• M. Ali KAYA

AKIL-İFRAT VE REFRİT

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021


M. ALİ KAYA

İslam muhakkikleri “Bir farzı yapmak için iki haramdan kaçmak gerekir. O haramlar da ifrat ve tefrittir” demişlerdir. İfrat aşırılık, tefrit de ilgisizliktir. İkisi de haramdır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri ifrat ve tefrit konusunu en güzel şekilde izah eden ve “Sırat-ı Müstakim” olan istikamet yolunu gösteren büyük bir allamedir.


Şöyle ki:

"İfrat veya tefrit, delillere karşı bir isyandır. Yani, sahife-i âlemde yaratılan delâil, uhûd-u İlâhiye hükmündedir. O delâile muhalefet eden, Cenâb-ı Hakla fıtraten yapmış olduğu ahdini bozmuş olur. Ve keza ifrat ve tefrit, hayat-ı nefsiye ve ruhiyenin maraz ve hastalığını intaç eden esbabdandır. Ve keza, ifrat ve tefrit, hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir. Ve keza, dünya nizamının bozulmasını intaç edip fesat ve ihtilâle sebebiyet veren iki ihtilâlcidirler." (İşaratu'l-İ'caz, s.300.)


**

- İfrat ve tefritten nasıl kurtuluruz?

- Aklın muhakemesine müracaat etmek, mantığın terazisi ile tartmak ve delillere müracaat etmek suretiyle kurtulabiliriz.

Zira Peygamberimiz (asm) “Dînu’l-mer’i akluhû ve men lâ akle lehu lâ dine lehû” “Kişinin dini aklına göredir. Aklı olmayanın dini yoktur” buyurmuşlardır. (Suyutî, Camiu’s-Sağir, 2:16; Münavi, Feyzu’l-Kadir, 3:353; Aliyyu’l-Muttaki el-Hindî, Kenzu’l-Ummal, 3:379.)


Peygamberimiz (asm) ayrıca “Lâ yu’cibennekum İslâmu’l-mer’i hattâ ta’lemû mâ ukdetu aklihi” “Kişinin Müslümanlığı aklının derecesini bilmedikçe seni şaşırtmasın” buyurdular. (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 6:354; Suyutî, El-Leâli’l-Masnûa, 1:126.)

Peygamberimiz (asm) ahirette kişinin Allah katında alacağı sevap ve Allah katındaki derecesinin de aklına göre olacağını haber vermiş ve “Halk hayırlı amellerde bulunur, lâkin Cenâb-ı Hak sevabı kullarının aklına göre verir” buyurdular. (Suyutî, Leâli’l-Masnûa, 1:126.) Çünkü, nice aklını kullanmayan ahmaklar vardır ki ömür boyu yaptığı hayrını ve amelini bir akılsızlığından bir anda yok eder. Nitekim, ahmaklığından ömür boyu kazanılan serveti bir anda yok eden zenginler de vardır.

Hz. Aişe (ra) Peygamberimize (asm) sorar:

- Kişinin Allah katında derecesi neye göredir?

- Aklına göredir ya Âişe!

- Ameline göre değil midir ya Resulallah?

- Ya Aişe! Nice ahmaklar vardır ki ömür boyu ibadetini bir anda yok eder” buyurdular.


Gerçekten insan çok samimi, çok ihlaslı ve çok sadakatli olabilir; ancak nefis ve şeytan, kurnaz ehl-i dalalet ve tuğyan insanı aldatır. Daha iyiyi yapacağım derken iyiden de olur. Bir anda şirke ve küfre girer amelini iptal eder. Saflığından ve ahmaklığından, cehaletinden ve güya hayırhahlığından yararlanan ehl-i dalat sonu küfre ve dalalete hizmet eden bir yola onu hizmet adına, Allah adına sevk edebilir. Nitekim yüce Allah “Şeytan sizi Allah ile aldatmasın!” (Fatır, 35:5-8.) buyururken bunlara dikkat çeker.


**

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 5 Ocak 1960 tarihinde Ankara’da Nur Talebelerini toplar ve şöyle der: “Kardeşlerim! Benim sizin sadakatinizden ve ihlasınızdan zerre kadar şüphem yoktur; ancak ehl-i dalalet sizleri aldatabilir. Aldanmamanız için bu dersi veriyorum!” der ve son dersini verir.


Evet, insan aldanır. İnsanı aldatan ifrat ve tefrittir. Bu da bilgisizlik yanında bilgiyi doğru şekilde kullanmamak ve yanılmaktan kaynaklanır.


**

Hayır ve şer bellidir. Hayrı ve şerri herkes bilir ve bu bilgi insanı alim yapmaz. Ancak hayır ile şer arasında şerre benzer hayırlar, hayra benzer şerler vardır. Bunlara şüpheli hususlar denir. Gerçek alim bu şüpheli hususları bilen ve hayrın arkasındaki şerri, şer gibi görünen şeylerin arkasındaki hayrı görür ve insanları buna göre bilgilendirir ve ikaz eder ve yol gösterir. Bunun için Hz. Ali (ra) “Hayrı ve şerri bilen alim değildir; alim ehven-i şerri bilendir” demiştir.


**

Peygamberimiz (asm) “Beşikten mezara kadar ilim öğrenin” ferman eder.

- Neden?

- Çünkü Kur’an ve Hadisi, temel bilgileri öğrenmek ve ezberlemek yeterli değildir. Önemli olan bu bilgiyi işleyerek faydalı sonuçlar elde etmek, hayatta başımıza gelen ve gelebilecek olan olayları ve hadiseleri, gelişmeleri ve teknik konuları doğru ve faydalı hale getirerek ondan maddi ve manevi istifade etmektir. Bu da devamlı okumayı, çalışmayı, araştırmayı, aklı kullanmayı gerektirir. Yoksa irşat edeyim derken ifsat eder, faydalı olayım derken zarar verir, hizmet edeyim derken hezimete sebep olur.

Yine bu sebeple Peygamberimiz (asm) “Ehris li-dünyâke ke-enneke taîşu ebeden. Ve’amel li-ahiretike ke-enneke temûtu ğaden” “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya hırsla çalış; yarın ölmeyecekmişsin gibi de hayırlı amel işlemeye bak!” (İbn-i Ebi Usame, Müsnedü’l-Hâris, medine-1413/1992, s. 2:983, H. No: 1093; Münavi, Feyzu’l-Kadir, 2:12, H. No: 1201; Suyuti, C. Sağir, 1:48.) ferman ederek devamlı çalışmayı ve maddi-manevi, dini ve fenni bilgilerini ve kazancını ahiret hesabına Allah korkusu ile yanlışa düşmemek için çalışmayı emreder.


17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör