top of page
  • M. Ali KAYA

BEDİÜZZAMAN’IN İÇTİHATLARI

M. Ali KAYA

Yüce Allah arıyı ve karıncayı beysiz, lidersiz bırakmadığı gibi insanlığı da peygambersiz ve lidersiz bırakmaz, bırakmamıştır. Her kavme bir peygamber göndermiştir. Bin senede bir de tüm dünyada insanlık tamamen yeni bir döneme, yeni bir çağa girdiği için onları terbiye edip terakki ettirecek yeni ahkama ihtiyaç olduğu için “Ulu’l-Azm” peygamber göndererek yeni bir şeriat ve kitap göndererek insanlığın terakkisini sağlamıştır.


İnsan aklının ürünü olan felsefî ve fenni ilimler ne zaman peygamberlerin getirdiği şeriatler ile barışık ve peygambere tabi olarak devam etmiş ise insanlık birden büyük bir sıçrama yaşamış ve terakki etmiştir. Ne zaman ayrı gitmiş ise bütün hayır ve güzellik nübüvvet tarafında kalmış, bütün zulüm ve kötülük dinsiz felsefe yönünde gelişmiş ve insanlığın mahvına sebep olmuştur.


Her şeyin bir sonu vardır. İnsanın sonu ölüm, dünyanın sonu kıyamet olduğu gibi, nübüvvet de Hz. Muhammed’in (asm) risaleti ile son bulmuştur. Peygamberimiz (asm) “Hatemü’l-Enbiya”dır. Peygamberimiz (asm) “Benden sonra nebi yoktur; ancak yüce Allah her yüz sene başında ümmetimden bir Müceddid-i din gönderir onun ile dini tecdid eder” (Ebu Davud, Melahim, 1.) buyurmuştur. Mücedditler dine sokuşturulan bid’aları temizler, sünnetleri ihya ederek dini asliyetine irca ederler.


Değişen şartlara göre de dinin ahkamını ispat ederek insanlığın manevi hastalıklarına ilaçlar nevinden hükümleri Kur’an ve Sünnetten çıkararak içtihatlarını yaparlar. Böylece dini Asr-ı Saadette olduğu gibi hayata hâkim olmasını temin ederler. Bin sene insanlık büyük bir gelişme ve değişim yaşadığı için bin sene sonra gelecek olan müceddit de bu değişen şartlara göre dinin ahkamını ortaya koyarlar ve yaşanmasını sağlar, dalaletten ve küfürden kaynaklanan yanlış düşünce ve uygulamaları ortadan kaldırarak imanı, şeriatı ve sünneti müdafaa eder. Yeni içtihatlarla insanlığın manevi hastalıklarını tedavi ederler.


Peygamberimizden (asm) bin sene sonra Ahir zamanın son dönemi çok büyük değişimlere sahne olur. Akıldan, fenden ve felsefeden kaynaklanan ilerlemelerle sosyal ve siyasi hayatta ve teknolojide büyük gelişme yaşanarak insanlar akıllarına ve ilimlerine güvenerek dinin yerine aklı ve fenni koyarak dine karşı savaş açmışlardır. Bu zamanda dinin itikadi, amelî ahkamının hakkaniyetini ve insanlığı saadete sevk eden prensiplerini ortaya koyan, iman hakikatlerini ve şeriatın ahkamının uygulanmasını ortaya koyan müceddid Bediüzzaman Said Nursi hazretleri olmuştur.


Son müceddid kabul edilen Mevlâna Şeyh Halid Ziyaeddin’den (ks) sonra Müceddid olarak Mehdi’nin geleceğini Mevlânâ Hâlid haber vermiştir. İsmet Efendi’nin “Risale-i Kutsiye” isimli eserinde şöyle denilir: “Sonunda geldi gerçi şeyh Halid / Veli efdal mücahid ol mücahid / Kemâlat şol kadar vermişti Vahid / Ne mümkün vasf ede bu abd-i fâkıd / Bu zata bend olup Hakka gidelim /Kemal-i bâ cemâli seyr edelim. / Bu zât bin ikiyüz yılda müceddid / Olup kıldı tarikatları bu tecdid / Ki hatta bazı zât keşfetti Hâlid / Müceddid gayrı yok Mehdi müceddid. / Bu Mehdi’ye uyup hakka gidelim / Kemâl-i bâ-cemâli seyr edelim.” (Risale-i Kutsiye, s. 76.)


Mevlânâ Halid’den sonra Bediüzzaman’ın müceddid olduğu konusunda kimsenin bir itirazı yoktur. İtirazı olan da Risale-i Nurları okumadığı ve Bediüzzaman’ın hayatını ve mücadelesini bilmediği için cehaletindendir. Bediüzzaman Hicrî 13. Asrın başında gelmiştir. Kendisinden sonra Kur’an Tefsiri olan ve dini tecdid eden Risale-i Nur Külliyatını müceddid olarak kabul etmiş, kendisini de onun bir talebesi kabul etmiştir. Risale-i Nurun da bundan sonraki asırları kıyamete kadar bu vazifeye devam edeceğini, başka müceddidin de gelmeyeceğini “Zaman şahıs zamanı değil, cemaat zamanıdır” içtihadıyla ifade etmiştir. Bu sebeple bundan sonra herhangi bir şahı beklentisi içinde olmamak gerektiğini, beklenen şahısların gelip vazife yaptığını ve bu vazifeyi Risale-i Nur’a devrettiklerini ifade etmiştir.

Bediüzzaman’ın içtihatlarından bazıları şöyledir:

1. “Bu zaman tarikat zamanı değil cemaat zamanıdır. Şahıs hiçtir, insanlığa yol gösteren ve idare edenler şahs-ı manevilerdir.” Bediüzzaman bunun için kendi şahsını mercii olmaktan çıkarmış ve “Risale-i Nur Külliyatı” telif ederek okuyanları şahsına değil kitaba bağlamıştır. Bu zamanda müceddit “Risale-i Nurlar” ve onların takipçilerinin “Meşveretinden çıkan şahs-ı manevidir” demiştir. “Ben de bu cemaatin, bu şahs-ı manevinin bir azasıyım. Benim de bir reyim var” demiştir. Böylece tarikat anlayışının ve kültürünün bu zamanda geçerli olmadığını ifade etmiştir. Zira bu zamanda “Ortak akıl” denen ve Meşveretlerden, toplantılardan çıkan kararlarla yönetilen, şahısların değil, kararların, yasaların hâkim olduğunu görüyoruz. Eskisi gibi şahısların medreseleri yoktur, üniversite kurumlarının hocaları vardır. Artık güçlü olan kurumsal yapılardır. Devletler de padişahlar tarafından değil kurumsal yapı olan “Meclisler” tarafından yönetilmektedir.


2. “Zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değildir.” Bu içtihadı ile Bediüzzaman bundan sonra Mehdi ve İsâ, Deccal ve Süfyan beklentisinin Müslümanları yanıltacağını, bu beklenen zatların gelip vazife yaptıklarını ifade eder. Risale-i Nurları okuyan bunu idrak eder.


3. “Bu zamanda cihad manevidir. Maddi kılıç kınına girmiştir.” Bediüzzaman bu içtihadı ile din için savaş döneminin bittiğini, bundan sonra medenî dünyada “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin” kabulü ve “Din ve Vicdan Hürriyeti”nin devletler tarafından kabul edilmesi ile din için savaş anlamında cihadın kalktığını, onun yerine Kur’an-ı Kerimin iman hakikatlerinin akla ve mantığı uygun şekilde fennî ve felsefî ilimlerle, tebliğ, ikna ve irşad ile olacağını ve bu cihadın her Müslümanın farz vazifesi olduğu ve dünyanın her yerinde “Hürriyet” içinde yapılacağının ifade etmiştir.


4. “Hürriyet, Meşveret, Adalet ve Kanun Hakimiyeti”ni sağlayan Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrasinin İslam’a uygun bir yönetim şekli olduğunu, hilafetin bundan sonra “Millet Meclislerinin” görevi olduğunu ve diyanetin de “Şura” ile hizmet etmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu içtihat önemli bir gelişmedir.


5. “Muhalefet meşru bir muvazene-i adalet unsurudur” içtihadı ile de demokratik muhalefetin dinen meşru olduğunu ve adaleti sağlamanın bir organı olduğunu ifade etmiş, tarih boyunca muhalefeti “İhanet” olarak gören anlayışı ortadan kaldırmıştır.


6. Eğitimde “Akla ve Vicdana hitap eden” “Din ve Fen Eğitiminin” beraber verilmesi gerektiği konusundaki içtihadı fevkalade önemlidir. Bu eğitimde din ve fen eğitimi çatışmasını ortadan kaldıracak önemli bir içtihattır.


7. “Asya’nın bahtını ve İslamiyet’in taliini açacak olan Hürriyet ve Meşrutiyettir. Ancak şeriat-ı garranın terbiyesinde kalmak şartıyla” buyurarak günümüzün Müslümanlar arasına önemli bir problemi olan “Hürriyet” “Demokrasi” “Muhalefet” “Siyasi Partiler” konusunda önemli bir içtihat yapmış ve bunların şeriatın terbiyesinde kaldığı sürece meşru ve şer’î olduğunu ifade etmiş ve bunu da Kur’an ve Sünnet ve Dört Hak Mezheb’in içtihatlarından çıkarmış ve ispat etmiştir.


8. “Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır. Bu vazifeyi de Kur’an’ın bir manevi tefsiri, manevi bir mucizesi olan ve bu zamanda küfrü, dalaleti, felsefi fikirleri ve fenden gelen şüpheleri gidererek iman hakikatlerini ispat eden Risale-i Nurlarla olacağını ifade etmiş ve bunun için 6000 sayfalık Risale-i Nur Külliyatını telif etmiştir. Meydandadır. Kimin şüphesi varsa alsın okusun. Okumadan konuşmak cehaletini ilan etmekten başka bir şey değildir.


9. “Dini siyasete alet etmenin dine zarar vereceği” içtihadını da yapmış ve dinin siyaset malzemesi yapılmaması gerektiğini izah ve ispat etmiştir.


Bu yazdıklarımıza itiraz edenler olabilir. O zaman bu problemlere Bediüzzaman’ın içtihatlarının yanlışlığını ispat ederek, daha güzel bir çareyi göstermelerini isterim. Maalesef bu cahiller Risale-i Nurları okumak ve istifade ederek bu içtihatlara uymak yerine “Siyasal İslam” partilerini iktidar yapmak, siyaset malzemesi olarak kullanmak için tarikatları çoğaltmak ve cemaatleri siyasete alet etmek, İran, Afganistan ve Arabistan baskıcı İstibdat rejimlerini “Şeriat Yönetimi” diye savunmak, Allah için Cihad yapacağız diye “IŞID” gibi terör örgütlerini destekleyerek fitne ve fesat çıkarıyorlar ve İslamiyet’e zarar veriyorlar.


İslam Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi “İman, İbadet, Hukuk, Ahlak, Hürriyet, Adalet, Meşveret” gibi temel esasların hâkimiyetidir. Bu da ilimler olur. Bu zamanda hak ve hakikati ders veren ilim kaynağı da Kur’an Tefsiri Risale-i Nurlardır.


Vazifemiz Risale-i Nurları okumak ve Kur’an-ı Kerimi İslamiyet’i doğru anlamaktır. Böylede “Doğru İslamiyet’i ortaya koymak ve İslamiyet’e layık doğruluğu” göstermektir.

21 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page