• M. Ali KAYA

AKIL VE BİLGİ ÇAĞI

Güncelleme tarihi: 5 Mar

M. ALİ KAYA

Bediüzzaman “Akıl ve Bilgi Çağı”nın adamı. Eserlerini ona göre telif etmiş. Ahir zamanın “Bilgi Çağı”nda insanlığa Kur’anın mesajını ulaştırma görev ve misyonunu üslenmiş, ihsan-ı İlahi tarafından istihdam edilerek bu vazife omuzlarına konulmuştur.


Bunun için Bediüzzaman yalnız bir din adamı değil, aynı zamanda toplum adamı ve aksiyon adamıdır. F. Kerim GÖKAY’ın anlatımı ile “Sosyal düşüncelere malik, kafası aydınlanmış bir ilim adamıdır.” (F. Kerim GÖKAY, Yeşilay kurucusu ve eski İstanbul valisi. N. Şahiner, Aydınlar Konuşuyor, 147.)


Geleceğin dünyasında Hürriyet ve Demokrasi’nin hakim olacağını görerek Meşrutiyeti Şeriat namına alkışladı. 31 Mart’ın “Divan-ı Harbi Örfisinde” Meşrutiyeti müdafaa ederek “Zaman-ı meşrutiyetin zembereği, ruhu, kuvveti, hakimi, ağası; haktır, akıldır, marifettir, kânundur, efkâr-ı âmmedir” (Münazarat, 33.) diyordu.


Aradan geçen zaman dilimi Bediüzzaman’ı tasdik etmiştir. Gerçekten de artık dünyada hakim olan akıl ve aklın ürünü olan ilim ve fikirlerdir. İnsanlık artık meselelerini düşünerek ve “Düşünce Gücü” ile çözmeye çalışmaktadır. “Ortak Akıl Toplantıları” “Beyin Fırtınaları” bilhassa idarecilerin vazgeçilmez metotları arasında yerini almıştır. Ortaya çıkan problemleri çözmek için, problem çözme teknikleri ve fikir üretme mekanizmaları arasına mutlaka “Akıl Toplantıları” bulunmaktadır.


Akıl ve Bilgi Çağında haberleşme ve bilgi üretme, bilgiyi yayma büyük bir hız ve aktivite kazanmıştır. Ancak bu kadar çok bilgi arasından insanlığı maddi ve manevi saadete ulaştırabilecek doğru bilgileri bulabilmek ve istikametli hedefleri belirlemek gerçekten zordur. İnsanlığın gemilere yön ve yol gösterecek deniz fenerlerine ihtiyacı vardır. Çünkü okyanusta seyreden gemilerin doğru yolu bulması deniz fenerleri sayesinde olduğu gibi bilgi okyanusunda seyreden araştırmacıların ve ilim adamlarının da buna ihtiyacı vardır.


Bilgi çağında bilgili insan her şeyi bilen insan değildir. Her şeyi ancak herkes bilir. Bilgiler içinde doğru da vardır, yanlış da. Doğruyu yanlıştan ayırabilecek metotlara ve doğruya ulaştıracak prensiplere olan ihtiyaç bilgiden fazladır. İnsan kilitli bir hazineye ulaşsa ve hazineyi açamazsa hazine bir şeye yaramaz. O hazineden istifade etmek için kapıyı açacak bir anahtar hazineden daha kıymetlidir. Bunun gibi bilgi haznesinden istifadeyi sağlayacak olan ölçüleri ihtiva eden bir bilgi her şeyden kıymetlidir.


İşte “Risale-i Nur Külliyatı”nın fonksiyonu bilgi dünyasında yol gösteren ve doğruyu bulmaya yarayan ölçüleri ihtiva etmiş olmasıdır. Bu açıdan “Akıl ve Bilgi Çağının” “Risale-i Nur” gibi Kur’anî ölçüleri ortaya koyan ve insanlığın istifadesine sunmuş olan esere ne derece ihtiyacı olduğunu gelecek günlerde daha iyi anlayarak taktir edecektir. Kur’an da bir ilim hazinesidir. Ondan istifade etmek yine “Risale-i Nur”un Kur’ani ölçüleri iledir. Her iki yönden de meseleyi derinlemesine düşünerek incelediğimiz zaman çağımızın ne derece “Risale-i Nur” eserlerine ihtiyacının olduğu görülecektir.

Nasıl ki şu gördüğümüz terakkiyat-ı beşeriye ve kemâlât-ı medeniyet celb ile, galebe ile ve cidal ile değil; insanın aczi ve zafı sonunda ihsan-ı ilâhi tarafından kendisine verilmiştir; öyle de insanın zafı ve ihtiyacı neticesi “Risale-i Nurlar” da insanın ihtiyacı, zafı ve cehli neticesinde Allah’ın lütfu olarak ihsan edilmiştir. (Sözler, 23. Söz, s.296.)


Bunun için “Akıl ve Bilgi Çağı”nda insanlığa yol gösterecek olan rehber kitaplar Kur’anın asrımıza hitabı olan “Risale-i Nur” eserleri olacaktır.

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör