• M. Ali KAYA

CUMA NAMAZI KAÇ REKATTIR?

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021


M. ALİ KAYA

Cuma namazı Ehl-i Sünnet ulemasına göre 16 rekat olarak kılınır. Cuma namazından önce 4 rekat Cumanın ilk sünneti olarak kılınır. Sonra Vacip olan Cuma Hutbesi okunur. Hutbeden sonra iki rekat Cuma namazının farzı cemaatle kılınır. Cuma namazının bu iki rekat namazı farz olduğu gibi cemaatle kılmak da farzdır. Bu nedenle tek başına kılınmaz. Cemaate yetişemeyen Cuma namazını değil, o günün öğle namazını kılar.


Cuma namazının farzından sonra 4 rekat olarak Cuma Namazının son sünneti kılınır. Böylece Cuma Namazı sünnetleri ile beraber 10 rekat olarak tamamlanmış olur.


**

Bundan sonra 4 rekat “Zuhr-i Ahir” namazı kılınır.


Son olarak 2 rekat vaktin Sünneti kılınır. Bu namaz da Öğle namazının 2 rekat son sünnetidir.


Böylece Cuma Namazı 16 rekat olarak kılıp eda edilmiş olur.

Allah kabul etsin.


**


- Cuma namazını kimler kılarlar?


- Cuma namazını farz olması için müslüman, akıl, baliğ, erkek, hür, mukim, sıhhatli, kör ve kötürüm olmamak şarttır. Dolayısıyla delilere, çocuklara, kadınlara, köle ve hapis olanlara, yolculara, hastalara, kör ve yürümekten aciz olanlara Cuma namazı farz değildir. Ancak kılarlarsa Cuma namazının tam sevabından istifade ederler ve faziletine ererler.


- Cuma namazının kılınması için gerekli şartlar nelerdir?


- Cuma namazının kılınması için öğle vaktinin girmiş olması, namaz kılınan yerin cami ve mescit hükmünde olup herkese açık olması, hanefilere göre Cuma namazı kendilerine farz olan en az üç erkek cemaatin hazır olması (Şafilere göre en az 40 erkeğin hazır bulunması gerekir.) namazdan önce hutbenin okunması, Cuma namazının devletçe yasaklanmamış olması, namaz kılınan yerin ikamet mahalli olması şarttır.


Bu nedenle devlet Cuma namazı kılınmasını yasaklamamışsa, her cami ve mescidin olduğu yerde en az üç cemaat varsa ve hutbe okuyacam bir kişi bulunursa Cuma namazını kılmak farzdır. Terk edilmesi büyük günahtır. Diyar-ı küfürde ve Dar-ı Harpde de müslümanlar bir araya gelip Cuma namazı kılmak ister de devlet buna engel olmazsa ve yasaklamazsa Cuma Namazını müslümanlar içlerinden birini öne geçirerek kılmaları gerekir. (Tahavi, Merakı’l-Felah, 331; İbn-i Abidin, Reddü’l-Muhtar, 1:540; FEtevay-ı Hindiye, 1:146.)


Hatta Şafii ulemasından İmam Esnevi “Bir hapishanede kırk erkek varsa bunların kendi aralarından bir imam seçerek Cuma namazını cemaatle kılmaları gerektiğini, zira onlar her ne kadar mahkum da olsalar köle değillerdir ve bu nedenle şartları tahakkuk edince kendilerine Cuma namazı farz olur.” demiştir.


Hz. Peygamber, ilk Cuma namazını, Mekke'den Medine'ye hicreti esnasında Salim b. Avf oğullarının ikamet ettiği Rânûnâ adı verilen bir vadide kıldırmıştır (İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, 3:22.)


Buna göre, farzı eda edecek sayıda cemaatin bulunduğu mezra, köy, belde, şehir gibi büyük veya küçük tüm yerleşim birimlerinde kılınan Cuma namazı sahihtir.


Peygamberimiz (asm) ilk Cuma namazını Ranuna’da kıldırdığı gibi Mus’ab b. Umeyr (ra) Peygamberimizin (asm) emri ile Medine’de, Es’ad b. Zürare (ra) da kendi mahallesinde kıldırmıştır. Böylece Medine’de ilk Cuma namazı üç yerde kılınmıştır.


- Cuma Namazının Sünnetlerini Peygamberimiz (asm) kılmış mıdır?


- Elbette kılmıştır. Peygamberimizin (asm) kılmadığı bir namaz sünnet olur mu? Elbette olmaz. Namazın sünneti veye sünent namaz demek peygamberimizin (asm) kıldığı ve ümmetine kılmalarını tavsiye ettiği namazdır. Peygamberimiz (asm) önceleri namaz kılmadan hutbeye çıkardı. Ancak daha sonra Cuma namazından önce dört rekat namaz kılmaya başladı. (Bkz. İbn-i Hümmam, Fethu’l-Kadir, 2:39; İbn-i Kudame, Muğni, 2:250; İbn-i Abdin, Reddü’l-Muhtar, 1:452) İsimlerini verdiğimiz temel Fıkıh kitaplarında bu husus izah edildiği gibi Kütüb-ü Sitte’de hadis kitaplarında da bu husus açıkça anlatılmıştır. (Bkz. Buhari, Cuma, 22, 39; Ebu Davud, Salat, 244; İbn-i Mace, Salat, 94.)


Dinde esas olan son uygulama ve son gelen hükümdür. Çünkü peygamberimizin (asm) 23 yıllık nübüvvet döneminde din vahyin nazil olması ile 23 senede tekamül etmiştir. Veda Haccı esnasında “Bu gün dininizi tamamladım ve din olarak İslamdan razı oldum.” (Maide Suresi, 5:3.) ayeti nazil olarak din tamamlanmıştır. Öncesinde namaz, oruç, hac farz değildi ve peygamberimiz (asm) da oruç tutmuyor, beş vakit namaz kılmıyordu. Şimdi peygamberimiz Mekke döneminde oruç tutmuyordu, beş vakit namaz kılmıyordu diye namaz beş vakit değildir ve oruç farz değildir’ denebilir mi? Oruö tutmamaya ve beş vakit namaz kılmamaya gerekçe gösterilebilir mi?

Cuma namazından sonra da peygamberimiz (asm) dört rekat namaz kılmıştır. Bu konuda ihtilaf yoktur. İhtilaf sadece Şafiilere göre iki rekatta bir selam vererek dört rekat kıldığı, hanefilere göre bir selamla dört rekat kıldığı şeklindedir. (İbn Hümâm, Fethu'l-Kadîr, I2:39; Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, 1:451) İmam Ebu Yusuf ise peygamberimizin (asm) Cuma namazından sonra peygamberimiz (asm) dört rekat kılmış selam vermiş, sonra iki rekat daha kılarak selam vermiş ve altı rekat namaz kılmıştır. Hadis kitaplarında bu husus açıkça anlatılmıştır. (Bkz. Ebû Dâvûd, Salât, 244; İbn Mâce, İkâmetu's-Salât, 95; Buhârî, Cumu'a, 39.)


- Cuma namazının önemi nereden kaynaklanmaktadır?


- Cuma namazı Kur’an-ı Kerimde yüce Allah’ın inzal buyurduğu Cuma Suresi ile sabittir. Yüce Allah Cuma namazının kılınmasını bir ayetle değil, bir sure ile emretmiştir. Sure içinde “Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, alışverişi bırakıp hemen Allah'ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” (Cuma, 62:9-10.) buyurarak emretmiştir.


Hz. Peygamberimiz (asm) de “Cuma namazına gitmek, ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman'a farzdır.” (Nesâî, Cuma, 2; Ebû Dâvûd, Taharet, 129.) Bir başka hadislerinde “Cuma namazını kılmayan birtakım kişiler, ya bundan vazgeçerler ya da Allah kalplerini mühürler de gafillerden olurlar.” (Müslim, Cumu'a, 12; Nesaî, Cumu'a, 2.) Bir başka hadislerinde ise “Allâh, önemsemeyerek üç Cuma'yı terk eden kişinin kalbini mühürler." (Ebû Dâvûd, Salât, 210; Nesâî, Cumu'a, 2.)


Bu hadisler peygamberimizin (asm) Cuma namazına ne kadar önem verdiğini göstermek için yeterlidir.


Hz. Peygamber, köle, kadın, çocuk, hasta ve yolcu dışında Cuma namazının her Müslüman'a farz olduğunu belirtmiştir (Ebû Dâvûd, Salât, 215; Beyhakî, Sünen, 3:183-184; Darakutnî, Sünen, 2:2; İbn Ebî Şeybe, Musannef, 1:446; Ebû Muhammed el-Bağavî, Mesabihu's-Sünne, 1:470.) Ancak Cuma namazını kılmaları halinde bu kimselerin namazları geçerli olup ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez.


- Kadınların Cuma Namazı kılmaları farz değil midir?


- Cuma namazı kadınlara farz değildir. Peygamberimiz (asm) içtihat ve teşri, yani Kur’andan dini hüküm çıkarma ve içtihat yapma yetkisine sahiptir. Ümmetinin sahip olduğu bu yetkiye peygamberin sahip olmadığını hiç kimse iddia edemez. Peygamberimiz (asm) Cuma Namazını emreden ayeti “Kadınların Cuma namazı ile sorumlu olmadıklarını ifade ederek ayetin hükmünü erkeklere tahsis etmiştir. İlgi ayetle ilgili içtihadını yapmıştır. Şeriatın sahibi elbette peygamberimizdir. (asm) Elbette içtihadı Allah’ın kendisine vahyi, yani İlham-ı Peygamber iledir. Nitekim yüce Allah “O peygamber kendi hevasından konuşmaz, onun bütün sözleri vahiydir.” (Necm Suresi: 53:3) buyurmuştur.


Peygamberimiz (asm) “Kadınlar, hastalar, yolcular ve köleler dışında Cuma namazı kılmak akıl baliğ her Müslümana farzdır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 215; Beyhakî, Sünen, 3:183-184; Darakutnî, Sünen, 2:2; İbn Ebî Şeybe, Musannef, 1:446; Ebû Muhammed el-Bağavî, Mesabihu's-Sünne, 1:470.) buyurmuşlardır. Kadınlardan başka hastalar, yolcular ve kölelerin de Cuma kılma zorunluluğu olmadığını belirtmiştir. Ancak kılarlarsa sevabından ve faziletinden istifade ederler ve ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez. İslam bilginleri de kadınlara Cuma namazının farz olmadığı hususunda ittifak içindedirler. (Bkz. İbn Rüşd, Bidayetü'l-Müctehid, 1:157; İbn Kudâme, Muğnî, 2:193; İbn Hazm, Muhallâ, 3:259; İbn Hümam, Fethu'l-Kadîr, 2:62; eş-Şirbînî, Muğni'l-Muhtâc, 1:276; Yusuf el-Hûlî, Nihayetü'l-İhkâm, 2:42; Sa'dî Ebû Ceyb, Mevsûatü'l-İcmâ', 2:633)


- Zuhr-i Ahir namazı neden kılınır?


- Son öğle namazı demek olan “Zuhr-i Ahir” namazının kılınmasının sebebi şudur: Malum Cumanın kılınması ve kabulünün şartları çoktur. Bu şartlar konusunda mezhepler arasında ihtilaf olduğu gibi, aynı mezhep içindeki ulema arasında da ihtilaflar vardır. Bu tartışmalar asırlarca devam etmiştir. Günümüzde dahi “İslam ahkamının uygulanmadığı dar-ı harpte Cuma namazı kılınır mı kılınmaz mı? Kılınırsa kabul şartlarını taşır mı taşımaz mı? Taşımazsa o günün öğle namazı yerine geçer mi geçmez mi? Geçmezse müslümanlar sorumlu olur mu olmaz mı? Gibi onlarca soruya cevap olarak Ehl-i Sünnet ulaması “Zuhr-i Ahir” olarak o günün öğle namazı yerine geçecek Öğle namazının farzı kılınırsa bu ihtilafların giderileceği, müslümanların da şüphe ve vesveselerden kurtularak Allah’ın emrine uygun hareket etmiş olacaklarını ifade etmişlerdir.


Hatta Şafii uleması bu ihtilaflardan dolayı pek çok beldelerde Cuma Namazını cemaatle kıldıkları gibi o günün öğle namazını da yine Kametle ve Cemaatle kılmak gerektiğini söylemişler ve böyle de uygulamışlardır.


Her ne kadar ilk Cuma namazı bir kaç yerde kılınmış ise de daha sonra peygamberimiz (asm) Cuma namazlarını Mescid-i Nebevi’de kıldırmış ve tüm müslümanlar bu mescide gelerek Cuma namazını bir yerde kılmışlardır. Hulefa-i Raşidin döneminde de Cuma namazı bir beldede bir büyük Camide veya Cumalık ve Musalla denilen şehrin ve beldenin geniş bir yerinde kılmışlardır. Bu nedenle İslam bilginleri bir beldede Cuma namazının bir yerde kılınması gerektiğine hükmetmişlerdir. Daha sonra nüfusun artması ve şehirlerin büyümesi sebebi ile ayrı yerlerde kılma zarureti ortaya çıkmıştır. Cumanın şartlarından birisi de Cuma Namazının adından da anlaşılacağı gibi bir yerde toplanarak kılınması gerektiğinden diğer yerlerde kılınan Cuma namazının kabul şartlarını taşıyıp taşımadığı konusunda ihtilaflar ortaya çıkmıştır. İslam bilginleri de ihtiyaten o günün öğle namazı yerine geçmesi için “Zuhr-i Ahir” yani son öğle namazını kılma niyeti ile öğle namazının farzını kılmak gerektiği konusunda fikir birliği etmişlerdir. (Şirbînî, Muğnî'l-Muhtâc, 1:544; Nevevî, el-Mecmû', 4:451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, 1:277-278; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3:212.)


Zuhr-i Ahir namazının kılınmasının sebebi budur. İslam bilginlerinin görüşü bu nedenle doğrudur ve kılınması Allah rızasına ve emrini yerine getirmeye uygundur.


- Farz namazların sünnetlerini, Cumanın sünnetlerini veya Zuhr-i Ahir namazını kılarken kazaya niyet edilerek yerine kaza namazı kılsak olmaz mı?


-Hayır, olmaz! Çünkü, nafile yerine kaza namazı kılmak farz namazlara tabi olan, yani farzların öncesinde ve sonrasında kılınması gereken sünnet namazlar için değildir. Bu sünnet namazlara “Sünnet-i Hüda” denir ve bunlar terk edilemez. Sünnet-i Hüda uyulması hifayet, terk edilmesi dalalet olan sünnet namazlardır. Hatta bu gibi sünnetlerin kazası da sünnettir.


Farzlara tabi olmayan ve müstakil kılınan Evvabin Namazı, Kuşluk namazı, Teheccüt Namazı, Abdest Namazı gibi nafile namazlara ise Sünnet-i Zevaid denir. Sünnet-i Zevaid ise kılınması fazilet terk edilmesi mübah olan sünnetlerdir. Bu nedenle Vakit namazlarının ve Cuma namazının önünde ve sonunda kılınan sünnet namazlar terk edilerek onun yerine Kaza namazı kılınmaz. Ancak Kuşluk Namazı, Evvabin Namazı gibi müstakil kılınan namazlar yerine Kaza Namazı kılınır. Kişinin terk ettiği ve kılması gereken Farz namazları dururken onları kaza etmeden Zevaid Sünnetler ve nafilerle meşgul olması elbette doğru bir davranış ve dindarlık değildir.


Kalbinde Allah korkusu ve Allah rızası taşıyan önce farzları yapmalı, sonra farza tabi olan sünnetleri mutlaka kılmalı ve namazlarını kazaya bırakmamalıdır. Farzları terk ve ihmal ederek, sünnetleri önemsemeyerek kişi tam ihlaslı bir mü’min olamaz ve Allah rızasını ve peygamber sevgisini kazanamaz.


Değerlendirme ve Sonuç

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “İnsan kendisini Allah’tan müstağni görerek gerçekten azgınlaşır. Halbuki o insan hesap vermek üzere Allah’ın huzuruna mutlaka dönecektir. Sizler insanları namazdan alıkoymaya çalışan ve yasaklayanları görmediniz mi? Onlar hidayet üzere, doğru yolda olanları, size Allahtan korkmanızı ve takva üzere olmanızı isteyenleri engellemeye çalışırlar. Sonra inkar edip haktan ve doğrudan yüz çevirenleri görmüyor musunuz? Onlar Allah’ın kendilerini gördüğünü bilmezler mi? Şayet onlar bu tutumlarından vazgeçmezlerse biz onları yalancı ve günahkar perçemlerinden yakalarız, alınlarından tutarız da cehenneme atarız. Onlar kendi meclislerini toplasınlar istedikleri kararları alsınlar biz de zebanileri çağırırız ve inananları ibadetten alıkoymak isteyenleri ve kendi meclislerinde bunun kararlarını alanları tutup layık oldukları cehenneme atarız. Ey Resülüm ve ey inananlar siz onlara aldırmayın ve asla itaat etmeyin secde ederek Allah’a yaklaşmaya devam edin.” (Alak Suresi, 96:6-19.)


Peygamberimiz (asm) Kabe’de namaz kılıyordu Ebu Cehil lain peygamberimizin (asm) namaz kılmasını ve Kur’an okumasını engellemeye çalıştı. Sonra yasakladı. Peygamberimiz (asm) onun yasağına aldırmayınca secdede başına toprak dökmek ve hatta ölmüş devenin işkembesini koydurdu. Secdede iken ayağı ile başına basarak ezmeye yemin etti. Bütün bu azgınlıklarından dolayı onu ve ona benzemeye çalışanları ikaz etmek için Alak Suresi son ayetleri inzal buyurdu. Peygamberimize (asm) de “Sen onların bu yaptıklarına aldırma secde ederek, namaz kılarak Allah’a yaklaşmaya devam et! Biz onların hakkından geliriz.” (Alak, 96:19) ferman etti.

Secde etmekten kast edilene namaz kılmaktır. Zira her rekat namazda iki secde vardır. Secdede Allah’ı zikretmek ise Allah’ın emri olan “Yüce Rabbini tesbih et!” (A’lâ Suresi, 87:1.) ayetleri ile emredilen şekli ile Allah’ı tesbih ederek zikretmektir. Bu ayet nazil olunca peygamberimiz (asm) Cebrail’e (as) Allah’ın nasıl tesbih edeceğini sordu. Cebrail (as) “Sünhane Rabbiye’l-a’lâ diyeceksin” buyurdu. Nerede tesbih edeceğini sordu. “Secdede tesbih edeceksin.” buyurdu. Bundan sonra peygamberimiz (asm) secdelerde en az üç defa “Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ” diye tesibih etmeye başladı. Sahabelere de böyle öğretti.


Sonra yüce Allah “Rabbini hamdle tesbih et ve secde edenlerden ol! Buna sana ölüm gelene kadar devam et!” (Hicr Suresi, 15:98-99.) ferman buyurdu. Peygamberimiz (asm) farzlar yanında nafile namazları kılmaya ve gece namazları ile secdeleri çoğaltmaya başladı. Secdede de “Sübhane Rabbiye’l-a’lâ ve bi-hamdihi...” diye hamdle Allah’ı tesbih etmeye başladı.


Peygamberimiz (asm) sahabelerini daima namaz kılmaya, farzlar dışında da sünnet ve nafile namaz kılmaya ve namazda Allah’ı zikrederek, Kur’an okuyarak dua ederek Allah rızasını kazanmaya teşvik ederdi. Secde et yaklaş!” (Alak, 96:19) ayeti nazil olunca Allah’a yakınlığın ancak namazla mümkün olduğunu anlattı ve “Kulun Allah’a en yakın olduğu an secdede bulunduğu zamandır. Bu nedenle çok çok secde etmeye ve secdede Allah’ı zikretmeye çalışın!” (Müslim, Salat, 15.) buyurdular.


Allah’a yakınlık Allah’a itaat iledir. Allah’a imanın ve itaatin en açık delili namaz kılmaktır. Namaz Kur’anda Allah’ın kullarına emrettiği en değerli ve Allah rızasını kazandıracak, günahların affına ve Allah’ın rahmetine, yakınlığına sebep olacak en değerli ibadettir. Bu nedenle günde en az beş defa, beş vakir namazla emredilmiştir.

Bediüzzaman hazretleri de “Kainatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır.” Buyurmuşlardır. Bu nedenle namaz kılmadan Allah’ın rızasını ve aykınlığını kazanmak imkanı yoktur. Allah ancak namaz kılarak kendisine itaat edilmesini istemiştir. Allah’ın imandan sonra istediği amel-i salih namaz kılmaktır. Diğer hayırlar ve iyilikler ancak namaz kılma şartı ile amel-i salih olur. Namaz kılmayanın hayırları ve iyilikleri hayır ve iyilik olur, ama gerçek manada amel-i salih olup Allah rızasını kazandırmaz. Zira kişinin Allah rızasını aradığı ve amellerinde Allah rızasını kast ettiği ancak namaz kılması ile bilinir. Allah korkusunun alameti, takva ve itaatin alameti namaz kılmak ve secde ederek Allah’a yaklaşmaktır.


Farz namazlar dışındki nafile namazlar da Allah’ın emri ve rızası doğrultusundadır. Nitekim yüce Allah “Nafile olarak gecenin bir kısmında teheccüt namazı kıl. Ancak bu şekilde Rabbin seni Makam-ı Mahmuda, en yüce olan şefaat makamına ulaştırabilir.” (İsra Suresi, 17:79.) ferman etmiştir. Bu nedenle Allah’ın emri ile teheccüt namazı peygamberimize farz, ümmetine sünnet ve nafile olmuştur. Yine yüce Allah “Her kim gönüllü olarak nafileleri artırırsa bu kendisi hakkında elbette daha hayırlı olur.” (Bakara, 2: 184.) fermen ederek farzlar yanında nafile nevinden sünnet namazların kılınmasını istemiştir. Bu ayette geçen “tatavvu” ifadesinden dolayı islam bilginleri nafile namazlara “Tatavvu” adını vermişlerdir.


Peygamberimiz (asm) özellikle farz namazlara tabi olan, yani farzların önünde ve arkasında kılınması gereken ve terk edilmemesi gereken sünnet namazları şöyle sıralar. “Her kim bir gün ve gecede, farz namazlar dışında on iki rekât namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona Cennet'te bir ev bina edecektir. Bunlar şu namazlardır: Sabah namazından önce iki rekât, öğleden önce dört rekât, öğleden sonra iki rekât, akşamdan sonra iki rekât ve yatsıdan sonra iki rekât.” (Tirmizî, Salât, 189; Nesâî, Kıyâmül-Leyl, 66; İbn Mâce, İkâme, 100.)


Hz. Aişe Validemiz (ra) “Hz. Peygamber (asm) gece namaz kılmak için iki ayağı şişene kadar ayakta dururdu. Kendisine, ‘Ey Allah'ın Resulü! Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır, (Fetih Suresi, 48:2), buna rağmen ibadet konusunda niye kendini bu kadar zorluyorsun?’ deyince, 'Şükreden bir kul olmayayım mı?' cevabını vermiştir.” (Buhrî, Teheccüd, 6; Müslim, Münafikîn, 78-79; Tirmizî, Salât, 187.)

26 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör