• M. Ali KAYA

ABDESTTE AYAKLARIN YIKANMASI

M. ALİ KAYA

Yüce Allah Abdest ile ilgili ayette yüce Allah şöyle buyurur:


Ey iman edenler! Namaz kılacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi ve başlarınıza meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer boy abdestini gerektirecek bir halde iseniz guslediniz. Eğer hasta iseniz veya seyahatte iseniz yahut tabii ihtiyacınızı gidermişseniz veya kadınlarınızla cinsî birleşme yapmışsanız ve bu halde de su bulamamışsanız, o zaman temiz toprağa ellerinizi sürün ve onunla yüzünüzü ve kollarınızı hafifçe ovun. Allah sizi zora koşmak istemez; ama sizi tertemiz kılmak ve size olan nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredenlerden olasınız” (Maide, 5:6.)

Abdest insanın dış dünya ve eşya ile en çok ilgisi olan, kirlenen ve temizliği gerektiren azaların yıkanmasıdır. Maddi temizlik neticede manevi temizliği de gerektirir.

Abdest insanı kirlerden temizler, ikincisi kirlilikten kaynaklanan hastalıklardan korur. Ayrıca hadis-i şerifte belirtildiği gibi günahları kirlerle beraber temizler. Peygamberimiz (asm) “Kim güzel bir şekilde azalarını üçer defa yıkayarak abdest alırsa o azaları ile işlediği günahları da parmak uçlarından akar gider” (Müslim, Taharet, 11.) buyurmuştur.


Ayrıca ümmetinin abdest azaları nurlu bir şekilde parlak olduğu halde kabirlerinden çıkıp mahşer meydanına hesap vermeye gideceğini ve bu alametleri ile “Ümmet-i Muhammedi” (asm) tanıyacaklarını ifade eder. “Kıyamet gününde abdest azaları parlak bir şekilde geleceklerdir. Gücü yeten emredilenden daha fazla yıkayarak bu nuraniyeti artırsın” (Buhari, Vudû, 3.) buyurmuşlardır. Peygamberimiz (asm) bu kardeşlerini Havz-ı Kevserde bekleyeceğini de ifade eder. (Müslim, Tahâret, 12.)


**

Abdestte yıkanması gereken en önemli azalar el, yüz ve ayaklardır. Eller müstakil, ayrı zikredilmez kollarla beraber zikredilir. Ancak önce yüz yıkanacağına göre evleviyetle ellerin yıkanması gerekir ki aklın ve mantığın gereği bu olduğu için Peygamberimiz (asm) böyle yapmıştır. Kur’an-ı Kerim akıllı insanlara hitap ettiği için belagatin gereği olarak teferruata girmez.


Ayakları topuklarla beraber yıkamak farzdır. Zira ayak elden daha çok kirlenir. Bilhassa sıcak memleketlerde yazın daha fala kirleneceği her akıl sahibi insanın bildiği bir husustur. Ayak yıkamadan temizlik olmaz ve el kokmaz; ama yıkanmayan ayak kokar.


- Peki neden bazıları ayakların mesh edilmesinin farz olduğunu iddia ediyorlar?

- Ayetlerin zahirine bakıp “Nahiv” kurallarının yanlış yorumlanması ve “Vemsehû bi-ruûsikum ve erculekum” ayetinin kıraatinden dolayı ile bunu iddia etmektedirler. Peygamberimizin (asm) sünnetini kabul etmedikleri için de böyle akla ziyan bir fikri ortaya atmışlardır. Zira Peygamberimizin (asm) çıplak ayağına mesh ederek namaz kıldığı asla vaki değildir. Bu konuda iddia sahiplerinin ortaya koyacağı hiçbir delil de yoktur.


**

Ayetin Nahiv kurallarına göre okunmasına gelince:

Bunu birkaç maddede izah edelim.


Birincisi: “Bi ruûsikum ve erculekum” ayeti i’rabda başındaki “Be” harf-i cerri ile başın mes hedilmesi emredilmiştir. Ve bu sebeple başı mesh etmek farzdır. Sonra gelen “ve erculekum” kelimesi ise ayakları anlatır. Bu kelimenin başındaki “vav” atıf vavıdır. Bu “vav-ı atıfın ‘ruûsikum’ kelimesinin atfıdır” diye iddia edenler ayakların meshinin farz olduğunu iddia ederler. Zira bu durumda “Başınızı ve ayaklarınızı meshedin” anlamı çıkar.


Halbuki “Erculekum” kelimesinin “Lam”ı hem nasb hem de cer okunabilir. Dolayısıyla buradaki “Nas” mücmeldir. Mücmel olan ayetten kast edilen mana delilin sübutu ile ortaya çıkar. Hiçbir delile istinat etmeden “cer” tarafına yönelerek anlam vermenin hiçbir ilmî tutar tarafı yoktur. Bu konuda delil ise “Sünnettir.” Hem fiilî hem de kavlî sünnette ayakların mesh edilmesine dair hiçbir kayıt yoktur. (Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’ân, 2:345.) Sahabeden de bu konuda hiçbir bilgi gelmemiştir. Bütün sahabeler Peygamberimizden (asm) gördükleri gibi ayaklarını topukları ile beraber yıkamışlar ve öyle abdest almışlardır.


İkincisi: Abdestte ayakların yıkanmasına dair Peygamberimizin (asm) hadisleri ve onu gören sahabelerin icmaı vardır. Hatta ayaklarını yıkarken ökçesinde kuru bir yerin kaldığını gören Peygamberimizin (asm) “Veylün limen lil-a’kâbi mine’n-nâr” “Vay ökçelerinin ateşten korumayanların hâline!” (Buhari, Vudû, 29; Müslim, Tahare, 9; Tirmizi, Tahare, 31; Ebu Davud, Tahare, 97; Nesai, Tahare, 90.) buyurarak iyice ovarak yıkamayanların ayaklarının ateşte yanacağını haber vermiş ve sahabelerini uyarmıştır. Bu pek çok sahabeden bize gelen mütevatir bir hadistir. Mütevatir hadis ile amel etmek ise vaciptir. Zira hüküm buna göre verilir.


Yine Peygamberimiz (asm) bir sahabenin abdest alırken ayağının arka tarafında tırnak kadar kuru bir yer kaldığını görünce “Dön! Abdestini yeniden al” (Müslim, Tahare, 10; Ebu Davud, Tahare, 90.) diye ikaz etmiştir.


Üçüncüsü: Ayette “Ve ercüleküm ile’l-ka’beyn” “Topuklarına kadar” buyurmaktadır. Yıkanacak yerlerin topuklar ile sınırlandırılması, topuklarına kadar yıkanması gerektiğine ima ve işarettir. Mesh söz konusu olsa sınırlama yapmaya gerek kalmazdı, baş gibi mutlak bırakılırdı ve bu da Kur’ân’ın belagatine aykırı düşerdi. Baş mutlak bırakıldığı için müçtehit imamlar nasıl meshedileceği konusunda ihtilaf etmişlerdir. İmam-ı Şafi ba’ziyeti esas almış ve biraz dokunma yeterlidir demiştir. İmam-ı Azam dörtte biri ile sınırlamıştır. İmam Ahmed ve Malik ise kaplama meshi esas almışlardır.


Dördüncüsü: Ayetin sonunda “Allah size zorluk çıkarmak istemez; ancak sizi temizlemek ister” buyrulur. Bu da ayağın yıkanması gerektiğini ve hikmetini beyan etmektedir. Zira ayak yıkanmazsa temizlik tamam olmaz.


Sonuç

Ayet her ne kadar mücmel ise de ayakların yıkanması hususunda muhkemdir. Durum böyle iken ayetten ayakların mesh edileceğini anlamak kalp ve kafa hastalığına delildir. Kur’ân-ı Kerim bir imtihan kitabı olduğu için Yüce Allah bununla insanları imtihan etmektedir. Kurtuluş ise “Peygambere itaat” iledir. Bu sebeple yüce Allah Peygambere itaati emreder ve “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur” (Nisa, 4:80.) buyurur.


Kalp hastalığı nifaktan kaynaklanır. Nitekim yüce Allah “Kur’an’ın muhkem ve müteşabih ayetlerinin olduğunu, kalplerinde hastalık bulunanların müteşabih ayetlere yanlış manalar vererek saptıklarını haber verir.” (Âl-i İmran, 3:7.) Kaldı ki abdest namaza tabi bir farzdır. Namazın şartlarındandır ve namazın lazımıdır. Abdestin farzlarından “Hadesten taharetin” gereğidir. Vahyin bidayetinde hem abdest hem de namaz “Nass” ile yani “Vahy-i Metluv” ile sabit olmadan önce “Vahy-i Gayr-i Metluv” ile sabit olmuş ve Cebrail (as) Peygamberimize (asm) Allah’ın emri ile bizatihi uygulayarak öğretmiş ve Peygamberimiz (asm) de hayatı boyunca o şekilde uygulamıştır. (Molla Hüsrev, Dürretü’l-Hükkâm, Şerh-i Gureru’l-Ahkâm, 1:7.) Daha sonra Medine’de abdest, teyemmüm ile beraber gelen ayetle “Nass” ile sabit bir farz olmuştur.


Allahümme’hdinâ bi-hidayeti’l-Kur’ân…

Allahümme’hdinâ’s-Sıratal müstakîm! Amin!


19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör