• M. Ali KAYA

ŞAHIS ODAKLI SİYASET

M. Ali KAYA

“Zaman cemaat zamanıdır.” Bu 21. asrın genel kuralıdır.


Bu zamanda cemaat, cemiyet, kurum öne çıkmıştır. Demokrasinin gereği de zaten kurumsallıktır. Takım çalışması ve istişare kurumsal başarının temelini teşkil eder. Ferdi başarı yeterli değildir. Takım içinde uyumlu başarı ve takımın başarısı esastır.


Geri kalmışlığın ölçüsü, insanların bir lider beklentisi içinde olmaları ve herkesin çalışması yerine liderin çalışmasını yeterli görmeleridir. Tembeller çalışkanları severler; ta ki işlerini onlara yaptırsınlar. Geri kalmış toplumlar da liderleri aralarından çıkarırlar ve her şeyi onlardan beklerler.


***

2000’li yılların öne çıkan değeri kurumsallığın öne çıkmasıdır. Karizmatik liderler dönemi kapanmıştır. Bediüzzaman Said Nursi ta asrın başında 1922 yılında Ankara’da TBMM de “Zaman cemaat zamanıdır” diyerek bu husustaki sözünü söylemiştir. O din hizmetinde bile şahsa bağlı bir cemaat yerine kitaba ve kuruma bağlı bir cemaatin prensiplerini vazetmiştir.


“Eski hal muhal” diyen de Bediüzzaman’dır.

Binaenaleyh siyasette de şahıs odaklı bir siyasi yapılanmanın çağdaş olmadığı ve çağdaş normlara uymadığı bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.


Ama ne var ki, henüz toplum bu seviyeye çıkmamıştır. Topluma yön verenler de toplumu şahıs odaklı bir siyasete yönlendirmektedirler. Bir kurtarıcı lider gelecek, her şeyi düzeltecek, toplum ve halk ise hiçbir şey yapmadan her şeye sahip olacaklardır.


Ne ham hayal! …

***

Bediüzzaman’ın siyasi anlayışında şahıs yoktur. Sitem ve kurum vardır. Ne var ki herkes kendi beklentisine ve düşüncesine göre risaleleri anladığı ve bu alışkanlığını terk etmediği içindir ki Bediüzzaman’ın siyasi anlayışı maalesef tam anlaşılamamıştır.


Ne var ki falanca ve filanca lider hayranlığı; falan lider olursa olur, filan lider olmazsa olmaz gibi şahıs odaklı siyaset Türkiye’nin önünü tıkamaya devam etmektedir.


Siyasetin önünün açılması biraz da karizmatik liderlerin siyasetten çekilmesine bağlıdır.


***

Bediüzzaman “Meşrutiyet hâkimiyet-i millettir” demektedir; ama o milletin de “hak, marifet, muhabbet üzere hareket etmesi ve şahsa değil, kanuna bağlı” olmasını şart koşar. Bu şartlara bağlı bir milletin ancak “hâkim” olabileceğini söyler. Yoksa “meşrutiyet” dediği “demokrasi” yerine yine istibdadın kaynağı olduğunu söylediği şahıs hâkimiyeti kaçınılmaz olacaktır.

Zaten olan da budur.


“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi TBMM’ye ancak 1928’li yıllarda asılmıştır. TBMM’nin açılışında ise “Onların işleri aralarında istişâre iledir” (Şura, 38) ayet-i kerimesinin Arapça aslı asılı idi. Harf inkılabı ile bu ayet TBMM’den indirilmiş ve yerine “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ibaresi asılmıştır.


Bu cümleyi ilk olarak kullanan ise 1908 yılında Meşrutiyetin ilanı ile “Hürriyete Hitap” nutkunu meşrutiyetin ilanının üçüncü gününde Sultanahmet Meydan mitinginde konuşan Bediüzzaman’a aittir.


Bediüzzaman’ı iyi okuyanlar bilirler ki Bediüzzaman hiçbir zaman şahıs odaklı bir siyaseti tasvip etmemiştir. Bediüzzaman daima fikir odaklı bir siyasetin temel prensiplerini ortaya koymuştur.

Bizler ne zaman “fikir odaklı” siyasete odaklanırsak o zaman doğru yolu bulmuş oluruz.

10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör