• M. Ali KAYA

AİLENİN KORUNMASI HUZUR VE SAADETİ

Güncelleme tarihi: 8 Mar

M. ALİ KAYA

Kadın kadındır; erkek de erkektir. Şark ile Garp gibi birbirinden farklıdır ve eşit değillerdir. Adalet de eşitlik demek değil, hak sahibine hak ettiği kadar hak vermek ve haksızlık yapmamaktır. Eşit hak dağıtmak ve pozitif hak vermek haksızlıktır. Herkese ihtiyacı olanı ve hak ettiğini vermek esastır.


Adaletin özü, ihkâk-ı haktır. Layık olanı vermektir. Hak ve hukuk noktasında eşit muamele göstermektir. Adaletin iki kefesi vardır. Birincisi hak sahibine hakkını vermek, ikinci kefesi de haksızı cezalandırmaktır. Bu iki kefenin dengede olması da “kanun hakimiyeti”ne bağlıdır. İmtiyaz olmayacaktır.


Peygamberimiz (asm) “Her insan hukuk ve adalet karşısında tarak dişleri gibi eşittir; fazilette ise merdiven basamakları gibidirler” buyurur. Peygamberimiz (asm) hukuk ve adalet karşısında imtiyazın olmayacağını “Kızım Fatıma’da olsa hırsızlık yaparsa elini keserim” hadisi ile ifade etmiştir.


**

Kadın zayıf yaratılmıştır ve himayeye muhtaçtır. Bu onun anne olma ve çocuk doğurma fıtratında yaratılmasından kaynaklanmaktadır. Bir kadının en önemli vazifesi anne olabilmektir. Bu sebeple yaratılışı da buna göredir, duyguları da buna göre şekillendirilmiştir. Annede şefkat duygusunun olması bundandır. Erkek ise anneyi ve çocuğu koruma yanında barındırma ve maişetini temin etme görevi olduğu için güçlü yaratılmıştır.


Kadın hissî yaratılmıştır, bu sebeple kolay etki altında kalır. Çoğu zaman duygusal davranır. Erkeklerde ise akıl, cesaret ve merhamet duyguları daha da gelişmiştir. Bu sebeple daha akılcı ve daha soğukkanlıdır.


Kadınlar şefkatli, erkek cesur olmalıdır. Kadından sadakat ve hürmet beklenir, erkekte ise cömertlik ve cesaret umulur. Bu sebeple yüce Allah kadının ve çocukların nafakasını erkeklere yüklemiş ve onları sorumlu tutmuş, kadını ve çocukları himaye etmesini istemiştir.


**

Yüce Allah erkeklere yüklediği sorumluluk ile ailede kendisine itaat edilmesi gereken özelliklere sahip olduğunu, kadının ve çocukların ona itaat etmesi ile aile düzeninin sağlanacağını şöyle ifade eder: “Allah mallarından harcama yaptıkları için insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaat edenlerdir.” (Nisa, 4:34.)


Kur’ân erkeklere “Kavvam” olmalarını emreder. Yani, kadını ve çocukları himaye etme, ailesini koruma ve geçimini sağlamakla mükelleftir. Nasıl ki “Kavmin efendisi ona hizmet edendir” hadis-i şerifi ile idarecilik kavme hizmeti gerektiriyorsa, aile reisliği de ailesine hizmeti, onları korumayı ve geçimlerini sağlamayı gerektirir ve önemli bir sorumluluk yükler.


Buna mukabil erke de ailede saygıya, hürmete ve kendisine itaat edilmeye liyakat kesbeder. “Kavvam” olmak da bunu gerektirir. Kıyam ayakta durmak, kavvam da ayakta tutan demektir. Aileyi ayakta tutan da erkeğin aile kurması ve bunu ayakta tutmaya çalışmasıdır. Bu da ailenin kurulmasını, korunmasını ve geçimini yüklenmesini gerektirir.


Hak ve adaleti ayakta tutmak da yine kavvam olmaya bağlıdır. “Kûnû kavvamîne lillahi şühedâe bi’l-kıst” yani, “Allah için hak ve adaleti ayakta tutanlar olun!” (Maide, 5:8.) ferman eder.


**

Kadınların dövülmesine gelince; dövmek bir cezadır. Ceza suçun karşılığı olan bir müeyyide, bir yaptırımdır. Suç nazara alınmadan sadece cezayı konuşmak herkesi zalim konumuna sokar. Kanunu tatbik eden, suçluyu cezalandıran zalim olmaz.


Sosyal hayat gibi aile hayatının da belli kuralları ve kaideleri vardır. Yüce Allah bunları haram ve helal olarak, farz ve haram olarak belirlemiştir. Bu durumda kanuna uyanlar olduğu gibi uymayanlar da olacaktır. Yasalara uymamak, kanun tanımamak ve kanunun suç saydığı bir fiili işlemek büyük suç ve kusurdur. Kanunu uygulama konumunda olan idareciler ve sorumluluğu üzerine alanların elbette bazı yetki ve salahiyetleri de olacaktır. Sorumluluk verdiğinize yetki ve salahiyet vermezseniz düzen nasıl sağlanacaktır? Yetkisi olmayanın etkisi de olmaz.


Kocaya karşı kadının vazifesi sadakat ve itaattir. İtaati mutlak itaat olmadığı Peygamberimizin (asm) “İtaat marufadır. Allah’a isyan olan yerde kula itaat olmaz” buyurarak belirlemiştir. Bu durumda Allah’a isyanı emretmediği sürece yöneticiye itaat farz olur. Aile reisi de tüm yöneticiler gibi kendisine tanınan hakların ve yetkinin ötesine geçerse zulmetmiş olur. Kadın da vazifesini yapmazsa suç işlemiş ve cezayı hak etmiş olur. İtaat eden kadın ise sevgiyi ve övgüyü hak eder. Aksi taktirde kocasının sevgisini kaybettiği gibi nefretine de sebep olur. Bu durumda ailede sevgi ve saygı, hürmet ve merhamet ortadan kalkar, mutsuz bir işkence yuvası haline gelmez mi?


Bir kadını ancak kocası himaye eder ve koruyabilir. Çocukları da ailesi himaye edebilir. Aileden kopardığınız kadınlar ve çocukların huzurlu, mutlu ve başarılı olmaları nadiren görülen bir durumdur. Yüce Allah adam öldürme cezasını vermeyi dahi ailesine bırakmıştır. Devlet suçluyu yakalar, tespit eder, cezasını da takdir eder; ama cezayı uygulamayı mağdurun ailesine bırakır. Aile de katili ister idam eder, isterse kan bedelini alır serbest bırakır, isterse affeder. Böylece cezada adalet sağlandığı gibi mağdur da memnun edilmiş olur, suçlar da caydırıcı olur. Suç önlenir, düşmanlıklar ortadan kalkar. Ailenin korunması, geçimi de aile reisinin sorumluluğu altındadır. Devlet kadını ve çocuğu himaye etmek için yasalar yapacağına aile reisini korumak için yasalar yapmalıdır. Böylece aile korunmuş, kadın ve çocuklar da daha mutlu ve huzurlu olmuş olur. Mutlu aile mutlu toplum demektir.


**

ABD yapımı bir filmde karı kocanın boşanma sahnesi vardır. Medeni şekilde boşanan eşler aradan geçen uzun bir süre sonra karşılaşırlar. Kadın boşandığın bin pişmandır. Ama bir defa öfkeye kapılmış, hissiyatına mağlup olmuş ve boşanmışlardır. Sonrasında kadın büyük mağduriyetler yaşamış ve hayat kendisine zehir olmuş, aradığı huzur ve mutluluğu bulamamıştır. Bir müddet konuşurlar. Sonunda kadın pişmanlığını şöyle ifade eder: “Neden bana bir tokat atmadın?


Koca da kendisine verilen yetkiyi elbette kötüye kullanmamalıdır. İslam hukuku bunu en güzel şekilde tanzim etmiştir. Sonra kadının dövülmesi Müslümanlara has bir durum değildir. Kadın sığınma evleri önce Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Sebep kadınların gördüğü işkence ve mağduriyetler. Bu nereden kaynaklanmaktadır? İnsan fıtratından kaynaklanır. Nefis ve şeytan her insanda vardır, şehvet, öfke, haset, fesat, kin ve nefret insanların tamamında bulunan duygulardır. Öfke kontrolü kolay bir durum değildir ve herkesin bunu kontrol altına alması mümkün değildir. Suçlar böyle işlenir ve cezalar suç olduğu için vardır.




12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör