• M. Ali KAYA

ALLAHÜ EKBER NE DEMEK

M. ALİ KAYA

Allahü Ekber. Allah her şeyden büyüktür, öyle bir kadir-i zülcelâldir ki kudretinde hiçbir vecihle hadd-ü nihayet yoktur. O kudrete nispeten zerrelerle yıldızlar, en cüz’î ile en külliler, bir fert ile nev’i müsavidir; aralarında hiçbir fark yoktur. Bir zerreyi ve ferdi yarattığı aynı kuretle yıldızları da nevileri de yaratır. “Sizin yaratılmanız da diriltilmeniz de bir ferdin yaratılıp diriltilmesi gibidir” (Lokman, 31:28.) ayeti bu hakikate işaret eder.


Evet, bir zerre veya bir fert yaratılışça, sanatça bir yıldızdan ve bir türden, bir cüz bir küllden geri değildir. Belki dekâik-ı sanat cihetiyle bir fert neviden, bir atom yıldızdan daha sanatlı ve daha harikadır.


Allah’ın zatının lazıme-i zaruriyesi olan ilmi de her şeyden büyüktür, hiçbir cihetle hadd-ü nihayeti yoktur. Bu sebeple hiçbir şey Onun ilminden hariç değildir. Çünkü her şey daima Onun huzurunda ve daire-i nazarıdadır. O manzar-ı âlâda olduğu için ezel ve ebede ait her şey her an Onun nazar-ı şuhudundadır. Zira kâinatta görünen hikmet-i âmme, inâyet-i tâmme ve ilm-i muhit ile cüz’iyatın muntazam kaziyeleri, muntazam bir miktar-ı muayyen içinde olması, faydalı ve semereli neticeleri ve iki had ortasında muayyen ecelleri, her bir şeyin hayatına ve rızkına lazım maddeleri gayet mükemmel şekilde kendilerine ulaşması, kainattaki her cihette görülen rahmet, hikmet, in’am, ikramlar gayet alîmâne ve gayet ihtimamkârâne müzeyyen ve sanatlı bir şekilde bulunması gibi mezkur hakikatler Onun ilminin her şeyi ve her yeri ihata ettiğine delildir. Bu hakikate “Yaratan bilmez olur mu? O her şeyi bütün incelikleriyle bilen ve her şeyden haberdâr olandır” (Mülk, 67:14.) ayeti buna işaret eder.


Allah’ın zatının lazme-i zaruriyesi olan iradesi her şeyden büyüktür. Çünkü kainattaki cüz-küll, cüz’î-küllî her şeyini ve her şeyin bütün keyfiyât ve ahvâlini, ihtiyarı ve irade-i ezeliyesi ile icad ediyor, tedbir ve terbiye ederek tasarruf ediyor. Zira, kainatta akıl ve şuurdan, irade ve kudretten yoksun olan camit zerreler ve onlardan terekküp eden küllî unsurlar hareket ve faaliyetinde gayr-i mahdut imkânât yolları içinde mütereddit iken; birden gözümüz önünde yaratılması, mükemmel bir nizam ile tanzim edilip suretler alması, pek mükemmel bir nizam, intizam ve ölçülülük içinde pek çok faydalı sonuçlar vermesi, kuru bir çekirdekten meyveli bir ağacın mükemmel çıkması ve canlılara faydalı nimetler vermesi gibi fillere mazhar olması, bir damla sudan mükemmel hayata mazhar canlıların yaratılması yüce Allah’ın sonsuz iradesine, her şeyin Onun istediği ve dilediği gibi olduğuna şahitlik ederler ve bu hakikat Peygamberimizin (asm) “Onun dilediği olur, dilemediği olmaz” (Ebu Davud, Edeb, 101.) hadisi ile ifade edilmiştir. Evet, her şey Onun iradesi ile vücuda gelir. “Allah bir şeyin olmasını dilerse anında olur” (Bakara, 2:117; Âl-i İmran, 3:47) ayeti buna işaret eder.


“Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim” (A’raf, 7:188.) ayeti her şeyin, insanın fiillerinin dahi Allah’ın iradesi, meşieti ve dilemesi ile olduğunu ifade eder. Peygamberimiz (asm) “Mâşâallah ve la havle velâ kuvvete illa billah” (Beyhaki, Şuabu’l-İman, 4:90.) buyurarak her halinde ve her fiilinde Allah’a sığınır ve Allah’tan isterdi.

Her şey Allah’ın iradesi ve kudreti ile olduğu için Kur’ân-ı Kerim “Herhangi bir şey için Allah'ın dilemesi dışında, ben onu yarın yapacağım deme...” (Kehf, 18:23-24.) buyurarak yapacağımız işlerde “İnşallah!” yani “Allah dilerse, Allah izin verirse” dememizi emretmektedir.


**

Allahü Ekber. O Allah öyle bir şems-i ezeldir ki, şu kâinat bütün ehl-i şuhudun ittifakıyla Onun envar-ı esmaiyesinin zilâli, gölgeleri ve esmasının tecellileri ve ef’âlinin eserleridir. O öyle bir Zât-ı Zülcelaldir ki, bütün âlemler onun kabza-i kudretinde, nizam ve mizan-ı tasarrufundadır. O öyle bir Hâkim-i ezeldir ki kâinatı ve içindeki mevcudatı iradesiyle koyduğu kanunların, kaza ve kaderinin düsturları ve hikmet ve meşietinin, irade ve tedbirinin namuslarıyla, inayet ve rahmetinin cilveleriyle ve esmâ ve sıfatının tecellileriyle nazmetmiştir.


Allahü Ekber. O Allah öyle bir Sâni-i Ezelidir ki, şu âlem-i kebir olan kâinatın hey’et-i mecmuası, Onun ibdaı, yoktan yaratması, inşası ve sanatıdır. O kâinatın küçük bir misal-i musaggarı, küçük bir numunesi olan insan ise Onun icadı, binası ve boyasıdır. Bu iki âlemin, kainat ve insanın arasında bulunan ve aralarındaki uyumu sağlayan bütün varlıkların her bir cüz’ü üstünde Onun mühürleri, sikkeleri ve hâtemleri basılmış olup Onun varlığına birliğine ve kudretine şehadetler ederler. O varlıklar nizam ve intizamının ve sanatının dilleriyle “Bizi yaratan ve yaşatan her şeye kadir olan Allah’tır” derler.


İşte Allahü Ekber bütün bu hakikatlerin unvanı, yani ismidir.


Sonuç olarak:

Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahü Ekber her biri isim olup zımmındaki bütün hakikatleri bizlere ders verir ve bütün kainattaki yaratılış, faaliyet, aralarındaki nizam, intizam, düzen, birbirinin imdadına koşmak ve aynı amaca, hayata ve kemâlâta hizmet etmeleriyle “Sübhanallah” Allah’ın Celâline, “Elhamdülillah” Cemaline ve “Allahü Ekber” Kemaline birer isim ve unvandır. Bu sebeple değiştirilemez, tercüme edilemez ve tahrif edilemezler. Zira isimler değiştirilemez, tercüme edilemez, aynen verildiği gibi ifade edilirler.

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör