• M. Ali KAYA

DİN DİLİ KONUSU (VAHİY DİLİ)

M. ALİ KAYA

1. Din diliVahiy Dili” demektir. Vahiy Arapça olup “İnsanlığa” gelmiştir. Peygamberimiz (sav) diğer peygamberlerden farklı ve üstün olarak tüm insanlığa gelmiş, kıyamete kadar dini baki ve geçerli olup asla tahrif edilmeyecek olan Kur’an-ı Kerim ile gelmiş son dinin mübelliğidir. Sadece Araplara gelmemiştir. Bu nedenle hitabı tüm insanlığadır. Peygamberimizi sadece Araplara gelmiş ve Arapların anlaması için gönderilmiş demek çok yanlıştır.

2. İslam fıtrat dini denilen insanlığın dini olup hanif/tevhit dinidir. İbrahim’in (as) dininin ve tüm peygamberlerin getirdiği “Tevhit” hakikatinin son ve en mükemmel tamamlayıcısıdır. Tevhid, haşir, nübüvvet, adalet ve ibadeti insanlığa ders verir ve iki cihan saadetini temin eder. İnsanı maddi ve manevi, aklî ve ruhî, fennî ve ahlâki bakımdan terakki ve tekâmül ettirir. Bu nedenle Tevhid, Nübüvvet, Haşi ve Ahiret, Adalet ve İbadete ait kelime ve kavramlar Cahiliye Araplarının bilmediği şeylerdir. Bu kavramlar ve kelimeler Kur’an ve Sünnet ile Arap diline ve inananların hayatında girmiştir.


3. Din/Kur’an ve Sünnet ilahî, uhrevi, aklî, manevi ve ruhî/kalbî hakikatlerden bahsettiği için bu alemleri ve bu alemlere ait kavramları ders verdiği, bu âlemlerdeki varlıkların isim ve sıfatlarından bahsettiği için halkın ihtiyaç ve konuşma dili ile bu hakikatleri anlatması mümkün değildir. Bunun için Arapça nazil olmakla beraber Arapların bilmediği pek çok kelimeyi Arap diline ve insanlığa kazandırmıştır. Bu nedenle Araplar “Muhammed bize bilmediğimiz ve anlamadığımız pek çok şeyleri anlatıyor. Biz bunları anlamıyoruz, bu nedenle onu dinlemeyin” diyorlardı. Yüce Allah da bu hususu “Biz içinizden bir peygamber gönderdik size ayetlerimizi okur, sizi tezkiye eder, size kitabı ve hikmeti ve bilmediğiniz şeyleri öğretir” (Bakara, 2:151) ayeti ile ifade etmektedir.


4. Din dili Kur’an dili ve İbadet dilidir. Kur’an-ı Kerimde dine ait olan kelime ve kelamlar, terim ve kavramlar hiçbir dilde karşılığı olmadığı için tercüme edilemez. Ancak olduğu gibi ve nazil olduğu gibi okunur ve ifade edilirler ve ancak bu dille ibadet yapılır. Tercüme dille ibadet olmaz. Ancak bu kelime ve kavramların açıklaması, izahı ve tefsir/yorumları yapılır. Akla yakınlaştırmak için misallerle ve temsillerle, teşbih ve te’villerle açıklanır. Bunların izahı gelecektir.


5. Dinde Arap dilinde bulunmayan İman, ibadet, ahlak, hukuk ve muamelat konusunda pek çok yeni kelime ve kavram vardır. Bunlar zamanla Müslümanların diline yerleşmiş ve ülfetle, alışkanlıkla gerçek manaları bilinemeden konuşulur olmuştur. Mesela “Selamün Aleyküm” gibi. Bu vahiyle gelen bir kavramdır ve Müslümanların karşılaştıklarında söyledikleri bir kavramdır. Kur’anda geçer ve ilk olarak Müslümanca selam veren Hz. Ebu Zer (ra) olmuştur. Sonra peygamberimiz (sav) Allah’ın emriyle bunu “Önce Selam sonra kelam” buyurarak tanışma ve konuşmaya başlama cümlesi haline getirmiştir. “Selamı aranızda yayın” ferman etmiştir. Bu Araplarda olmayan bir kelime ve kelamdır. Bir Türk hacca gider. Orada karşılaştığı bir Arap kendisine “Selamün Aleyküm” der. Sonra bakar Ezan okunuyor. “Araplar da Türkçe konuşuyormuş” der.


6. Bazıları “Kur’ân-ı Kerimin uyarılması gereken kavmin dili ile nazil olmuştur” diyerek Araplara nazil olduğunu ifade etmektedirler. Bilhassa Muhammed Esed Tefsir/Meal karışımı Kur’an mealinde Kur’ân-ı Kerimin o zamanki Arap kavmine ve anlayışlarına hitap ettiğini söyleyerek büyük yanılgı içine düşmektedir. Kur’an kıyamete kadar bütün insanlara ve insanlığa hitap etmektedir. Sadece Araplara hitap etmemektedir. Kur’anın dili “Evrensel dildir.” Biz buna “Din Dili” diyoruz. Yüce Allah imana, ibadete, hukuka ve ahlaka ait “Ortak dil” kullanmıştır. Bu din diline ait kelimeler Arap dilinde olmadığı ve Kur’an ile girdiği için Arapça bazı kelimelere uygun gelse de anlamı tamamen farklıdır. Bu her dilde de vardır. Mesela “Yüz” kelimesi Türkçede üç anlam ifade eder. İnsan yüzü, yüzmekten emir ve sayı olarak yüz sayısı. Bir kişi buradaki yüz ifadesini kelime anlamı ile ele alacak olsa ve sadece “yüz, insan yüzüne denir” derse saçmalamış ve cehaletini ilan etmiş olur. Kelimenin nerede ve niçin kullanıldığı önemlidir. Şayet sayılarla ilgili bir cümlede ise rakam olarak yüz, konu yüzme ile ilgili ise yüzmekten emir, insanlarla iliği bir konuda geçiyorsa insan yüzü anlamlarında yerli yerinde kullanılması ve anlamlandırılması gerekir.

7. Allah’ı anlatan ve Allah’a ait kelime ve kavramlar Arapların hiç ama hiç bilmediği tamamen Vahiyle/Kur’anla gelen kelimelerdir. Bir defa Arapların kullandıkları “ilah” kelimesi “Tanrı” anlamında kendisine tapılan varlık olarak putlar için kullanılıyordu. Araplar Allah’ı bilselerdi putlara tapınmazlardı. Bu nedenle onların ilah diye taptığı şeyler Allah olmadığı için Allah’a tanrı denemez. Yüce Allah kendi zatını gizleyerek Kur’ân-ı Kerimde eserlerinde tecelli eden isim ve sıfatları ile ve zatını vasfeden “İhlas Suresi” ile tanıtmıştır. İhlas Suresini ele aldığımız zaman “O Allah’tır. Ehaddir, sameddir, doğmamış, doğurmamıştır, hiçbir şeye denk değildir” buyurur. Bu surede geçen Allah’ın ehad olması, sayı olarak bir anlamında değildir, şeriki olmaması demektir. Bu nedenle Araplar bunu anlamamış ve bizim 360 ilahımız var. Bir tek ilah nasıl her şeyi yönetir?” demişlerdir. Allah’ın birliğini anlamak sayı olarak değil, şeriki olmadığını anlamaktan geçer. Samed kelimesi Arapların hiç bilmediği bir kelimedir. Bunu peygamberimize sormuşlar, peygamberimiz de “Samediyet hiçbir şeye muhtaç olmamaktır. Bu da sadece Allah’a has bir sıfattır” diye açıklamıştır.


Doğmuş ve doğrulmamış olmak mahlûka izafe edilerek Allah’ın onlara benzemediği Ezeli ve Ebedi olduğunu ifade etmek içindir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) bu kelimeleri ezeliyet ve ebediyet olarak anlatmıştır. Ancak ilk anlamı ile Allah’a oğul ve kız isnat edilmemesi konusu anlaşılmaktadır ki bu Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu, meleklere Allah’ın kızları diyenlerin inançlarını reddetmektedir. “Hiçbir şeye denk olmamak” çok geniş bir kavramdır. Denklik insana ait olursa basit anlamı, Allah’a ait olursa hiçbir faninin ona benzemeyeceği, onun eseri olduğu ve Allah’ın bütün mahlûkatın sıfatlarında yüce olduğunu ifade eder. Bu da Arapların hiç bilmediği İlahiyata ve Allah’a ait bilgi ve kavramlardır. Arap dili ile ilintilidir; ama manası çok farklıdır. Bu nedenle Araplar Kur’anı kendi dillerinde olduğu için anıyorlar” diyenlerin yanıldığını göstermektedir.

8. Allah’ın isim ve sıfatlarını anlatan kelimeler ve terimler ki bunların çoğu “İlm-i Kelam” ulemasınca tartışma konusu olmuş ve üzerinde pek çok izahlar ve yorumlar yapılmış, bazen bir “Allah’ın Kelam, İrade ve Kudret Sıfatı” gibi dini terimlerin yanlış anlaşılıp yorumlanması ile pek çok dalalet fırkalarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ehl-i Sünnet uleması bunlara gereken cevapları verip izahlarını “Usul-i din olan Kitap ve Sünnet çerçevesinde” yaparak doğruyu göstermişler ve aklen ispatını da yapmışlardır. Bunların da Arap dili ile ilintisi olmakla beraber manaları Arapların bildikleri ve halk dilinin anladığı gibi değildir. Bu nedenle mesela Allah’ın “Kelam” sıfatı, yani konuşması bizim ve mahlûkatın konuşması gibi değildir. Yine aynı bunun gibi “İlim, irade, kudret, semi, basar, hayat” gibi subutî sıfatları ve “Vücut, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetün lil-havadis ve Kıyam bi-nefsihi” gibi zatî sıfatları da böyledir. Dolayısıyla ilim sahibi olmayan herhangi biri çıkıp Allah’ın bu sıfatlarını mahlûkata benzetirse “Teşbihe” kaçtığı için yanlış yapar ve dalalete düşer. Bu nedenle ilim sahibi kimselerin dinde bu kelimelerden ne kastedildiğini anlatması ile gerçek yerine oturur ve bu da bildiğimiz ve anladığımızdan farklıdır. Öyle Kur’an mealini okumakla veya bir ilmihal okumakla anlaşılmaz. İlla ilim sahibi olmayı veya ilim sahiplerinden hakikatini öğrenmeyi gerektirir.


9. İbadet ile ilgili kavramlar peygamberimize (sav) vahiy ile gelmiş, peygamberimiz (sav) de bununu “Beyan” ederek ve “Uygulayarak” ümmetine öğretmiş ve bu terimlerin ne anlama geldiğini de öğretmiştir. Yüce Allah “Ekımı’s-Salât!” yani “Namaz kıl!” emrini verince ne peygamberimiz ne de sahabeler ve ne de Araplar “Salat”ın ne oluğunu ve nasıl ikame edeceklerini ve bunların ne manaya geldiklerini asla bilmiyorlardı. Cebrail (as) Allah’ın emri ile geldi ve Abdest’i, “Vudû’” nasıl alınacağını ve Salat’ı “Namaz” nasıl kılacağını öğretti. Peygamberimiz (sav) öğrendikten sonra sahabelerine “Sallû kemâ raeytumûnî u”allî" yani “Ben ne yapıyorsam siz de bakın ve onu yapın!” buyurarak namazın nasıl kılınacağını, 12 Farz, 15 vacip ve 30 sünneti ile hareketleri, okumları ve duaları ile öğretti. Sonra müslümanlar Salatın ne olduğunu ve nasıl ikame edileceğini öğrendiler. Sonra kıyam, kıraat, rükû, sücud, tahiyyat gibi rükünleri ve bunların ne anlama geldiğini ve nasıl yapılacağını gördüler ve öğrendiler. Sonra konuşularak bunlar Arap diline ve inanan herkesin diline “ortak dil” olarak girdi. Yine “Savm” yani oruç, Zekât, yani malın kırkta birini fakire ve zekat verilecek yerler ki bunlar da vahiyle belirlenmiştir ne olduğu ve nasıl yapılacağını öğrendiler. Yine “Nahr” yani Arapçada kan akıtmak” anlamında ama bu kan kişinin parmağını keserek akıttığı veya tavuk keserek akıttığı kan değil, Kurban edilmesi gereken hayvanları belli günlerde Allah için kesip etini yemek ve dağıtmak” anlamındaki Kurban olduğunu ancak vahiyle ve peygamberimizin (sav) öğretmesi ile öğrendiler. Bütün bu ibadetleri anlatan kelime ve terimler vahiyle gelmiş ve hayatımıza ve Arapların diline girmiştir. İşte din dili budur. Buna Fakihler “Istılah manası” adını vermişlerdir. Bir kelimenin lügat manası ayrıdır, ıstılah manası ayrıdır. Dinde ıstılah manasına “Din Dili” adı verilir.


10. Din diline ait kelime ve kavramlar:

Burada Lügat anlamı dediğimiz zaman Arapların kullandıkları ve bildikleri anlamı ifade ediyoruz. Istılah anlamı veya dindeki anlamı deyince de “Vahiy dili” ve “Din dilindeki” anlamını ifade ediyoruz. Hepsini değil, bazı kelime ve kavramları burada açıklayarak “Din Dili” ne demektir anlatmaya çalışacağız.


1) A’raf: Lügat anlamı, sırt, tepe, burç, örf ve adet anlamına gelir. Kullanıldığı yere göre değişir. Kur’andaki anlamı, yani din dilinde ise Â’râf, cennet ile cehennem arasını ayıran geçiş yeridir. Burada “Ehl-i A’raf vardır ki bunlar günahsız ölenlerdir. Ehl-i cennet cennete ve ehl-i cehnnem de cehenneme girene kadar hesapları görülene kadar beklerler ve onların hesaba çekilmelerini görürler, cennetlikleri ve cehennemlikleri bilirler.


2) Âdetullah veya Sünnetullah: Lügatte Allah’ın sünneti ve âdeti demektir. Dinde ise Allah’ın irade ve kelam sıfatının tabiatta tecellisi olan “Nevamis, Kanunlar” ve peygamberleri ile gönderdiği kelamı ve teşri-i iradesi ile peygamber göndererek emir ve yasak koyması bunun sonucu ise uhrevi ceza ve mükâfat vermesidir. Dindeki anlamı budur.


3) Amel: Lügatte “iş” anlamına gelir. Din dilinde ise Allah’ın emrine ve rızasına uygun davranış ve fiillerdir. Bunların emre uygun olanına “Amel-i Salih” adı verilir. “Allah salih amel istiyor” denince bundan insanların hayrına yapılan işler değil, Allah’ın emrine ve rızasına uygun olan ibadetler anlaşılmalıdır. Yoksa her iyi iş yapan cennete girer, Edison da Eisnstein de insanlığa faydalı işler yapmıştır, o da cennete girer diye dine tamamen aykırı fikirler türer.


4) Sahabe/Ashab: Lügatte “arkadaş” anlamına gelirken din dilinde “imanlı olarak peygamberimizi (sav) gören ve onun sohbetinde kısa bir süre de olsa bulunan ve ondan birkaç kelime de olsa dine ait bir şeyler öğrenen” kimse anlamına gelmektedir. Bu nedenle sahabelere “peygamberin arkadaşları” demek çok yanlıştır.


5) Arş: Lügatte dam, çatı ve tavan anlamına gelen bu kelimenin Kur’andaki anlamı “Allah’ın isim ve sıfatlarının tecelli ettiği varlık âlemi”dir. Şayet lügat manası esas alınırsa o zaman kâinatın tavanı ve dünyanın damı anlaşılır ki bu çok yanlıştır.


6) Ayete’l-Kürsi: Lügatte “Kürsinin ayeti” anlamına gelen bu kelimenin din dilindeki manası “Bakara Suresinin 255. Ayettir. Bu ayetin adı “Ayete’l-Kürsi” adı verilmiştir. Her Müslüman Ayete’l-Kürsi denince bu ayeti anlar.


7) Ba’s-ü ba’del-mevt: Öldükten sonra dirilme tamamen vahiyle gelen bir tabirdir. Araplar bunu hiç mi hiç bilmiyorlardı ve bundan dolayı inkar ediyorlardı.


8) Haşr: Lügatte “toplanma ve bir araya gelme” demektir. Dinde ise öldükten sonra dirilerek hesap için bütün yaratılmış olan ruhlu varlıkların hayvan, cinler, melekler ve insanların “Haşir Meydanında” toplamasıdır.


9) Cami: lügatte “toplanma yeri” anlamında olduğu halde dinde “ibadet edilen yer” anlamındadır. “Cuma” ise “Cuma Namazı” anlamındadır. “Cemaat” kelimesi bir imamın arkasında namaz kılmak anlamında olup lügat manasından tamamen farklı dini ibadete ait kavramları ifade eder.


10) Cennet: Lügatte “bahçe” anlamına gelirken dinde “mükâfat yurdu” anlamındadır. Cehennem de asilerin gireceği azap yurdu olup Arapların bilmediği ve Kur’an ile öğrendiği, peygamberimizin (sav) sözleri ve anlatımı ile mahiyetinin öğrenildiği ahiret yurdundan iki yurttur.


11) Dâru’l-Harb ve Dâru’l-İslam: “Savaş evi ve barış/islam evi” anlamındaki bu terimler dinde “Ülke” anlamında kullanılmaktadır. Hukuki boyutları ve kendisine ait hükümleri olan “Devletler Hukuku”nu içermektedir.


12) Din: lügatte ceza anlamındadır. Ceza ise “karşılık” demektir. Yani iyinin cezası mükafat, kötünün cezası ikab ve azaptır. Ancak din, din dilinde Allah’ın “imtihan için koyduğu kurallar ve varlık için hedeflediği gaye ve amaçlar” anlamına gelmektedir. Ahiret işlenen amellerin cezasının verileceği yer olduğu için “Din günü” (Fatiha, 1:3) denilmiştir. Bununla beraber din denince akla hemen peygamberin Allah’tan vahy ile öğrenip insanlara tebliğ ettiği her şeyi kapsamaktadır. Dini anlamı bunlardır. Lügat anlamı ise unutulmuştur.


13) Dua: Lügatte “seslenmek ve çağırmak, yani davet etmek” anlamına geldiği halde dinde “Allah’a acz ve fakr ile yalvarmak, medet ve yardım istemek, tövbe, istiğfar ile günahların affını talep etmek” anlamlarında kullanılmaktadır. Din dilindeki karşılığı “Belli kelime ve cümlelerle Allah’a sığınma ve Allah’ın yardımını talep etmek” şeklindedir. Her inanan Arapçayı bilmese de duanın Allah’a yalvarma olduğunu bilir.


14) Ecel: Bu kelime Kur’an ile Arap diline girmiştir. Allah’ın takdir ettiği sürenin bitmesi anlamındadır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Eceli geldiği zaman hiç kimsenin ölümünü Allah geciktirmez” (Münafıkun, 63:11) buyurur. Ölümün gerçek sebebi eceldir, sebepler bahanedir. Bu ifadeler dinin öğretisinden başka bir şey değildir.


15) Şehit: Allah yolunda ölenlere dinin verdiği isim ve buna tahsis edilen ahiretteki yüksek makamdır. İslam’dan başka dinde şehitlik diye bir makam yoktur.


16) Âlem-i Mülk ve Melekût: Bu tabirler Kur’ânî tabirler olup Mülk görünen, melekût da görünmeyen ruhanî, ulvî ve uhrevi alemler demektir.


17) Gusl: “Su akıtmak” anlamına gelen bu kelimenin dindeki manası “Boy Abdesti” almaktır. Bunun da şartı Niyet, ağza ve burna su vermek ve bütün bedeni yıkamaktır.” Buna Gusl abdesti denir. Bu da dini bir tabirdir. Arapça değildir.


18) Hadis: lügatte “Söz” anlamına gelir ama dinde bunun manası “peygamberimizin dine ait söylediği sözdür.” Bu nedenle peygamberimize ait olmayan söze hadis adı verilmez.


19) Hidayet ve Dalalet: Bu kelimeler de dini tabirler olup “Hidayet” Allah rızasına götüren inanç, amel ve ibadetten ibaret olan istikametli doğru yola verilen addır. Dalalet ise bunun zıddına denir.


20) Kader: “Ölçü” anlamına gelen bu kelimenin dindeki anlamı “Her şeyin Allah tarafından bilindiği ve bildiğini Levh-i mahfuza yazdığını ve yazdığı gibi olduğunu ifade eden bir tabirdir. “Allah her şeyi kaderle takdir etmiştir” (Kamer, 54:49) ayeti bunu ifade eder.


11. Meleklerin isimleri, ahiret âlemleri, cennet ve cehenneme ait isimler ve kavramlar tamamen dini terimlerdir.


12. Yüce Allah’ın isimleri ve sıfatları ile bu isim ve sıfatlara ait tecelliler tamamen dini terim ve tabirlerdir. Bütün bunlara “Din Dili” adı verilmektedir.

17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör