• M. Ali KAYA

BEDİÜZZAMAN VE İMAN HİZMETİ

M. ALİ KAYA

Peygamberimize (asm) soruldu: “Amellerin hangisi efdaldir?”

Cevap verdiler: “Allah’ın isim ve sıfatlarını bildiren ilim her şeyden üstündür.

Suali soran: “Yâ Resulallah! Biz ameli sorduk; ilmi sormadık!” dedi.

Peygamberimiz (asm) “Allah’ı bildiren Marifetullah ilmi ile beraber olan az amel insana fayda verir. Bu ilimden yoksun çok amel insana fayda vermez” (Gazâlî, İhyâ, 1:23.) buyurdular.


**

Yüce Allah “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51:56.) buyurur. İbadet etmek Allah’a iman edip itaat etmek demektir. İbn-i Abbas (ra) “Beni tanısınlar” diye tefsir etmiştir. Tanımak ise Allah’ın sıfatlarını bilip iman etmek demektir. Nitekim yüce Allah bir kutsi hadiste “Ben, gizli bir hazine idim; bilinmek, tanınmak istedim, mahlukatı yarattım’’ (Buhari, Ezan, 148.) dediği rivayet edilmiştir. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 20:398.)


Bu sebeple Allah’ı tanımak ve ona iman etmek en büyük ibadet ve itaattir. Emir ve yasakları ile rızasına uygun ameller işlemek imandan sonra gelir. Hidayet Allah’a rızasına uygun, Kur’an-ı Kerimin bize haber verdiği ve Resulullah’ın (asm) tarif ettiği şekilde inanmaktır. İbadet de Peygamberimizin (asm) Allah’ın razı olacağı amelleri bizatihi uygulayarak yaptığı ve Allah’ı razı ettiği şekliyle olması gerekir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır” buyurarak iman ve itaatin en önemlilerini zikretmiştir. İnsanın yaratılış amacı iman olduğu için bu amaca zıt olan “şirk ve inkâr” affedilmeyen en büyük günahtır. (Nisa, 4:48, 116.) Şirk en büyük dalalet ve Allah’a büyük iftiradır.


**

Allah’ı tanımak Allah’ın kendisini tanıttığı şekilde olmalıdır. Yoksa insan aklı ve fikri ile, hayali ve hevası ile Onu tanıyamaz. Nitekim Peygamberimiz (asm) “Allah Teâlâ’nın yarattıkları ve nîmetleri üzerinde tefekkür edin, fakat Zât’ı üzerinde düşünmeyin! Zira siz, O’nun kadrini aslâ takdîr edemezsiniz.” buyurmuştur. (Deylemî, Müsned 2:56; Heysemî, Zevaid, 1:81; Beyhakî, Şuab, 1: 136.) Arifler “Allah Teâlâ ile alâkalı olarak aklına hangi düşünce gelirse gelsin, bilesin ki Yüce Allah ondan başkadır” derler. Zira Allâh’ın zâtî sıfatlarından biri, “Muhâlefetü’n-li’l-Havâdis” yani yaratılmışlara benzememektir. Onun için bir arife: “Rabbini nasıl tanıdın?” diye sorulunca: “Ben Rabbimi Rabbimle tanıdım” cevabını vermiştir.


**

Takva ve edebin kaynağı mârifetullahtır. Marifetullah bütün ilimlerin yerine geçer. Ona sahip olan kimse, her ilmin özünü ve hedefini elde etmiş olur. Diğer ilimler ise Marifetullah yerine geçemez. Zengin-fakir, erkek-kadın, âmir-memur, evli-bekâr bütün mükellefler Marifetullah ilmine muhtaçtır. Çünkü Rabbini tanımayan kimse O’nu sevemez, Sevemeyen temiz kulluk edemez. Mârifeti az olanın imanı zayıf olur. İmanı zayıf olanın, ibadeti gevşek olur.


Marifetullah ilmi, sıradan bir müslümanın ilminin yüzlerce derece üstündedir. Hz. Lokman (as) evladına şöyle nasihat eder: “Yavrum! Güzel bir amel yapmak ancak yakinî iman ile mümkündür. İnsan, ancak yakîni ölçüsünde hayır amel yapabilir. Kişi, yakîni noksanlaşmadıkça amelinde noksanlık yapmaz. Bazen insanın yakîn ile yaptığı az amel, yakîni zayıfken yaptığı çok amelden daha faziletlidir. Kimin yakîni zayıflarsa, önemsiz gördüğü günahlar kendisine hâkim ve galip olur.” (Ebu Talib Mekki, Kutu’l-Kulub, 116-117.)


Bütün Peygamberler tevhidi yani Allah-u Teâlâ’nın varlığını, birliğini ve ibadet ve itaat edilmeye layık tek ilah olduğunu öğretmek için gönderilmiştir. Bütün ilimlerin hedefi, âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’ı tanımaktır. Buna “Marifetullah” denir. Bu ilmin ve marifetin meyvesi Allah-u Teâlâ’yı sevmektir. Buna da “Muhabettullah” denir. İnsana verilen kalbin vazifesi Yüce Yaratıcıyı tanımak ve sevmektir. Göz, kulak, dil, akıl, vicdan gibi latifeler ve manevi cevherler de insanı bu hedefe ulaştırması için verilmiştir.


Peygamberimiz (asm) “Kendisine hizmet için yaratılan dünyaya, altına, gümüşe, kumaşa gönül verip köle olanlar helak olmuşlardır” (Buhârî, Rikak, 10; Cihad, 70; İbnu Mâce, Züht, 8.) buyurur. Allah’ın nimetlerini sayarak Allah’ın sevmek ve insanlara sevdirmek Allah rızasını kazandıracak olan en değerli ibadettir. Nitekim Peygamberimiz (asm) “Size verdiği nimetlerden dolayı Allah’ı sevin. Allah’ı sevdiğiniz için de beni sevin.” (Buhari, Tarihu’l-Kebir, 1:183; Tirmizi, Menakıp, 31.)


Allah ve Resulünü sevmenin dünyada karşılığı imtihanlar, sıkıntı ve meşakkatlerdir. Nitekim sahabelerden biri “Ey Allah Rasûlü, seni seviyorum.” dedi. Allah Rasûlü (asm) “Öyleyse fakirliğe hazır ol!” buyurdu. Adam: “Ben Allahu Teâlâ’yı da seviyorum.” deyince; Efendimiz (asm) “Öyleyse bela ve imtihana hazır ol” buyurdu. (Bezzar, Müsned, No: 3595; Heysemi, Zevaid, 10: 274.)

Peygamberimiz (asm) “Ey Allah'ım! Bana kendi sevgini, seni sevenlerin sevgisini ve beni sana yaklaştıracak olan amellerin sevgisini nasip eyle. Allah’ım! Senin sevgini, bana her şeyden daha sevgili kıl.” (Tirmizî, Daavât, 73.)


**

“İlm-i iman” aynı zamanda en yüce ibadettir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Zaman tarikat zamanı değil, belki imanı kurtarmak zamanıdır. Tarikatsiz Cennete gidenler çoktur, imansız Cennete giden yoktur” diye bütün kuvvetimizle imana çalışmışız” buyurarak Risale-i Nur “Marifetullah” ilmini en güzel bir şekilde Kur’ân-ı Kerimin dersini vermiştir.


Risale-i Nurlar “Tefekkür-ü imaniyedir.” Peygamberimiz (asm) “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten hayırlıdır” (Suyutî, Camiu's-Sağir, 2:127; Aclûnî, 1:310.) buyurarak imanı takviye eden, şüpheleri gideren bir saat tefekkürün bir sene nafile ibadetten hayırlı olduğunu bize müjdelemiştir. Ayrıca “Tefekkür gibi ibadet yoktur” (Ali Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, 16: 121.) buyurdular.


**

İlmihal kitaplarında “İman-İbadet ve Ahlak” ayrı ayrı anlatılmaktadır. Risale-i Nurlarda ise iman, ibadet, ahlak iç-içe birbirinin mütemmimi olarak anlatılmaktadır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey iman edenler! Allah’a, Resulüne, kitaplarına iman edin!” (Nisa, 4:136.) ayeti ve “İmanınızı Lâ İlahe İllallah diye yenileyiniz” (Müsned-i Ahmed, 2:359; Terğib ve’t- Terhib, 2:415.) buyurarak imanda devamlı terakki ve tekâmül olması gerektiği ve imanın devamlı takviye edilmesi gerektiğini ifade etmektedir.


Kur’an kâinat kitabını, Risale-i Nur ise Kur’ân-ı Kerimi ve kâinat kitabını beraber okumaktadır. Bu sebeple Risale-i Nurları anlayarak okumak hem Kur’ân-ı Kerimi anlamak, hem kâinat kitabının ifade ettiği manayı doğru anlamak için şarttır. Risale-i Nur Kur’ân-ı Kerimin hazinelerini açacak bir anahtardır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hem tevhid hem en ehemmiyetli ve en halavetli ve en yüksek bir vazife-i kutsiye ve fariza-i fıtriye ve bir ibadet-i imaniyedir.” Nitekim Kur’ân-ı Kerimin 3000 ayeti Tevhid, hem 3000 ayeti Haşri ders vermektedir. 500 ayeti ile de Tefekkürü emretmektedir. Risale-i Nur bu vazifeyi yapmaktadır.


Netice olarak Risale-i Nur insana en kutsi vazifesini öğretir. İman-ı kâmil verir. İmanla kabre girmeyi temin eder. Bu ise en mühim ve en değerli ve en kazançlı ibadettir.


**

İman Hizmeti ve Namaz

Bediüzzaman hazretleri “Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır” buyurarak iman ile namazın önemini ifade etmiştir. İmanın alameti namazdır. Nitekim Peygamberimiz (asm) “Namaz dinin direğidir.” (Acluni, Keşful Hafa, 2:31.) “İman ile küfür arasında namazı terk etmek vardır” (Müslim, Îmân, 134; Ebû Dâvûd, Sünnet, 15.) “Münafıklarla bizim aramızdaki ahit namazdır.” (Tirmizî, Îmân, 9.) buyurarak iman ve namaz arasındaki münasebeti en güzel şekilde bize ders vermiştir.


Allah’a iman eden elbette ona itaat edecektir. İtaat ise peygambere itaat şeklinde olacaktır. Nitekim Yüce Allah “Allah’ı seviyorsanız Resulüne itaat edin” (Âl-i İmran, 3:31.) Zira “Allah’ın resulüne itaat Allah’a itaattir” (Nisa, 4:59; 80.) buyurur. Bu itaat ve bağlılığı gösteren birinci alamet ise beş vakit namaz kılmaktır.


Bediüzzaman’dan iman, canlı, hareketli, aksiyoner ve ameli netice veren bir imandır. Sadece kalpte olan bir iman değildir. Namazı da canlı ve tüm duygulara şamil bir namazdır. Bayram Yüksel Abimizin anlattığına göre, “Bediüzzaman namazı vaktinde kılmaya çok dikkat ederdi. Tam vaktinde kılardı. Isparta’dan çıktığımız zaman Emirdağ’a beş dakika kala kış, fırtına olsa beklemez, namazı tam vaktinde kılardı. Huşû içinde sureleri tane tane okuyarak, tekbir getirirken öyle dikkat ederdi ki biz arkasında korkardık. Tekbir getirirken ahşap olan bina sallanırdı” demektedir.


Mustafa Sungur ağabey de “Üstadımız namazı özüne hakikatine uygun bir şekilde kılardı” demektedir. Molla Hamid “Onun namazı bize mehâbet ve haşyet verirdi. Sonundaki tesbihatı da namazın tohumu ve çekirdeğidir” derdi.


Üstadımızın hizmetinde bulunan tüm abiler şöyle demişlerdi: “Namazda ve tesbihatta hissederek okurdu. Tane tane içten söylerdi. Tesbihata da çok önem verirdi” demişlerdir. (Yeni Asya, 24 Mart 2000)



**

Doğru İslamiyet ve Bediüzzaman

Helâket ve felaket asrının adamı olan Bediüzzaman bu helaketten kurtuluş çaresini asrın imamı vazifemiz “Doğru İslamiyet’i ve İslamiyet’e layık doğruluğu göstermek” demektedir.


Acele ettim kışta geldim; sizler cennet-asâ bir baharda geleceksiniz” derken, bunun şartını da “İslam’ı doğru anlayıp, doğru yaşamak” olarak gösteriyor.


Bu konuda eksiklerimiz var:

1. Dinin yüzde doksan dokuzu iman, ibadet, ahlak esaslarını bir kenara itip, onu dünyevî siyâsetin iktidarın ideolojisi durumunda indirilen slogancı yaklaşım, dini ticarî menfaatlere âlet etmeler…

2. Dini inhisar altına almaya yeltenme…

3. İktidara hoş görünmek için verilen tavizler…

4. Ehl-i Sünnet dairesinde bin yıllık müstakim çizgiden ayrılmayan; ama devrini tamamlayan tarikat gerçeğine gölge düşüren sahte şeyler…

5. Anarşi ve teröre “Cihad” ruhu vermek…

6. İslâm istibddan hiç ilgisi olmadığı halde onu istibdad-ı şahsiyelerine alet etmeye çalışmalar…


Bütün bunlar doğru İslam’ın anlaşmasına mâni olmuşlardır.

Bediüzzaman ise “Doğru İslam’ı” anlatıyor. Risale-i Nur’un ve Lahikaların yaptığı şey budur.


**

Bediüzzaman’ın Manevi Tasarrufu

Hatemu’l-Evliya” olan Bediüzzaman hem müceddit hem mürşit hem kutup hem gavs-ı azam hem mürşit hem mehdi olduğu için kendisinden sonra gelecek başka bir müceddide -izn-i ilâhî ile – ihtiyaç bırakmamıştır.


Telif ettiği eserler ve teşkil ettiği kutsî cemaati ile tasarrufu kıyamete kadar bakidir. Bu eserler “Risale-i Nur Külliyatı” ismi ile Kur’ân’ın son mucizevî tefsiri olduğu, tüm sorulara cevap verdiği, tüm ihtiyaçları karşılaştığı için başkasına ihtiyaç bırakmamıştır.


Hem dinde hem hayat-ı içtimaiyede ve cihad-ı diniyede tüm meseleleri halletmiştir. Hem de siyasete ait her probleme çözümü Kur’an hükmünü icra edecektir.

Her sınıf insanın Risale-i Nurdan öğreneceği çok şey var. Bediüzzaman ölümünden sonra manevi tasarrufu devam eden dört evliyadan birisidir.


Bu evliyalar;

1. Abdulkadir Geylani (ra)

2. Hayâti Harrânî (ra)

3. Ma’ruf-u Kerhî (ra)

4. Bediüzzaman Said Nursi (ra)


Risale-i Nur dairesi oniki hak tarikatın hakikatini ihtiva eder, hepsinin varisi ve mütemmidir. (Emirdağ Lahikası, 297.)




21 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör