• M. Ali KAYA

ŞİDDET – SEBEPLERİ VE ÇARELERİ

M. Ali KAYA

Şiddet medeniyete zıttır. İnsanlar vahşet döneminden gelirken maalesef şiddeti de beraberlerinde getirmişlerdir. Ama ne yazık ki, toplum modernleştikçe şiddetin arttığına şahit oluyoruz. Bundan anlıyoruz ki, modernizm ayrıdır, medeniyet ayrıdır.


Bediüzzaman “Medenilere galebe ikna iledir, vahşilere olduğu gibi icbar değildir” buyurur. Medeniyet şehirlilik, dindarlık, ahlak, ilim, kültür, sanat, edebiyat, müzik ve estetiktir. Bunların hiçbiri şiddeti kaldırmaz ve şiddetin ve zorlamanın olduğu yerde barınmaz ve gelişmez. Zira şiddet iradeyi kısıtlar, aklı yok eder, baskı ve istibdadı netice verir. Baskı ve istibdadın olduğu yerde hürriyet yoktur; hürriyetin olmadığı yerde medeniyet olmaz.


Gerek ABD’de gerekse Avrupa ülkelerinde şiddet gittikçe artma eğilimi göstermektedir. ABD her sene en az 100 milyar doları şiddeti, kap-kaçı ve hırsızlığı önlemek için harcamaktadır. Bunun için İş Güvenliği ve Ahlâkî değerler her şeyden önemli görülmektedir. Ama başarılı olamamaktadır. Zira şiddeti önleyecek iç murakabedir. Bunu sağlayacak olan ise Allah’a ve ahirete imandır. Allah korkusu ve ahirette hesap verme duygusu olmazsa şiddet kaçınılmaz olur.


Ayrıca şiddetin diğer sebepleri:

  • İşsizlik, fakirlik ve servet düşmanlığı,

  • Sokağa terk edilen çocuklar,

  • Şiddet içeren bilgisayar oyunları ve filimler,

  • Alkol ve uyuşturucu kullanımının artması gibi talî sebeplerdir.


Şiddetin Ruhsal Boyutu

Bireyin kişilik yapısı da çok önemlidir. Suça eğilimli kişilikler vardır. Dürüst olmayan davranışlara alışmış kişiler gerek diliyle yalan söyleyerek gerekse kişisel çıkarlarını yalan ve hile ile koruma yoluna gidenlerde şiddete karışma eğilimi daha fazladır. Sorumsuzluk ve günübirlik yaşama da burada önemli rol oynamaktadır.


Hürriyeti yanlış anlama, yani vahşi bir özgürlük duygusu da şiddetin sebeplerindendir. Hürriyet anlayışından farklı olan özgürlüğün kavga ile kazanılacağı fikri şiddeti netice vermektedir. Özgürlük kural ve yasa tanımamaktır, bir nevi “Anarşizm” ve “ibahe mesleğidir.” Hürriyet ise insan haklarına saygı, hak ve hürriyetleri koruyarak, yasal çerçevede hakların kullanımı ve başkalarının da haklarının kullanımı için onların hürriyet sınırına saygıdır.


Sosyal hayatın, hayat-ı içtimaiyenin düzeni için “Hürmet, merhamet, emniyet, haram-helal duygusu ve itaat şarttır.” Bunlar olmazsa olmaz. Bu da ancak İman ve Amel-i Salih ile olur. Bu da Kur’ân-ı Kerimin gösterdiği yolla mümkündür.


**

İnsanlık tarihi hak ve hürriyet kavgaları ile doludur. İnsanlar her zaman kendisini ezenlerle mücadele etmiştir. İnsan yüreğini hürriyet vaadi kadar etkileyen başka bir şey yoktur. İnsanın temel hakkı olan hürriyet arzusunu kısıtlamak da saldırganlığı körüklemiştir.


İslâmiyet şiddeti, sivillerin öldürülmesini ve intiharı yasakladığı halde “İntihar Bombacılarının” kendilerini öldürerek sivillerle yönelik katliam yapmaları hususu Lübnanlı Hizbullah, Şiiler ve Filistinli Hamas’ı inceleyerek anlayabiliriz.


Yanlış yorumlanan “Cihad” anlayışı ile şiddetin idealleşmesi ve 17- 23 yaş arası kişisel kimlik problemi yaşayanlarca benimsenmesi potansiyel teröristlerin doğmasına sebep olmuştur. Bunların çoğunun düşmanları tarafından aşağılandığı ve bundan dolayı düşmanlık, kin ve nefret ile doldukları gözlenmiştir.


Teröristler genellikle terör kurbanı olanlardır. Kendilerine olan güvenleri bozulmuş, gelecekle ilgili ümitleri yok olmuştur. Zeki ve planlama yeteneğine sahiptirler. Kendilerini guruba feda ederler. Yaralanmış olan gururlarını ve kimliklerini gurup kimliği ve milli ve dini kimlikle onarmak isterler ve canlı birer bomba olurlar.

Kimler canlı bomba olmaya aday?

17–23 yaşları arasındaki genç bekâr erkekler, ergenlik geçişinin kimlik krizini yaşarlarken potansiyel adaylardır. Kimlik krizi içindeki genç ailelere karşı çıkma eğilimleri olduğu dönemde eğer etnik çatışmadan dayak yemişse, ailelerinden, sevdiklerinden birisini kaybetmişse potansiyel adaydır. Var olan politik ve ekonomik şartlarda gelecek ümidi zayıflamışsa aday olmuştur. Şiddet idealleştirmeye hazırdır.


Eğer kişisel güvenliklerine olan inancı zayıflamışsa, her an yakalanacaksa, hayatını koruma ve yaşama inancı ihlal edilmişse canlı bomba olmaya hazırdır. İşte bu psikolojideki gençler ufak gruplara ayrılır, askerî örgüt biçiminde organize edilir. Bu gruplara topluca Kur’ân okunup, ilahiler söyletilir. İslâm’ın sivillerin öldürülmesini yasaklayan ve men eden yasaklarından hiç söz edilmez. Sürekli “Allah’ın yolunda ölenleri ölü zannetmeyin onlar yaşıyorlar, rızıklarını Rablerinin yanında bulunuyorlar” mealindeki ayetleri okumaya yöneltilirler. Terörist lider dinî beraberlik oluşturmak ve özel bir kimlik yüklenmek için sadece ilgili paragraflar okutulur. Fedakârlıkla ilgili bahisler okutulur ve ezberletilir. Bu yöntem izci grubu ve spor takımlarında da uygulanan “Grup Ruhu” yöntemidir. Ebeveynlerine de bu misyondan bahsetmemeleri öğretilir. Ayrıca cennetteki ikramlardan ve hurilerden söz edilir. Şehidin ölümü düğün olarak nitelenir. Ölümsüzlük, ümit duyguları ve beyin yıkama yöntemleri ile Kur’ân’ı bütüncül olarak değerlendirmeleri imkânsız hale getirilir.


Politik güçler, şiddet ve ayrımcılık uyguladıkça korku duygusu artar, ümit duygusu azalır, intikam ateşi alevlenir. Mezopotamya insanında var olan acı çekme, şehit olma, öç alma, şiddeti sorun çözmede yöntem olarak kullanma kültürüne intihar kültürü de eklenerek dünyanın geleceği tehlikeye atılır.


Çözüm problemin içindedir. Filozofların çoğunlukla batıdan, peygamberlerin doğudan çıkması, doğu insanını motive eden unsurun daha çok din olduğunu gösteriyor. Bunu teröristler kendi amaçları için kullanıyor ve dinin arkasına sığınarak eylem yapıyorlar. Şiddeti öneren Mezopotamya kültürü ile tarihte şiddet olaylarının en çok bu bölgede yaşanmış olmasının bir bağlantısı var mı? Bu soruya karşı, İslâm dini ve Hz. Peygamberin (asm) yaşantısı hiç şiddet önermezken Bedevîlerden Peygamberimizden sonra Müslüman olan Hariciler ve Saltanatı korumayı esas alan Emevilerle birlikte şiddetin yöntem olarak benimsenmesini açıkladığını söyleyebiliriz.


Hak arama ve problem çözmede şiddet kullanımını yasaklayan Peygamberimizin (asm) uygulamaları bu derece ortadayken, Haricilerde şiddet ve kan dökmenin bu derece kabul görmesi Mezopotamya kültürü ile açıklanabilir.


Haricî Vehhabi geleneği şiddeti önerir. Bu nedenle Ortadoğu’da bu geleneği yaşatan yönetimler şiddeti besleyen yönetimler olacaktır. Haricî geleneği Emevilerin baskıcı yönetimleri ile kontrol edilebilmiştir. “Aşırı Hürriyet eğitimsiz ve inançsız toplumlarda aşırı baskı ile sonuçlanır.


Bugün Ortadoğu’da hak arama ve sorun çözme için sivil direniş yöntemi olarak şiddetin ön plana çıkmasında şiddet geleneğinin büyük rolü vardır. Hindistan’da “Gandhi” şiddete başvurmadan başarıya ulaştı. Türkiye’de de Bediüzzaman Said Nursi “Müspet Hareket” metodu ile ve “Manevî Cihad” prensibi ile Müslümanlara şiddetin her nev’inden uzak durmalarını, Hürriyet ve Demokrasiye sahip çıkarak müspet iman hizmeti ile şiddetin önünü almayı amaçlamış ve bunu başarmıştır.


Sonuç

Öfke, kızgınlık insan hayatının bir parçasıdır. Ferdî ve içtimâî sonuçları olan duygular. Öfke duygusu, korku duygusu ile birleşirse saldırganlık ortaya çıkar. Öfke duygusu sevgi duygusu ile birleşince iletişim kurma çabası ortaya çıkıyor.


Toplumda insan ilişkilerinde sevgiyi artıracak yaklaşım ise birebir yapılan iyilik ve yardımlardır. Sevgi dolu bir bakış, tebessüm, güzel birkaç söz ya da iyiliklerin öfke ve kızgınlığı azalttığı biliniyor. Hak arama ve problem çözmede metot iletişim olmalı, şiddet olmamalıdır. Müspet hareket menfiliklerle meşgul olmadan toplumda “Sevgi, muhabbet ve uhuvveti” tesis etmek gerekir. Bunu tesis edecek olan da “Selamlaşmadır.”


9 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör