• M. Ali KAYA

DEVLET FELSEFESİ

Güncelleme tarihi: 5 Mar

M. ALİ KAYA

“Devletin varlık sebebi; adalet ve siyasettir.

Amacı; üyelerinin korunması ve refahıdır...”


Bu gün, devletin her zamankinden daha gelişmiş olduğu bir dönemdir. Tarihte hiçbir zaman devletin bu derece müesseseleştiği, insan hayatına her yönüyle karıştığı görülmemiştir.


Anarşist ve Marksist görüşe göre devlet çok kötü bir şey... Onun için, devleti ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır. Onlara göre, özgürlüklerin önünde en büyük engel devlettir. Ama ne var ki, devleti ortadan kaldırmış hiçbir anarşist akım yoktur. Devlet; -iktidarda kim olursa olsun- her yerde gücünü göstermiştir.


Liberaller de devleti pek çok özgürlüklerin önünde bir engel olarak görürler. Muhafazakarların da devletin katı tutumlarını onayladığı söylenemez. Sosyal demokratlar ise, devleti sosyal bir devlet haline getirme çabası güderler. Devlete devlet olarak değer veren tek siyasi akım ise Faşizmdir.

Kapitalizmin taşkın gelişmesini, liberal devletin kurulması önlemiştir. Bunun sebebi, tekelci kapitalizmin ortaya çıkışı ve işçi sınıfının gelişmesidir.


Ancak tasavvur edilebilecek ve kurulmuş hiçbir devlet biçimi, yeni dünyanın ihtiyaçlarını karşılayacak yetenekte değildir. Dünya yeni gelişmelere gebe... Öyle ise “devlet” konusuna temelden eğilmek lazımdır. Devlet nedir? Devlete niçin ihtiyaç vardır? Devlet nasıl olmalıdır? Bu meseleleri halletmeliyiz, sorulara çoğunluğa uygun cevaplar vermeliyiz.


Devletin teknik işleyişi, kurumsallaşması, yapısal ve işlevsel özelliklerinin ortaya konması, büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir.


Çağımızda Marksist devlet sistemleri çökmüş, kapitalist ve liberal devlet sistemleri de topluma huzur ve sükun getirmemişlerdir. Bireyin temel hak ve hürriyetlerinin ön plana çıktığı günümüzde, devletin de yeniden yapılanması, devletin idari sistemi olan demokrasinin, “hukuk devleti”nin yeniden yeni prensipler üzerine oturtulması ve izah edilmesi gerekir.


Devletin temel fıtri varlığı ve görevi ile işlevinin ortaya çıkması gerekir. Hayat-ı içtimaiyenin işleyişini temin eden ve ferdî gayrettir. Şahs-ı manevinin motorunu teşkil eden enerji, aslında ferdî enerjiden başka bir şey değildir.


Fertlerin oluşturduğu ilişkiler ağı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan roller, içtimai yapıları meydana getirirler. Bu ihtiyaçlardan doğan ve toplumun işleyişini sağlayan temel dinamiklerdir.


İhtiyaçlar, fonksiyonları, onlar da toplumsal eylemleri meydana getirirler. Bu ihtiyaçtan kaynaklanan ilişkileri doğuran ise, yardımlaşma kanunudur. Hayat bu yardımlaşmanın neticesi olduğu gibi, hayat-ı içtimaiye böyle bir yardımlaşma neticesi ortaya çıkar. Böylece İktisadi-İdari-İlmi-Ahlaki müesseseler oluşur. Böylece felsefe, iktisat ve siyaset ortaya çıkmıştır. Toplumda zengin-fakir ve idare eden-idare edilen olmak üzere iki yapı oluşmuştur.

Devlet, üst yapının ürünüdür. Altyapının isteklerine göre şekillenir veya üstyapıdakilerin emirleri doğrultusunda şekil alıp altyapıyı örgütler, idare eder.

Ve tarihi insanların kendileri yazarlar.


Altyapının davranışlarını sadece ekonomik işlemler ve ihtiyaçlar değil, tüm insani ihtiyaçlar belirler. Bu da üstyapıyı etkiler. Ve öyle olması gerekir.

Temel belirleyici nedir? Din!... ve İdeoloji...


Devletin Görevleri

Kişi ne yaparsa odur ve... Devletin yaptığı her işe “siyaset” denir. Siyaset de İbn-i Kayyum el-Cevzi’ye göre “İnsanları hayra ve hidayete ulaştırmak, fesattan kurtarmak için takip edilecek en güzel yollar ve usullerdir. Bu da teknik bir meseledir.


Her bilim adamı bir tanımla işe başlamak zorundadır. Dolayısıyla siyaset de, devlet de iyi, sağlam ve doğru bir tanıma muhtaçtır.


Siyaset

Farklı şekil ve yapıdaki toplumu belli bir amaç etrafında bir araya getirip, birlik ve beraberlik içinde ortak bir amaca yönlendirmektir.


Siyasetin birinci görevi, “toplumun ortak çıkarlarına hizmet”tir. İkinci görevi, “egemen güçlerin halk üzerindeki istibdadını önlemek, fertlerin temel hak ve özgürlüklerinin kullanımını temin etmektir.”


Devletin vazifesi

1- Fertlerin haklarını aramak, (Hukuku korumak)

2- Can, mal, din, akıl ve namusu muhafaza,

3- Adaletin temini,

4- Mesaileri tanzim, emniyeti tesis, teavünü teshil etmektir.


Devlet görevlerini yerine getirmek için toplum hayatının her yanına girer, üretimde, yönetimde, yapıda, savunmada, eğitimde, yardımlaşmada...


Ancak devlet bir tüzel kişiliktir.

Devleti şekillendiren halktır. Halkın kültür, örfü, ideolojisi ve dini, devleti şekillendirir, yönlendirir.


Devlet ırkçı da olmamalıdır, olamaz.

Devlet ülkedeki ırklara, dinlere, mezheplere eşit mesafede olmalıdır. Ta ki adalet yapılabilsin. Yoksa devlet adil olmaz.


Devlet, müesseseler bütünüdür. Toplum içinden çıkmıştır; ama toplumdan ayrıdır. Amacı adalettir, topluma hizmet için vardır ve siyasetle iş görür. Toplumu yönlendirmesiyle yönünü tayin eder, halkın isteğine göre şekillenir. Ve devlet, herkesin devleti olmalıdır.


Devletin yaptığı işe siyaset denir, ama; siyaset devletten öncedir.


Toplumun Ortak Çıkarları

Toplumun varlık sebebi yardımlaşmadır. Çünkü insan fıtraten medenidir ve hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir. Zira insan cami istidadı ile her şeye muhtaçtır, fakirdir, icat cihetinde eli kısadır. Bunun için yardımlaşmaya ihtiyaç duyuyor. Bu da toplumu oluşturur. Yoksa Marksist felsefenin iddia ettiği gibi “üretim” değildir.


Hayat, bir yardımlaşmanın neticesi oluşmuştur, devamı da yardımlaşmaya bağlıdır. Yoksa marksist felsefesinin iddia ettiği gibi mücadele değildir.


Yardımlaşma olmadan hayat devam edemez.


İnsanın tarihinde bir “vahşet dönemi” yoktur. Hz. Adem (AS)’dan bu tarafa insanlık beraber yaşamıştır. Dolayısıyla ilk insandan bu tarafa “aile” ve ona dayalı “yardımlaşma” söz konusudur. Çünkü, “şefkat” ve “merhamet” insan fıtratının gereğidir. Bir anne çocuğunu şefkati ile büyütür, yoksa doğanın şefkati ile insan büyümüş değildir.


Çiftçilik, insanlık tarihinin ilk mesleğidir. Bu da bitki, hayvan ve insanın ortaklaşa bir faaliyetidir. Bu yardımlaşma da tesadüfen ortaya çıkmış değildir.


İnsanlığın en önemli ihtiyaçları olan giyinme, korunma ve barınma da doğanın ve tesadüfün değil, akıl, zeka ve ilmin neticesi, peygamberlerin bizlere mirasıdır. Peygamberlerin ilahi vahye mazhar oldukları gerçeği asla göz ardı edilemez. Sonra insanlık dört devir geçirmiş, bir beşinci devrin hazırlıklarını tamamlamıştır.

1- Vahşet ve bedeviyet,

2- Memlukiyet

3- Esaret ve kölelik,

4- Ecir dönemi,

5- Hürriyet ve serbestlik dönemi


Devlet kavramını ele alanla üç noktaya dikkat çekmişlerdir.

a) Toplumun oluşması,

b) Toplumun egemen güçlerinin etkisine girmesi,

c) Devletin kendi çıkarını gözetmesi,

d) Bütün bunlara göre devletin şekillenmesi...


Devlet, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için kural koymuşken, halk üzerindeki egemen güçlerin eline geçerek, bu hâkim güçlere hizmet etmeye başlar. Bunun için kendisini kuran halkı ezer. Daha sonra da bunları düzeltmek isteyenleri kendine düşman görerek, “devletin kendini koruması” ilkesine sarılarak yine egemen güçlere hizmete devam eder. Böylece toplum üzerinde hâkim güç olarak yerleşen devlet, bir baskı aracı oluşturur. Artık devletin siyaseti kendini koruma üzerine kurulmuştur. Bu ise devlete hakim egemen güçlerin işine daha iyi hizmet eder. Devlet kendisini daha fazla güçlendirir, daha fazla baskı yapar.

Devlet yine de gücünü “topluma ve halka hizmet” prensiplerinden alır. Devlete hâkim güçler, toplumun huzur ve güveni için devlete daha büyük yetkiler vermeyi amaçlar. Alt grup ise bu durumda güçlü bir devletin kanatlar altına sığınmaya çalışırlar.


Yöneticilere verilen geniş yetkiler ve halk nazarındaki itibarları da yöneticilerde büyük bir iktidar hırsına sebep olur. “Kutsal devlet, kutsal hükümdar” bu işlevin ürünüdür. Devleti ayakta tutan ise, “vergi”dir. Vergi devletten önce de vardır.


Devletin Doğası

Devletin doğası şefkattir. Şefkatin gereği ise “Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l- münker”dir. Dolayısıyla devlet yanlış yapmamalıdır.


Marksist teori ise, devletin doğasının baskı olduğunu söyler. Gerçek hürriyetin devletsiz olabileceğini anlatmaya çalışır. Halbuki, baskı devletten kaynaklanmaz. Devleti idare edenlerin zihniyetlerinden ve yanlış tutumlarından kaynaklanır.


Devletin amacı ise, “şeriat aleme gelmiş, ta ki her nevi zulmü ve istibdadı mahvetsin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın. Herkes harekât-i meşruada şahâne serbest olsun...” kaidesince hukuku korumak ve hürriyeti temin eylemektir. Ferdi ve toplumu daima iyiye yönlendirmektir.

Devlet fertlerin yaptığını yapmaz. Ticaret, ziraat gibi... Bu, halka ve tebaaya zarar verir. Çünkü hiç kimse devlet ile yarışamaz. Devlet halkına hizmet eder, hürriyet ve adaleti sağlarsa büyük destek alır ve hiç kimse bu nitelikte bir devleti yıkmak için uğraşmaz. Böylece devletin düşmanı da olmaz. Çünkü bu durumda marksist düşüncelerin aksine devlet egemen güçlerin çıkarı için değil, halkın tümünün çıkarı için çalışmış olur.

Bu vasıflarda bir devlet gücünü egemen sınıflardan değil, doğrudan halktan alır. Dolayısıyla halka karşı sorumlu olur. Böylece, devletin çıkarı halkın çıkarı olur. Devlet halkı korudukça, halk da devleti korumayı vazife bilir.


Aristoteles, Locke, Montesguieu ve siyasal bilimcilerin ortaya koyduğu devletin üç temel dinamiği olan “yasama-yürütme-yargı” o zaman halkın çıkarına yönelir.


Devletin “teknik yapısı” halkın hürriyet ve istirahatına, fertlerin irade ve kabiliyetlerinin geliştirilmesine yardımcı olma niteliğine bürünür. Çünkü siyasi ve iktisadi hususlar fertler içindir. Bunlarla fertler uğraşır, fertlere lazımdır. Fertler yapar, devlet yardımcı olur. Devletin amacı onlara yardım etmektir. Memuriyet ve hiyerarşi bu amaca yönelik olmalı. Çünkü “Kavmin efendisi ona hizmet edendir” kaidesince, hizmet asıl esastır. Hizmet ise yardımlaşmayı kolaylaştırma ile olur.

Bunun kuralı ise, “kolaylaştırın, güçleştirmeyin” prensibidir.


Devletin amacı üretim değildir. O, fertlerin yaptığı iştir. Devletin amacı bu işlemleri yapanlara “yardım”dır. Bu yardım ise, “kredi sağlamak” değildir. Bürokratik işlemlerine yardım etmektir.


Bu açıdan devletin iş ve işlevleri şunlardır:

1- Sağlık hizmetleri,

2- Eğitim,

3- Teknik örgütleme, (bürokrasi)

4- Savunma,

5- Tabiat kaynaklarının kullanımı,

6- Halkın yapamadığını yapmak:

a) Ulaşım,

b) Haberleşme,

c) Altyapı tesisi,

d) Devletlerarası ilişkiler...

Ekonomik olarak:

1- Üretimde önceliklerin belirlenmesi,

2- İş ilişkilerinin düzenlenmesi,

3- Bölüşümün adil dağılımı...


Devlet Biçimleri


Nasıl bir devlet?

Evvela; devletin anatomisi...

1. Binalar, 2.Görevliler, 3. Kurallar (Kanunlar) 4. Araçlar

Tüm devletler belli davranış kuralları içinde hareket eden, çeşitli binalarda iş gören, türlü araçlar kullanan birtakım insanlardan oluşur.


Tüm bunların temel felsefesi nedir? Nasıl olmalıdır?


Şurası bir gerçektir ki, devlet, çalıştırdığı insanlara belli bir statü verir. Bu İnsanların en üst tepeden en alttaki bir görevliye kadar devlet içinde gücü yokken, sivil toplum içerisinde önemli güce sahiptirler.


Devlet bu maddi öğelerini kaybederse bile, yıkılmaz, yaşayabilir. Bunlar ancak devletin iş ve işlemlerini kolaylaştırmak içindir.


Devletin temel öğesi: Emreden ve itaat edenlerin bulunmasıdır. Bu, amir-memur, padişah-tebaa, devlet-halk arasındaki itaat ilişkisidir.

Diğer meseleler teknik yönüdür.


Önemli olan, devlete yön veren felsefesidir.


Siyasal sistem

Bu itaati sağlayan ise, siyasal sistemdir. Devlet ise bu siyasi düşüncenin bir parçası ve icra organıdır.


Siyasal sistemin öğleleri:

1- Devlet,

2- Siyasi partiler ve baskı grupları,

3- Bunları işleten fikirler,

4- Yasalar...


Siyasal sistemde soyutlanan devlet, bir iskeletten ibarettir. Siyasi fikirler fertlere aittir. Fikir üretimi filozofların işidir. Devlet bunların konu ve fikirlerini ele alır ama, ideolojik olamaz! Olursa, artık o devlet baskıcı bir devlet olmaya mahkumdur.

Bunun için devlete inkılap eden ve etki altına alan siyasal sistemler, halka huzur ve refah sağlayamamışlardır. Bunlar,

Kapitalizm, (Liberalizm)

Sosyalizm, vs.


Devlette asıl olan hukuktur.

Hukukun üstünlüğünü esas alan parlamenter demokrasi, ancak çoğunluğun rızasına dayanır. Bu da diğer siyasi görüş sahiplerini memnun edemez. “Saadet ya herkese veya eksere olmalı...” Bediüzzaman


Sonuç: (Devletin Geleceği)

Yapılar, kullanıldığı sürece işlev görürler. Bu ise yapıyı tanımaya bağlıdır. Görevliler vazife şuuru içinde olmalı. Bu ise, görevin kutsallığını bilmeye bağlıdır. Kurallar, bilindiği ölçüde müessir olurlar. Ve araçlar kullanıldığı, işlevi bilindiği ve kullanım imkânı oldukça faydalı neticelere sebep olurlar.


Tüm bunlar kutsal bir kaynaktan beslenmedikçe faydalı olamazlar. Çünkü ferdi harekete geçiren ya sevgidir ya korkudur, veyahut da idealleridir, kutsal bir kaynaktır.


Bu temel esas üzerine “Demokratik Hukuk Devleti” oturtturulabilir. Bu, tam bir cumhuriyettir. “Hürriyetin en geniş şeklini” temin eder. İsim ve resimden ibaret kalmaz. Ve toplumu geliştirme aşamalarından beşincisi olan “malikiyet ve serbestiyet” devrinin insanlarını memnun edebilir.


Çünkü günümüzde her türlü baskı rejimi çökmüştür. Sosyalizm de, kapitalizm de...

Birincisi “halk için halka rağmen” der, baskı uygular, diğeri ise “halkın rahatı” der, kendisini güçlendirir ve “devleti güçlendirme” adı altında kendi statülerini daha güçlü kılmayı amaçlar.


Halkı üretime zorlayan ve itaata teşvik edip tüketimi arttırmayı hedefleyen ve insanı “düşünen hayvan, sosyal hayvan” gören, “ekonomik insan” kabul eden felsefeler iflas etmiştir.


Artık insan birey olarak “insan” olmalı ve insana layık yaşamalıdır.


Öyle ise, “insana değer veren devlet yapıları” ön plana çıkmalıdır. Bu, baskıcı olmayan devlet demektir. İnsana, insan olduğu için saygı duyan devlet demektir. İnsani değerlere önem veren devlet demektir.


Bu, marksist düşüncenin akside devleti ortadan kaldıran sınıfsız bir dünya düzeni değil, insana değer veren ve devleti insan hizmetine sokan “Temel Hak ve Hürriyetlerin Savunucusu bir Hukuk Devleti”dir.

8 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör