• M. Ali KAYA

BEDİÜZZAMANIN SİYASİ CEPHESİ

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021

M. ALİ KAYA

Giriş

“Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (asm) muhafaza etmiş.”


“Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır…” (Mektubat, 29. Mektup, 7. Kısım)


Bediüzzaman Ahirzaman’ın son müceddidi ve Büyük Mehdi olduğu için “Büyük Mehdinin çok vazifeleri var. Siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dâirelerde icraatları olduğu” (Beşinci Şua, 19. Mesele, Şualar, s.724.)


Bediüzzaman’ın Siyasi Hayatı

Bu derece önemli vazifeleri yapacak ve siyaset, diyanet, saltanat ve cihad alemlerinde tecdit yapacak birinin elbette Ehl-i Beyti temsil eden ve harikulade bir zat olması gerekir.


- Bediüzzaman böyle bir zat mıdır?

- Elbette! Bediüzzaman bütün bu vazifeleri yapacak şekilde harikulade bir zattır.


Çünkü o zat-ı Nuranî:

1. Daha 9 yaşında iken 3 ay gibi kısa bir süre Medresede Arapça, Kelam, Hadis, Tefsir, Fıkıh, Mantık ve Belagat gibi Temel Dini Bilgileri aldıktan sonra diğer İslami kitaplardan 90 tane kitabı kendi kendine okuyup ezberlemiş ve Doğudaki bütün alimlere meydan okumuş ve kendisine “Bediüzzaman” yani “Asrın eşsiz harika alimi” dedirtmiştir.


2. Daha 17 yaşında iken Mardin’e gelmiş ve orada “Hürriyet, İstibdat, Hilafet, İttihad-ı İslam” gibi siyasi meselelerle ilgilenmiş, Hilafet merkezi İstanbul’un ve halife Abdulhamid’in Yıldız Siyasetini ve Hamidiye Alayları ile ilgili doğudaki icraatlarını değerlendirerek tenkit etmiş ve bu konuda Halife’ye kayıtsız şartsız bağlı olan Tarikat şeyhleri ve Vali-Hâkim ve Askeri komutanlarla münakaşalara girişmiştir. Bitlis’te Vali Ömer Paşa’nın konağında 2 sene onun kütüphanesinden istifade etmiş, Van’da Vali Tahir Paşa’nın konağında 10 sene kalmış ve onun kütüphanesinden istifade etmiş, ona Avrupa’dan, İstanbul’dan ve Mısır’dan gelen gazete ve dergileri takip etmiştir. Hatta Van’da İngiliz Avam Kamarasında Sömürgecilik Bakanı olan William Gladiston’un “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız. Ne yapıp yapıp, bu Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız. Yahut da Müslümanları ondan soğutmalıyız” dediğini okumuş ve “Ben de Kur’anın sönmez, söndürümez bir güneş olduğunu dünyaya isbat edeceğim!” diye Kur’anın İ’cazını ortaya koyan kitaplar yazmayı kafasına koyarak öyle çalışmıştır.


3. Mardin’de daha 17 yaşında iken Namık Kemal’in Hürriyet konusundaki “Rüya” makalesini okumuş ve İslam dünyasının geri kalmasının sebebinin “İstibdad” olduğu konusundaki kanaatine uygun olduğunu görmüş ve kurtuluşun ancak Hürriyet ile olacağı konusundaki kanaatini güçlendirmiştir. Bu sebeple “Meşhur Kemâl’in Rüyâsı ile uyandım” der. (ESDE, Münâzarât, s. 288.) der.


4. 1908’de İstanbul’a gelir ve Şekercihan da bütün İstanbul ulemasını münazaraya davet eder ve hepsini mağlup ederek adını duyurur ve meşhur olur. Abdulhamid’in istibdadına karşı mücadele eden ve Hürriyeti, Meşrutiyet denilen Parlamenter Sistemi savunan Jön Türkler ve Ahrar denen Hürriyetçilerle beraber Hürriyet, Meşrutiyet, Meşveret ve İttihad-ı İslam, İttihad-ı Muhammedi konularında 10 ayrı gazetede yazılar yazmış, Halife Abdulhamid’e nasihat etmiş, Ayasofya’da, Sultanahmet’te, Beyazıt ve Fatih camilerinde vaazlar vererek Meşrutiyet ve Hürriyetin şeriatın emri olduğu ve Asr-ı Saadetteki Hulefa-i Raşidinin yönetim sistemi olduğunu anlatmıştır.


5. 23 Temmuz 1908 Meşrutiyetin ilanının kutlandığı Sultanahmet Mitinginde 100 binden fazla bir topluluğa Hürriyetin faziletini anlatan ve “Ey Hürriyet-i Şer’î” diye başlayan meşhur Hürriyet Nutkunu okumuş, daha sonra aynı nutku Selanik Hürriyet Meydanında da tekrar etmiştir.


6. 31 Mart Hadisesinde Bediüzzaman’ı da hapse atmışlar; ama o bir ay tutuklandıktan sonra Sıkıyönetim Mahkemesinde yaptığı müdafaa sonunda Berat etmiş ve meşhur müdafaasını “Divan-ı Harb-i Örfi” adı altında yayınlamıştır. Bediüzzaman bu mahkemede kendisini değil, Meşrutiyet ve Hürriyetin müdafaasını yapmıştır.


7. Bediüzzaman daha sonra Hürriyet ve Meşrutiyet, yani günümüzdeki “Hürriyetçi Demokrasiyi” anlatmak için Doğu’ya aşiretlere gitmiş. Onlarla yaptığı sualli cevaplı konuşmalarını, Aşiret ağaları, Medrese Hocaları ve Tarikat Şeyhleri ile yaptığı münazaralarını “Münazarat” isimli eserde toplamıştır. Bediüzzaman bu Münazarat isimli eserin başına “Reçetetü’l-Avam” yani “Türklerin ve Kürtlerin Kurtuluş Reçetesi” ismini vermiştir.


8. Bediüzzaman oradan Şam’a geçmiş ve Şam’da ulemanın ısrarı üzerine “Şam Emeviye Camiinde 100’den fazla ulema ve 10 binden fazla cemaate meşhur “Hutbe-i Şamiye” isimli hutbesi ile İslam dünyasının hastalıklarını ve bu hastalıklardan kurtuluş reçetesini Kur’an-ı Kerim ve Asr-ı Saadetten aldığı ders ile vermiştir. Bu hutbe Şam’da bir hafta içinde iki defa basılmış ve halka dağıtılmıştır. Daha sonra 1946’da Bediüzzaman “Hutbe-i Şamiye” eserini yeniden ele almış ve “Eski Saidin Siyaset Dersi” diye bazı ilaveler yaparak Türkçe’ye kazandırmıştır.


9. Bediüzzaman daha sonra doğuda I. Dünya Savaşına talebeleri ile iştirak etmiş ve Rusya ile Gönüllü Alay Komutanı olarak savaşmış, tüm talebelerini şehit vermiş ve kendisi de Bitlis’te esir edilerek Kosturma’ya götürülmüş, orada 2,5 sene esaret hayatı yaşadıktan sonra 1917’de Komünizm İhtilalindeki karışıklıktan istifade ederek firar etmiş ve İstanbul’a gelmiştir.


10. Bediüzzaman İstanbul’da büyük bir coşku ile karşılanmış Genel Kurmay Başkanı Bediüzzaman’a Ruslarla olan savaştaki başarısından dolayı Erkan-ı Harp Madalyası vermiş ve “Daru’l-Hikmetü’l-İslâmiye” denilen Yüksek Ulema Meclisine Askeriye’nin alimi olarak teklif etmiş görev vermiştir. Sadrazam da Bediüzzaman’a Ordunaryüs Profesörlük nişanı olan “Mahreç” nişanı vererek ilmî şahsiyetini tanıdığını ilan etmiştir. Bediüzzaman burada “İşaratu’l-İ’caz” tefsirini bastırmak istemiş Genel Kurmay Başkanı Enver Paşa İşâratu’l-İ’cazın kağıdını almış ve baskı masraflarını üstlenmiş, basıldıktan sonra Şeyhülislamlık Makamının teklifi ve Sadaret, yani başbakanlığın emri ile İşâratu’l-İ’caz Tefsiri Osmanlı Devletinin bütün müftülüklerine ve Valiliklerine gönderilerek o zaman Osmanlı ülkesinin her tarafında Hristiyan Misyonerlerinin Misyonerlik faaliyetlerine karşı büyük hizmet yapmış, onların propagandalarını çürüterek Müftülerin ve Medrese hocalarının ellerinde büyük bir hizmete vesile olmuştur.


11. 19018’de İngilizler İstanbul’u işgal ederler. Halife esir edilir. İşgalcilere karşı mücadele edenler İngilizler tarafından ya öldürülür ve idam edilirler veya İstanbul dışına kaçarlar. O zamanın Şeyhülislamı dahi İngilizlerin Mandasını, yani himayesini kabul edelim diye “İngiliz Muhipler Cemiyeti”ne üye olur, camilerde İngilizler lehinde hutbe okutur.


12. 1920-1921 yıllarında Bediüzzaman Said Nursi hazetleri ise İngilizlerin halkı yanlarına çeken propagandalarını çürüten “Hutuvat-ı Sitte” isimli eserini binlerce adet bastırarak öğünün Milli İstihbarat Örgütü olan “Karakol Cemiyeti” ile gizlice dağıttırır. İngilizler aleyhine büyük bir kampanya başlatır. İngilizler Bediüzzaman’ı öldürmek için Kırmızı Bülten yayınlarlar; ancak Bediüzzaman her Sarıyer ve Yuşâ taraflarında her gün bir evde saklanarak Allah’ın da yardımı ile onlardan korunur. Bu arada İstanbul halkı İngilizlere karşı büyük bir nefret duyar ve yaptıkları eylemlerle onları rahat bırakmazlar. Bediüzzaman bununla da kalmaz o günün Şeyhülislamı Dürrizade’nin İngilizlerin de baskısı ile İngilizlere karşı ayaklanan ve Anadolu’yu İşgalden kurtarmak için savaş hazırlığı yapan “Kuvay-ı Milliye Cemiyetini” “Bâğî” yani “Terörist” ilan eden bir Fetva yayınlar. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri buna karşı “Fetva-yı mahz, yani doğru bir fetva değil ki itiraz edilmesin” diye cevap vermiştir. “İşgal altındaki bir idâreye bağlı makamın verdiği fetvanın muallel (hastalıklı) olduğunu ve itibar edilmemesi lâzım geldiğini belirtir mukabil fetva verir ve bütün açıklığıyla İstanbul ve Anadolu’daki işgalcilere karşı mücadele edilmesinin bir vecîbe olduğunu açıklar.” Bu fetvayı “Tüluat” isimli eseri ile ilan eder. Bunun üzerine Anadolu’da “76 müftü, 36 ilim adamı ve 11 mebus bir araya gelerek söz konusu “fetva”daki yanlışları tesirsiz hale getiren mukabil fetva yayınlarlar ve Anadolu’da Kurtuluş Savaşı başlar. (Osmanlı Şeyhülislâmları, 260; Sarıklı Mücâhitler, 300; Risâle-i Nur Hakkında İlmî Bir Tahlil, 71.)


13. 1922’de Bediüzzaman’ın bu hizmetlerini gören ve takdir eden Ankara TBMM hükümeti Bediüzzaman’ın telgrafla 19 defa ısrarla Ankara’ya davet eder. Bediüzzaman hükümetin ısrarına “Ben İstanbul’da tehlikeli yerde bulunmak ve hizmet etmek isterim” diye kabul etmez; ama daha sonra TBMM’deki dostlarının ısrarlı talebi üzerine İstanbul’da yapılacak bir şeyin de kalmadığını görerek Ankara’ya gelir. Ankara’ya geldiği zaman Kasım 1922 tarihidir. Bu tarihte Ankara Hükümetinin kurduğu ordu 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz ile Yunan’ı denize dökmüş ve İzmir dahil Ege Bölgesini düşman işgalinden kurtarmıştır. Bu zafer üzerine Anadolu’nun diğer bölgelerini işgal eden İtalyanlar ve Fransızlar da çekilmeye başlamış, İngilizler de İstanbul’dan çekilme planları yapmaya başlamışlardır.


14. Bediüzzaman Ankara’ya geldiği zaman görür ki TBMM’de farklı bir tablo vardır. Padişahı ve Hilafeti, Müslümanları ve Kur’an’ı düşman işgalinden kurtaracağız diye Anadolu halkının, Mülkî Erkanın, Askeri Erkanın ve Ulemanın desteği ile kazanılan zaferden sonra devleti ve milleti farklı bir yöne sevk edecek, hilafeti kaldırarak “Devrimleri” yapacak bir ekibin iş başında olduğunu görür. Bediüzzaman TBMM’de özel oturumla karşılanır, kendisine dua ettirilir. Mebusların bir kısmının “Tabiatçılık” fikrine kapıldığını görür. “Tabiat Risalesi”nin bir özeti olan bir risaleyi Arapça olarak Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in Yeni Gün Matbaasında bastırır; ama değer verilmediğini görür. “Maatteessüf o dinsizlik fikri hem inkişaf eder hem de kuvvet bulur.” (Lem’alar, 23. Lem’a, s.421.) Bediüzzaman TBMM’de 10 Maddelik bir Beyanname Neşreder, Meclis Başkanına verir; ama o buna değer vermeyip önem vermeyince Kazım Karabekir Paşa’ya verir ve TBMM kürsüsünden okutturur. Bunun üzerine Meclis Başkanı olan Mustafa Kemal ile münakaşa eder. Mustafa Kemal, mebusların huzurunda Bediüzzaman’a “Seni buraya çağırdık ki fikirlerinden istifade edelim, sen geldin namaza dair şeylerden bahsettin aramıza ihtilaf verdin!” diye bağırınca Bediüzzaman da “Paşa! Paşa! Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur!” diye bağırarak cevap verir. Bunun üzerine mebusların önünde küçük düştüğünü gören Mustafa Kemal özür diler. Daha sonra Bediüzzaman Mustafa Kemali ile birkaç defa daha görüşür. Peygamberimizin (asm) haber verdiği “Ahir zamanda gelecek ve dine zarar verecek bir adam çıkacak” diye verdiği haberin gerçekleştiğini görür ve Peygamberimizin (asm) “Onunla karşılaştığınız zaman siyasetle onunla başa çıkamazsınız, İman hakikatlerinin ispatı ile onunla mücadele edilmeli” tavsiyesine uyarak Ankara’dan ayrılır ve Van’a gider.


15. Bediüzzaman menfi siyaset olan kalkışmaya karşıdır. 1925 yılında Van’da iken Şeyh Said hükümete isyan etmek için asker toplar ve büyük destek de bulur. Elâzığ, Bingöl ve Diyarbakır kalkışmaya destek verir. Van’da da Kör Hüseyin Paşa bu isyana destek almak için Bediüzzaman’ın yanına gelir. Bediüzzaman sert bir şekilde “Kimle savaşacaksın? Ahmed’i Mehmed’e mi kırdıracaksın? Sen şeriat istiyorsun; ama buraya gelene kadar halkın malını alacaksın, Müslüman kanı dökeceksin ve masumlara zulmedecek ve zulme sebep olacaksın. Şeriat ise bunu yasaklamıştır. Şeriatın anahtarı benim elimdedir. Millet tenvir ve irşad edilmelidir” demiştir. Kör Hüseyin Paşa: “Ben 50 bin asker topladım, halka karşı rezil olurum. Ben şimdi ne diyeceğim?” der. Bediüzzaman “Halk karşısında rezil ol; ama Allah katında aziz ol!” diye gönderir. Bediüzzaman’ın bu ikazı üzerine Van isyana katılmaz. Şeyh Said isyan eder sonuçta büyük zulüm ve katliam olur Şeyh Said de idam edilir. Bu da Bediüzzaman’ın siyasette “Müspet Hareket” ve “Müspet İman Hizmeti” metodudur.


16. Bediüzzaman 1926 yılında Van’dan alınarak Burdur’a oradan da 1927’de Isparta Barla’ya sürgün edilir. Barla o gün kuş uçmaz kervan geçmez Barla Denizinden kayıkla geçmeyince gidilemeyen ve yolu izi olmayan bir yerdir. Devir Tek Parti şeflik devridir. Her şey tek liderin emrindedir ve muhalefet isyan hareketi olarak görülür, hiç kimsenin hak ve hürriyeti yoktur. Devrimler yapılmakta, uymayanlar da idam “vatan haini” ve “Cumhuriyet düşmanı” diye idam edilmektedir. Bediüzzaman siyasetten uzak durur, devletin çıkardığı taraflı gazeteleri okumaz, propaganda aleti olan radyoyu bile dinlemez. Kendisini İman Hizmetine ve hücum edilen İman hakikatlerinin izah ve ispatı olan Risale-i Nurları telif etmeye başlar. Önce “Haşir Risalesini” yazar, sonra “Mu’cizat-ı Kur’an Risalesi”ni telif eder. Sonra “Mucizât-ı Ahmediyeyi” yazar ve bunları el altından gizli olarak yazdırıp Anadolu’nun her tarafına neşrettirir. Bediüzzaman’ın siyasetten çekilmesinin sebebi budur.


17. 1946 yılında hükümet ister istemez Rusya’nın tehdidi ile Batıya sığınmak ve NATO’dan yardım almak zorunda kalır. Onlar da Demokrasiye geçmek ve Muhalefet Partilerine imkân tanımak şartı ile kabul ederler. Böylece Demokrat Parti’nin kurulmasına izin verilir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Demokrat Parti’nin kuruluşunu talebelerine şöyle anlatır:


18. “Otuz beş senedir ki siyaseti bırakmıştım ve Nurculara da “Bırakınız!” diyordum. Sebebi, siyaset ihlâsı kırar. Fakat şimdi hissettim ki, bazı münafıklar dindarları perde yapıp dini siyasete âlet; sonra da siyaseti dinsizliğe âlet etmeye çalıştıklarından safdil dindarların hatırı için bir-iki defa siyasete baktım, gördüm ki: Bizi bu üç-dört mahkemede “Dini siyasete âlet ediyor” diye itham edenler kendileri dessasane dini tezyif etmek için kendileri sonra da siyaseti dinsizliğe âlet etmek için dinsizlik düsturlarını kanuna bağlamak gibi dünyada hiçbir şeddat, hiçbir zalimin yapmadığı bir dehşet gördüm. Şiddetli bir me’yusiyetim içinde, hürriyet başında bizimle, yani İttihad-ı Muhammedi (asm) Cemiyeti ile, İttihadçıların bir kısmındaki gizli farmasonlara muârız ve manen bizimle, yani İttihad-ı Muhammedi ile müttefik olan Ahrar Fırkası yine otuz beş sene sonra dirildi, yine uyandı. Birden şeâir-i İslâmiyenin başında olan ezan-ı Muhammedi’yi farmasonların zincirlerini kırıp ilân etmesiyle; siyasetten kat-ı alâka eden, eskide “İttihad-ı Muhammedi” şimdi “Nurcular” namını alan ve İttihad-ı İslâm içinde bulunan kardeşlerimiz yanlış basmamak için bazı şeyleri söylemek isterdim. Fakat Risâle-i Nur benim bedelime konuşuyor dedim, yüzümü çevirdim. (Beyanat ve Tenvirler, 1970, s. 11-12.)


19. Bediüzzaman hazretleri “Bu Ahrar ileride İttihad-ı İslam’a ınkılab edecektir” demiştir.


20. 1948 yılında Afyon Hapsinde Mahkeme Müdafaalarından birisinde şöyle der: Makam-ı iddianın asılsız isnad ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki, yok; beni cezalandırmaz. Fakat beni mânen cezalandıracak, vazife-i hakikiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münasipse, sorunuz, cevap vereyim." Evet, büyük kusurlarımdan bir tek suçum: Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi, dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine, şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi." (Şualar, 340.) buyurur.


21. Bediüzzaman Nurcular’ın Demokratlara “Nokta-i İstinad” olmasını istemiş ve şöyle demiştir: “Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya âlet edenler, istibdad-ı mutlakla Nurcuları ezdiler. İnşaallah, bir sebep çıkar o istibdadı kıracak, masum ve mazlûm Nurcuları kurtaracak. (HAŞİYE: Demokrat çıktı bir derece kırdı.) Fakat çok dikkat ve ihtiyat lâzımdır. Risâle-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tabi ve dahil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinat olur. (Emirdağ Lahikası, s.140.)


22. Yine Bediüzzaman “… eski tahribatı tamire başlayan hakiki vatanperver olan Demokrat namındaki hamiyetli Ahrarlar, yani Hürriyetperver, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım. Onların muvaffakiyetine çok dua ediyorum. İnşallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar.” (Emirdağ Lahikası, s.267.) der.


23. Burada Bediüzzaman Demokrat Parti’nin 1908’deki Üstadın desteklediği Ahrar Fırkası ile İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti, İttihad-ı İslam idealinin bugünde Nurcular ile Demokrat Partide yeniden ortaya çıktığını bu sebeple Nurcular ile Demokrat Partinin amaç ve hedeflerinin bir olduğunu, Hürriyet-i Şer’iyeye Demokratların sebep olacağını, bu sebeple Nurcuların Demokrat Partiyi destekleyerek “Nokta-i İstinat” olması gerektiğini ders vermektedir.

35 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör