek tevekkül ile çalışmalıdır. “Beni bilen ve çalışmalarımı gören takdir eden bir Rabb-i Rahimim var. Dünyada hikmeti gereği bunun meyvesini görmesem de ahirette bunun faydasını mutlaka göreceğim” diye gayretle din için, iman için ve insanlığın dünyevi ve uhrevi saadeti için çalışmaya devem etmektir ümit.

Yüce Allah bir kutsi hadiste “Kulum beni nasıl tanırsa ve beni nasıl bilirse ben ona öyle muamele ederim” (Buhari, Tevhid, 15, 35; Müslim, Tevbe, 1; Zikir, 2.) buyurarak kendisine güvenerek çalışanların emeklerini zayi etmeyeceğini en güzel şekilde haber vermiştir.


Sosyal hayatta bir şeyin çaresi onun tersini yapmaktır. Tembelliğin ilacı çalışmak, ye’sin ilacı Allah’ın rahmetinden ümidini kesmeden çalışmaktır. Peygamberimiz (asm) sahabelerini ümitlendirmek ve çalıştırmak için “Bir şey bütünüyle elde edilmezse büsbütün terk edilmez” buyurmuşlar ve yangından ne kurtarırsanız o sizin için kardır anlayışını vermiştir.


Ümitsiz insan ölü gibidir. Mehmet Akif bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:

“Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir.

Davransana! Eller de senin, baş ta senindir.”

Atiyi karanlık görüp azmi bırakmak

En alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak!


Peygamberler “Bizim vazifemiz tebliğdir, sonuç Allah’a aittir.” (Maide, 5:99.) “Biz vazifemizi yaparız ve Allah’ın işine karışmayız” diye bütün gayretleri ile bütün olumsuzluklara rağmen ve her şey kendi aleyhlerinde olduğu halde tebliğ görevini en güzel şekilde yapmaya çalışmışlar ve asla ümitsizliğe düşmeyerek dinlerini tebliğ etmişlerdir. Peygamberler kendi hayatlarında insanlığın saadetini görememişlerdir, ancak ona inananlar yine tebliğe ve çalışmaya devam ederek dinini dünyaya yaymış ve insanlığı saadete ulaştırmışlardır.


Tebliğ, sadece duyurmaktan ibaret değildir. Tebliğin içinde ilim, gayret, şevk, azim, çalışmak, tatbik etmek, açıklamak ve izah etmek ile insanlığa yaşayarak örnek olmak gibi unsurların tamamını barındıran bir faaliyetler bütünü vardır.


Dinin hamisi olan Osmanlı devletinin I. Dünya Savaşı sonunda mağlup olarak İslam ülkelerinin esaret altına girdiği, Anadolu’nun dahi işgal edildiği 1919 tarihinde bütün İslam dünyası ve İslam bilginleri dahi ümitsizliğe düştüğü bir zamanda Anadolu’dan yükselen bir ses “Ümitvar olunuz! Şu istikbal ınkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslam’ın sadası olacaktır!” diyordu. Bu ses Bediüzzaman Said Nursi’nin sesiydi. Aradan geçen 50 yıl gibi kısa bir zaman içinde İslam ülkeleri bağımsızlığını kazandı ve İslam’ın zaferini yeniden ilan ettiler.

Bediüzzaman ayrıca geleceği en güzel şekilde okuyarak ilim ve fennin inkişafını delil göstererek “İstikbal yalnız ve yalnız İslam’ın olacak ve hâkim hakâık-ı imaniye ve İslamiye olacaktır” (Hutbe-i Şamiye, s.28.) diyordu. Bu müjde de yine hamiyetli ve gayretli Nur Talebelerinin çalışmaları ile gerçekleşecektir. İnşallah!


Ancak bu durduğumuz yerde kendi kendine olacak değildir. “Allah her şeye kadirdir!” diye tembelce durmakla olmaz. Bu konuda Peygamberlerin çalışmaları, Peygamberimizin (asm) gayreti ve sahabelerin mücadele azmi bizim için örnektir. Allah peygamberine dahi bütün gayreti ile çalıştıktan sonra aciz kaldığı yerde ve mağlup olacağı zaman yardım etmiştir.


Allah çalışmayana, tembele, aklını ve imkanlarını kullanmayanlara yardım etmez ve onları rezillik içinde bırakır. Aklını kullanmayan ve gayret etmeyenleri rezil edeceğini bize haber vermiştir. (Yunus, 10:100.) Yüce Allah elbette her şeye kadirdir; ancak Allah bunu bize yaptırmak istiyor, ta ki bize mükafat versin ve cennetteki nimetleri hak edelim, istidat ve kabiliyetlerimizi geliştirerek fazilet ehli mükemmel insanlar olalım ve meleklerin “Yeryüzünde fesat çıkaracak ve kan dökecek insanları mı yaratacaksın!” (Bakara, 2:30-31.) şeklindeki itirazlarını hayrete ve hayranlığa çevirecek meleklerden yüce ve üstün meziyetleri kazanalım.


Kâinatta büyük bir hareket ve kemalata doğru mükemmel bir meyil vardır. Varlıkta hareket ve faaliyet esastır. Hareket ve faaliyet cansızları hayata, hayat sahiplerini daha mükemmel yaşamaya ve daha mükemmel yaşayanları da daha da yüce gaye ve amaçlara hizmet etmeye sevk etmektedir. Hareketin amacı kemale ermektir.


Canlılar hareketliliğin cisimleşmiş halidir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Fıtratı müteheyyiç olan insanın rahatı yalnız sa’y ve cidaldedir” (Münazarat, 89.) demektedir. İnsan ancak çalışmakla ve faaliyet içinde olmakla rahat eder. İnsanın saadeti hareket ve faaliyettedir. Bu sebeple “Rahat zahmette, zahmet rahattadır” denilmiştir. Bunun içindir ki en çok sıkıntı ve üzüntü içinde olan insan tembel ve işsiz insandır. Tembel bir insan durduğu yerde kokuşan su gibidir hem kendisine hem de çevresine zarar verir.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri asla boş durmaz, daima hareketli ve daima çalışır vaziyette bulunmuş, gece uyumamış, gündüz asla boş durmamıştır. “Neden hiç rahatınızı ve istirahatinizi düşünmüyorsunuz?” diyenlere “Bilseniz gayret ne derece hayırlıdır bir dakikanızı dahi boşa geçirmezsiniz!” diye cevap vermiştir. (Son Şahitler, 1:199.)


İnsan gayreti ve himmeti nispetinde büyüktür. “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.” Peygamberimiz (asm) kendisine krallık, zenginlik ve refah gibi tekliflerle gelen Kureyş müşriklerine “Bir elime güneşi, diğer elime ayı verseniz ben bu davadan vazgeçmem ve geçemem!” (İbn-i Hişam, Sire, 1:285.) diye ret cevabı verip bütün gayreti ile Allah’ın adını yüceltmeye çalıştığı gibi Bediüzzaman Said Nursi (ra) de onun sünnetine uyarak “Milyarlarca kahraman başların feda oldukları bir kutsi hakikate başımız dahi feda olsun!” (Şualar, 284.) diye bütün gayreti ile Deccal ve Süfyanla mücadele etmiş ve Risale-i Nur Külliyatı gibi harika bir Kur’an Tefsirini en olumuz şartlarda, hapishane köşelerinde ve sürgünlerde yazmış, İman ve Kur’an Davasını yeniden başlatmış ve “Cadde-i Kübra-i Kur’âniye” olan “Sahabe Mesleğini” açmıştır.


Büyük bir şevk ve gayretle çalışmasaydı bu güzel sonucu elde edebilir miydi?

23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör