• M. Ali KAYA

BEDİÜZZAMANIN ÜÇ ŞAHSİYETİ

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021

M. ALİ KAYA


BEDİÜZZAMAN’IN ÜÇ ŞAHSİYETİ VE KUR’AN HİZMETİNDEKİ DOST KARDEŞ VE TALEBENİN DURUMU


SUAL:

Bediüzzaman; “Benim üç şahsiyetim var. Beşeri kusurlu yönüm. Allah’a ibadet makamındaki durumum, yani Allah’ın huzurunda kendimi kusurlu aciz ve fakir bilerek ibadet etmem, üçüncüsü de vazife başında “Kur’an-ı Kerimin mücevherat dükkanının dellalı olmam”dır. Ziyaretime gelenleri de dünya menfaati için ve beni veli, makam dahibi bilerek himmet istemek amacı ile gelmelerini kabul etmiyorum. Çünkü ben kendimi makam sahib veli bilmediğim gibi, kendimi de beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum. Bu niyetle geleneleri kapıyı kapatıyorum. Ancak beni kusurlu aciz bir beşer olarak görüp Kur’an-ı Kerimin dellalı olarak bilen ve Kur’an’dan istifade etmek isteyenlere kapımı açıyorum. Onlar da üç şekilde olur. Ya dost olur, ya kardeş olur veya talebe olur. Dosta kusurlu şahsiyetimle yaklaşırım, kardeşe Allah’a kul olup ibadet etme cihetinden kabul eder, talebeyi de Kur’an dellalı olma vazifesinden dolayı kabul ederek duama, ibadetime ve hizmetime dahil ederim” demektedir.

Bu hususu izah eder misiniz?


CEVAP:

İnsan sosyal bir varlıktır ve içtimai hayattaki her insanın üç şahsiyeti vardır. Bediüzzaman öncelikle bu gerçeği kendi şahsında ortaya koyuyor. Birincisi beşeri zaafları olan, yeme, içme ve barınma, hastalanma gibi ihtiyaçlarından dolayı eksik noksan ve kusurlu olan beşerî yönü. İkincisi yaratıcısı olan Allah’a karşı dini mükellefiyetlerini yerine getirmek durumunda olarak aczini, fakrını ve ihtiyacını hissederek dergah-ı ilahiyeye müteveccih olup ibadet ve dua eden yönü. Üçüncüsü de sosyal hayatta kendisine verilen vazifeyi layıkı ile yapmaktan kaynaklanan makam ve mevkiinin gerektirdiği yüksek şahsiyet yönüdür.


Evvela: İnsan hem beşer olmak cihetiyle zaafları ve ihtiyaçları vardır, hem Allah’a ibadetle mükelleftir, hem de memur ve amir olarak bulunduğu makamın izzet ve şerefini korumak ve buna göre yüksek ahlaki vasıflarla donanmalıdır.

Meseleye bu açıdan bakmak gerçekçi olmak bakımından önemlidir.


Saniyen: Avam için fazilet sayılan hususlar ehl-i kemal için kusur sayılır. Bu sebeple Bediüzzaman gibi büyük şahsiyetlerin kusur telakki ettiği hususlar bizim gibi avam için fazilet olan hususlardır. Bu sebeple Bediüzzaman’ın “şahsiyetimin pek çok kusurları” dediği hususular kusur değil, bize göre fazilet olan hususlardır ki halkın yanına fazla çıkmamak, çok az bir gıda ile yaşamak, iktisat, kanaat, dünyaya önem vermemek, makam ve mevki tekliflerini reddetmek, kimseyi yanına kabul etmemek gibi hususlar bunlardandır. Bu gibi hususları akıllıların çoğu tenkit etmişler; ama yanılmışlardır.


Salisen: Bediüzzaman dünya amacı ile geleni, kendisini makam sahibi bilip tarikatvari himmet ve dua için gelenlere kapıyı kapatmıştır. Onları kabul etmemektedir. Ziyaretine gelenleri tek bir şartla kabul etmektedir. O da “Kur’an-ı Kerimin dellalı” olma ve bu konuda vazifeli olduğu cihetledir. Kur’an’daki cevherleri göstermekle vazifeli olduğu için vazifesi haricinde kimseyi kabul etmemektedir. Bu kapıdan gelenleri de dost, kardeş ve talebe olarak kabul etmektedir. Onların vasıflarını da 26. Mektubun 10 Meselesinde izah etmektedir.


Rabian: Bediüzzaman şefkatli ve merhametli bir insan olarak bid’alara taraftar olmayan ve Risale-i Nurla iman hizmetine taraftar olup tenkit etmeyen tüm mü’minleri farzları ihmal etmiş, haramlara girmiş olsalar da dost olarak kabul etmekte ve duasına dahil etmektedir. Bu Bediüzzaman’ın beşeri ve insani yönünden kaynaklanmakta ve dünya menfaati ve himmet talebi olmadan gelenleri bu şahsiyeti ile kabul ederek onlara namaz kıldıkları taktirde dua edeceğini söylemekte ve Risale-i Nurları okumalarını tavsiye etmektedir.


Farz namazı kılan, büyük günahlardan kaçan ve Risale-i Nurları okuyup okutmak için çalışanları “Kardeş” olarak kabul edip duasına dahil etmekte ve hizmeti ölçüsünde hizmetlerden, ibadetlerden hissedar olduklarını ifade ederek onları duasına dahil etmektedir. “Kardeşlerim” (İhveti ve ihvani) dediği zaman bütün onları kasdetmekte ve ibadetinden de onları hissedar etmektedir.


Risale-i Nurları kendi malı gibi sahip çıkıp neşrine çalışanları da “Talebe” olarak kabul etmekte, daima duasına ve hizmetine dahil etmekte ve hizmetleri ölçüsünde ihlaslarına göre “Şirket-i maneviye”den hissedar olduklarını ifade etmektedir.


Meselenin özü ve özeti budur. Bu ifadelerde başka şeyler aramanın bir mantığı ve faydası da yoktur.

35 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör