• M. Ali KAYA

CHP’NİN DÖRT DÖNEMİ


M. Ali KAYA

Cumhuriyetçi Halk Fırkası Osmanlı’nın yıkılmasından sonra Anadolu’da kurulan yeni Türk devletinde Cumhuriyeti ilan eden ve devrimleri yapan partidir. Bu parti bugün de CHP olarak devam etmektedir. Aradan geçen 80 (seksen) sene içinde dört lider değiştirmiş ve beşinci lider ile yoluna devam etmektedir.


CHP Kendisini “Kurtuluş Savaşını yapan, Cumhuriyeti kuran ve devrimleri yapan parti” olarak görmektedir. Gerçekte ise “devrimleri yapan” partidir. Cumhuriyeti kuranlar ise CHP’nin henüz kurulmadığı bir dönemde Osmanlı aydınları, Meclis-i Mebusan ve Kurtuluş savaşını hazırlayan ve başarıya ulaştıran tüm dini, askeri ve mülki erkân ve topyekûn Anadolu halkıdır. CHP, Kurtuluş savaşının zafere ulaştığı 30 Ağustos 1922 tarihinden 1 sene 40 gün sonra 9 Eylül 1923 tarihinde kurulmuştur. Kuruluşundan sonra bir ay içinde seçimleri yenileme kararı aldı ve CHP tek başına girdiği seçimlerden bütün muhalif milletvekillerini tasfiye ederek tek başına meclise girdi. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan etti ve ilk olarak 23 Ağustos 1923 tarihinde Lozan Anlaşmasını ve eklerini imzalayarak kendini dünyaya kabul ettirdi. Böylece Batının desteğini de arkasına alarak icraata başladı.


CHP’nin icraatı “Devrimlerin yapılmasıdır.” 1937 yılına kadar CHP devrimleri yapan partidir. 1937 senesinden sonra da devrimleri korumayı ve kollamayı kendisine vazife bilmiştir. O günden bugüne kadar da “devrimleri koruyan parti” olarak kendini ifade etmektedir.


Atatürk devrimleri, Atatürk’ün düşünce ve inançları ve CHP kurultayları “Kemalizm”in ilkelerinin doğmasını sağlamıştır. Kemalizm’in temel ilkeleri, Cumhuriyet Halk Fırkasının 10 Mayıs 1931 tarihli Büyük kongresinde kabul edilmiş, 1937 yılında “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun 2. maddesine aktarılarak değişmezliği sağlanmıştır. Kemalist devrimleri ifade eden Kemalizm ilkeleri aynı zamanda CHP’nin temel ilkelerini ve M. Kemal’in gerçekleştirmek istediği hedefleri de ifade ediyordu. Bu ilkeler “Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, İnkılâpçılık ve Laiklik”tir. CHP amblemini de bu ilkeleri simgeleyen “Altı Ok” olarak parti bayrağına koymuştur.


CHP’nin devrimlerinin en önemlisi “Laiklik”tir. Bunun için Laiklikten ödün vermesi mümkün değildir. Çünkü varlık sebebidir. CHP’nin laikliğinde “Din ve Vicdan Hürriyeti” yoktur. Çünkü ona göre din diye bir müessese yoktur. Olmayan bir müessesenin hürriyeti de olamaz. CHP’nin kurucusu ve genel başkanı M. Kemal 15–20 Ekim 1927 yılında Halk Partisi Kurultayında okuduğu “Kemalist İdeolojinin Açıklaması” şeklinde olan “Nutuk”ta ifade ettiği gibi “İlhamını gökten almıyordu.” “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçekçi yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır” diyordu.


TBMM 30 Nisan 1920 tarihinde Kurtuluş savaşına karşı çıkanları cezalandırmak amacı ile çıkarılan “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”na 1926 yılında ilave edilen bir madde CHP’nin Laiklik anlayışını göstermesi açısından enteresandır. Bu maddeye göre “Dini veya dini hissiyatı veya dinen mukaddes tanınan şeyleri alet ederek, her ne suretle ve sıfatla olursa olsun, devletin emniyetini ihlal edebilecek harekete halkı teşvik veya bu bapda cemiyet teşkil edenler…” “Hıyanet-i Vataniye Kanunu” ile yargılanabilecekti. Daha sonra bu madde “Türk Ceza Kanunu”nun 163. maddesine temel teşkil edecekti. Bu maddelere göre kendine bağlı olmayan tüm din adamları ve dini müesseseler devletin emniyetini ihlal edebilir. Bunun için potansiyel suçludur ve devamlı takibat altına alınması gerekli, şüpheli şahıs ve kurumlardır.


1924 yılında “Şer’iye ve Evkaf Vekâleti” kaldırılarak yerine “Diyanet İşleri Başkanlığı” ve “Evkaf Umum Müdürlüğü” kuruldu. 1927 yılında devlet din adamlarına maaş ödemeyi bıraktı. Bunu bir müddet “Evkaf Umum Müdürlüğü” devam ettirdi. Diyanetin amacı dini ve din müesseselerini kontrol altına almak ve yönlendirmekti. Yani dini devletin kontrolüne almaktı. CHP’nin Lâikliği böyle kendine özgü idi. Ankara’da bir İlahiyat Fakültesi açıldı. Bunun da amacı “Dinde Reform” çalışmaları yapmaktı. Nitekim amacına uygun olarak yaptıkları bir reform çalışma paketi 1928 yılında yayınladığı rapor ile “dini topumsal bir kurum” olarak gördüklerini ifade etmişler ve gelişen topluma ayak uyduracak şekilde bilimsel esaslara uydurmayı amaç edinmişlerdir.” Onlar camiyi kiliseye çevirmeyi amaçlıyorlardı. Tabii ki bu imkânsızdı. 1929 yılında Arapça ve Farsça yasaklandı, “Türkçe İbadet” de uygulanamayınca 1933 yılında İlahiyat Fakültesi kapatıldı ve onun yerine Edebiyat Fakültesinde “Şarkiyat Enstitüsü” açıldı. Kendi istedikleri gibi modern din adamı yetiştirme imkânsız olunca resmi dini eğitim de tamamen terk edildi. (Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, 409–410.)


CHP bugün de aynı şekilde Laiklik adına ve devrimleri korumak adına hareket etmektedir. Bu açıdan bakıldığı zaman CHP’nin iki yönünü görürüz. Birincisi Lâiklik adına her nevi dini gelişmeye karşı çıkmak ve kendine özgü bir Lâiklik anlayışı ile de devletin güdümünde bir din ile toplumu kontrol atında tutmaktır; ikincisi ise milliyetçilik ve ırkçılık fikrini öne çıkararak dinin yerine ırkçılığı ikame etmeye çalışmaktır.


Liderler yönünden ele alacak olursak CHP’nin üç önemli lideri olmuştur. Birincisi ve en önemlisi CHP’nin kurucusu “Ebedi Genel Başkan” M. Kemal ATATÜRK’tür. 1923 yılında Halk Fırkası”nın kurulmasından ölüm tarihi olan 10 Kasım 1938 tarihine kadar 15 yıl CHP genel başkanıdır. Yine Cumhurbaşkanı olarak Recep Peker’in 1935 yılında partinin 4. Kurultayında ortaya attığı “Parti Devleti”ni kurmuştu. Bunun için tartışmasızdı. Her dediği kanun ve her söylediği şey ilke oluyordu. “Atatürk İlkeleri” onun fikirlerinin sloganlaşmış şekli idi. Diğer liderlerin ve parti devleti olduğu için de tüm devletin bu ilkeleri savunması gerekiyordu.


Partinin ikinci Lideri “Milli Şef” unvanı ile anılan İsmet İnönü’dür. İnönü Laikliğin en önemli uygulayıcısı olarak kendini kabul ettirmişti. 10 Kasım 1938 yılından 14 Mayıs 1972 yılına kadar CHP genel başkanı olarak 34 yıl partinin başında bulundu. Bunun 12 yılı Cumhurbaşkanı olarak 22 yılı da tartışmasız parti genel başkanı olarak görev yaptı. Bugün liderlerin partileri istedikleri gibi yönetmelerinden ve lider hegemonyasından bahsediliyor. O gün bunlar tartışılmıyordu.


Partinin üçüncü lideri ise Bülent Ecevit’tir. CHP içinde görüş ayrılıkları 1964 kurultayından sonra başladı. Kurultayda “İleri Türkiye Ülkümüz” adıyla bir reform bildirisi yayınladı. 1965 seçimlerine “Ortanın Solu” sloganı ile girildi. Genel Başkan İsmet İNÖNÜ bunu CHP’nin kimliği olarak belirlediğini ilan etti. Genel Sekreter Bülent ECEVİT ise “Atatürk İlkeleri” yanında Ortanın Solunun ilkelerini şöyle belirlemişti:


1. Halkçılık,

2. İnsancıl olmak,

3. Sosyal adaletçilik,

4. İlerici, devrimci ve reformcu olmak,

5. Devletçiliğe inanmak,

6. Plan fikrine bağlı olmak,

7. Hürriyeti ve Sosyal Demokrasiyi savunmak,

Ancak 1965 seçimlerinde büyük bir yenilgi ile yine muhalefete düşünce parti içinde büyük bir muhalefet başladı. Bunun sonucu olarak Turhan FEYZİOĞLU başkanlığında 43 parlamenter CHP’den ayrılarak Güven Partisi’ni (GP) kurdular.


Bülent Ecevit “Ortanın Solu” sloganı ile CHP’yi sola taşıdığı ve Kemalist ilkelerden ödün vererek Komünizme kapı açtığı için 1980 Askeri Darbesi ile parti kapatılarak genel başkanlığına son verildi. Ecevit dönemi Türk solunu temsil eden CHP’nin komünizme yöneldiği dönemdir. Bu bağlamda Ecevit model olarak kendisine Bulgaristan’ı Romanya’yı ve Sovyet Rusya’yı örnek alıyordu. Bundan dolayı tüm komünistler CHP’yi destekleme ve ele geçirme kararı almışlardı. CHP’nin gençlik kolları Dev-Genç ve Dev-Sol gibi yıkıcı ve bölücü örgütlerin yuvalandığı yerler haline gelmişti. Ecevit 21 Mayıs 1976 tarihli Milliyet gazetesinde Yugoslavya’yı örnek gösterirken, 9 Ocak 1977 yılında Yeni Asır gazetesindeki demecinde ise Bulgaristan’nın çiftliklerini kendi “Köy-Kent” projesine örnek aldığını ifade ediyordu. “Atatürk ve Devrimcilik” kitabında “Che Guevare ve Castro’nun önünde kilitli kapılar olduğunu ve kendisinde bulunan olanakların olmadığını” söylüyordu. 70’li yılların Ecevit dönemde CHP sol örgütlerin ve sol tandanslı sendikaların yuvalandığı bir parti haline gelmişti. Komünist partisi yasaklanmıştı ama CHP vardı. Komünist güçler bu partinin çatısı altında vatana hâkim olmaya çalışıyorlardı. (Emirdağ Lahikası, 422; İşte CHP, (Mayıs–1977-İst) 10–20.)


Kuruluşundan 1972 yılına kadar partinin iki genel başkanı oldu. M. Kemal ATATÜRK (1923–1938) ve İsmet İNÖNÜ (1938–1972) 14 Mayıs 1972 yılında yapılan kurultayda CHP Genel sekreteri olan Bülent ECEVİT Milli Şef İsmet İNÖNÜ’ye rakip aday olarak çıktı ve Genel Başkanlığı kazanarak CHP’nin 3. Genel başkanı oldu. Bu görevi 12 Eylül 1980 Askeri darbesine kadar sürdü. Darbeden sonra CHP kapatıldı ve Bülent ECEVİT 31 Ekim 1981 tarihinde Genel başkanlığından istifa etti. (1972–1983)


Bülent Ecevit Komünizme taviz vermek ve partiyi aşırı sola açmak suçlamaları ile CHP’nin yani 12 Eylül’ün Halkçı Partisinden ve Erdal İNÖNÜ’nün SODEP’inden dışlansa da o bildiği yolda devam etti ve 14 Kasım 1985 yılında DSP’yi kurdu. 28 Kasım 1999 tarihinde DSP’nin 14. yıldönümünde Genel Başkan sıfatı ile yaptığı konuşmada Ecevit “Demokratik Solun” 1960’lı yıllardan itibaren yapılanmasından bahseder. Partinin yapılanması Köylü Derneklerinden gelen Rahşan ECEVİT tarafından yapıldığı için daima partide etkin olmuştur. 1987 yılında oyu %8.54 iken, 1991 de %10,75 oranına yükseldi ve 7 milletvekili ile meclise girdi. 1995 seçimlerinde %14 oy oranı ile 76 milletvekili kazanırken 1999 seçimlerinde oyunu %22’ye çıkararak 136 milletvekili ile Türkiye’nin birinci partisi oldu. 28 Şubat döneminde önce ANASOL-D ve daha sonra ANASOL-M hükümetlerinde Başbakan oldu ve Lâikliğin katı uygulamalarını hayata geçirdi. Ve Bülent ECEVİT’in kendi tabiri ile DSP güçlendikçe “Lâik demokratik Cumhuriyet de güçlendi.” (14 Kasım 1999 DSP’nin 14. Kuruluş yıldönümünde Bülent Ecevit’in yaptığı konuşma metninden.)


CHP bir partiden ziyade bir zihniyettir. Bu zihniyet her zaman 1931 yılında CHP Genel Kongresinde kabul edilen ve 1937 yılında “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu” denilen Anayasa’nın başlangıcına “Atatürk İlkeleri” adı altında konulan ilkeleri koruyan ve 1930’lu yıllarda uygulandığı şekilde uygulamaya çalışan zihniyettir. 2002 yılında yapılan son seçimde %2’lik oy oranı ile meclis dışında kalan DSP’nin yerine bugün aynı zihniyetin devamı olan CHP Kemal KILIÇDAROĞLU’nun liderliğinde devam etmektedir.


Sonuç

Sonuç olarak CHP dört liderinden üçünün vazifesini bitirmesi ile dördüncü dönemini tamamlamaya doğru gitmektedir. Günümüzde M. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde Ana Muhalefet Partisi olarak TBMM’de bulunan CHP her ne kadar “Adalet, Hürriyet ve Demokrasi” söylemlerini dile getiriyor olsa da “Her Parti kökenine bağlıdır ve kuruluş amacına hizmet eder” temel prensibi gereği Mustafa Kemal ve İsmet İnönü dönemine sahiplendiği sürece Demokrat olamaz. Adaleti, hürriyeti ve demokrasiyi Kemalist CHP ideolojisi için istemiş olur. Bu millet de Bediüzzaman’ın buyurduğu gibi iktidara getirmez. Ancak yine Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi mazideki bütün hataları yüzde beşe ve Mustafa Kemal ile İsmet İnönüye verir, halktan bu konuda özür diler ve “Kemalist İlkelerden vaz geçtiğini” deklare ederse o zaman halk ile barışmış olur ve belki iktidar şansını yakalar ve o zaman demokrat olabilir.

24 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör