• M. Ali KAYA

DİNİN ÇALIŞMAYA VERDİĞİ ÖNEM

M. Ali KAYA

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İnsan için çalıştığının karşılığı vardır. Çalışırsa karşılığını muhakkak görecektir. Sonra ahirette de karşılığı kendisine tamamen verilecektir” (Necm, 53:39-41.) buyurur ve çalışmaya teşvik eder. Bu ayetler bize çalışmanın dünyada mutlaka bir karşılığının olduğunu, ahirette de bunun karşılığı olduğunu bize haber vermektedir.

Çalışmanın meyvesi hem dünyevi hem de uhrevidir. İnsanın her amel ve fiilinin dinde bir karşılığı vardır. Buna “Ef’âl-i mükellefin” denir. Ef’âl-i mükellefin “Farz, Vacip, Sünnet, Müstehab, Mübah, Haram, Mekruh, Müfsit” olmak üzere sekiz nevidir. İnsanın bir fiili, bir davranışı bu dokuz nevi tarifin dışında olamaz. İnsanın fiillerinin sonuçlarını anlayabilmesi için bu dinî kavramları bilmek durumundadır. Peygamberimizin (asm) “İlim öğrenmek her erkek ve kadına farzdır” (İbn-i Mace, Mukaddime, 17.) hadis-i şerifi bunların tamamını kapsamaktadır.


Peygamberimizin (asm) “Dünya ahiretin tarlasıdır” (Acluni, Keşfu’l-Hafa, 1:495.) hadisi insanın dünyada yaptığı her şeyin ahirette sümbül vereceğini ifade etmesi bakımından önemlidir. Hayırlı ameller cennet meyvesi verirken, şerli ameller cehennemde azabın şiddetini artırır.


Helal Rızık Peşinde Koşmak İbadettir

Peygamberimiz (asm) “Amellerin en faziletlisi, farzdan önceki farz helal kazanç peşinde koşmaktır” (Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, 10:74; Heysemi, Zevaid, 10:520.) buyurdular. İslamda ruhbanlık yoktur. Müslüman tevazu ile sosyal hayatın içinde yerini alır, helal kazanç peşinde koşar, insanlara ahlakı ve doğruluğu ile örnek olur, emr-i maruf ve nehy-i ani’l-münker görevini yapar. İslam bilginleri “Ailesinin geçimini helal yoldan sağlamak için çalışan Allah yolunda cihad eden gibidir” buyurmuşlardır.


Peygamberimiz (asm) “Çalışıp kazanan Allah’ın sevgili kuludur” (Taberani, Evsat, 8:80; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 2:88.) “Allah Teâlâ, kulunu helâl peşinde koşmaktan yorulmuş vaziyette görmeyi sever” (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, 1: 65.) buyurmuşlardır.


Kabiliyete ve İhtisasa Değer Vermek

Yüce Allah her insana farklı kabiliyet ve özellik vererek her insanı farklı bir iş için yaratmıştır. Bu durum ihtisaslaşmanın önemini ortaya koymaktır. Meslekler insanların ihtiyaçlarına cevap vermek amacı ile tesis edilmiştir. Yüce Allah buna göre insanlara kabiliyet vermiştir. Peygamberimiz (asm) “Allahu Teâlâ, bir iş yaptığınız zaman onu sağlam ve güzel yapmanızı sever.” (Beyhakî, Şüabü'l-İman, 4:334.) buyurmuştur. Hz. Aişe (ra) “Aziz ve Celil olan Allah, birinizin, yaptığı işi en iyi şekilde yapmasından memnun kalır” (Taberânî, el-Mu’cermil-Evsat, 1:275) şeklinde rivayet etmiştir.


Hadis-i şerifin metninde geçen “itkan” fiili, bir işi sağlam ve hakkini vererek yapmak anlamına gelir. Kelime bu anlamıyla Kur’an-i Kerim’de Cenab-ı Hakk’ın sıfatı olarak kullanılmış ve bir ayette, “Sun’allahillezi etkane külle şey’in” yani, bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır” (Neml, 27:88.) buyrulmuştur. Peygamberimiz (asm) “Allah size her şeyde “ihsan”i emretti. Hayvanı keserken de güzel kesiniz.” (İbn Ebi Şeybe, Musannef, 5:455.)


Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Gerçek şu ki iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz işi iyi yapanların ecrini zayi etmeyiz.” (Kehf 18:30.) İş yaparken kabiliyeti dikkate almak ve herkese kabiliyetine göre iş vermek gerekir. Nitekim Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar. Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir” (İsra, 17:84) buyurarak insanların kabiliyetlerine göre iş yapması gerektiğini haber vermektedir. Ayette geçen “şâkile” kelimesi “mizaç ve karakter” şeklinde ifade edilir ve bu “tabiat, âdet, din, ahlâk, niyet, seciye” gibi mânaları ifade eder. (Elmalılı, Tefsir, 5: 3197.)


İnsanlara Faydalı Olmak

Allah iyilik ve ihsan sahibi faydalı insanı sever. (Bakara, 2:195; Âl-i İmrân, 3:134, 148; Mâide, 5:13, 93.) Peygamberimiz (asm) “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” (Buhari, Megazi, 35.) “Bir kavmin efendisi ona hizmet edendir” (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:463.)


Dünya ve ahiret saadeti sa’y ve gayrettedir. Bediüzzaman “Fıtratı müteheyyiç olan insanın rahatı ve saadeti sa’y ve cidaldedir” der ve “Hutbe-i Şamiye” isimli eserinde şöyle buyurur:


Bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir. Bazılarımızdaki dikkatsizlikten ve ecnebîlerin zararlı seciyelerini almamızdan, kuvvetli ve kudsî İslâmî milliyetimizle beraber, herkes “Nefs î, nefsî” demekle ve milletin menfaatini düşünmemekle, menfaat-i şahsiyesini düşünmekle, bin adam, bir adam hükmüne sukut eder.


Yani, kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil. Çünkü, insanın fıtratı medenîdir. Ebnâ-yı cinsini mülâhazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir. Meselâ, bir ekmeği yese, kaç ellere muhtaç ve ona mukabil o elleri mânen öptüğünü ve giydiği libasla kaç fabrikayla alâkadar olduğunu kıyas ediniz. Hayvan gibi bir postla yaşayamadığından, ebnâ-yı cinsiyle fıtraten alâkadar olduğundan ve onlara mânevî bir fiyat vermeye mecbur bulunduğundan, fıtratıyla medeniyetperverdir. Menfaat-i şahsiyesine hasr-ı nazar eden, insanlıktan çıkar, mâsum olmayan câni bir hayvan olur. Birşey elinden gelmese, hakikî özrü olsa, o müstesna...” (ESDE, Hutbe-i Şamiye, 353-354.)


İnsan Niçin Çalışmalıdır?

İnsanın şahsiyetini ve onurunu koruyarak yaşayabilmesi için çalışması gerekir. Allah kuşa kanat vererek uçmasını istediği gibi insana da el vererek çalışmasını istemiştir. Kanadı uçmak için, eli de her nevi işi ve sanatı yapabilecek şekilde dizayn etmiş ve yaratmıştır. İnsanoğlunun yaptığı her şey ellerinin eseridir ve yapabileceği her şeyi bilmeyen ve düşünmeyen insan elinin tasarımını bu mükemmel şekilde yapamazdı. Buradan Allah’ın ezelden ebede her şeyi bildiği ve buna göre varlıkları yaratıp aralarında mükemmel bir düzeni ve uyumu sağladığı anlaşılmaktadır.


Allah’ı tanıyan ve imanla ona gönülden bağlanan kimse her halinde ve her işinde önce Allah’ı razı etmeyi amaç edinir. Zaten Allah rızasını hedefleyen bir insan en yüce gayeye yöneldiği için bütün insanî ve İslami ahlak prensiplere uyarak hareket eder. Zira Allah rızası ancak böyle kazanılır. Dünya ve ahiret dengesini kurar. Hukukullah ve hukuk-ı ibadı nazara alır. İzzet ve şerefle yaşar.


Çalışmak ayrıca insanın Allah’tan başka kimseye muhtaç olmamasını sağlar. Çalışan insan ailesine, komşularına, akrabalarını ve insanlara faydalı olabilir. Çalışan insan zekât ve hac gibi mali ibadetleri yapabilir. Çalışan dinini de namusunu da şerefini de en güzel şekilde koruyabilir. Çalışan insan dine ve imana, vatana ve millete hizmet edebilir.


Nihayet, çalışan insan dünya ve ahiret saadetini elde edebilir.

Bunun için Peygamberimiz (asm) “Hiç ölmeyecek gibi dünyaya, yarın ölecekmişsiniz gibi ahirete çalışın” (Suyuti, Câmiu's-Sagîr, 2:12, H. No:1201) ferman etmiştir. Zira insanlığın huzur ve saadeti çalışmaya bağlıdır.


Çalışan İnsan Allah Yolundadır

Bir gün Peygamberimiz (asm) sahabeleri ile otururken bir gencin evinden çıkıp işine gittiğini gördüler. Bazı sahabeler:

- “Keşke şu genç de Allah yolunda çalışsaydı?” dediler.

Bunu duyan Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:

- “Öyle demeyin! Eğer o genç insanlara muhtaç olmamak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Anne-babasına yardım ediyorsa, çoluk çocuğuna infak ediyorsa Allah yolundadır. Şayet servet elde edip onunla övünmek ve gösteriş yapmak için gidiyorsa o zaman şeytanın yolundadır” (Taberani) buyurdular.


Çalışmak İnsanı Mutlu Eder ve Ömrünü Uzatır

Çalışmada zevk ve lezzet vardır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Ey sa'y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tembel insan! Bil ki, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, hizmetin mükâfâtını hizmet içinde derc etmiştir. Amelin ücretini nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki, mevcudat, hattâ bir nokta-i nazarda câmidat dahi, evâmir-i tekviniye tabir edilen hususî vazifelerinde, kemâl-i şevkle ve bir çeşit lezzetle evâmir-i Rabbâniyeyi imtisal ederler. Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şems ve kamere kadar herşey kemâl-i lezzetle vazifesine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki, akılları olmadığından âkıbeti ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini ifa ediyorlar.


İşte “sünnetullah” tabir edilen, kâinatta cereyan eden bu sırlı uzun düsturdandır ki, işsiz, tembel, istirahatle yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, ekseriyetle, sa'y eden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çeker. Çünkü, daima işsizler ömründen şikâyet eder, eğlence ile çabuk geçmesini ister. Sa'y eden ve çalışan ise şâkirdir, hamd eder, ömrünün geçmesini istemez. Hem o sır iledir ki, “Rahat zahmette, zahmet rahattadır" cümlesi darbımesel olmuştur.” (Lem’alar, 17. Lem’a, 8. Nota, 215-218.)

Evet, dünya ve ahiret saadeti çalışmakla elde edilir. Çalışma sıkıntıyı, stresi alır ve beden hareket halinde olduğu için sağlıklı olmasını sağlar ve böylece insana sağlıklı ve uzun bir ömür kazandırır. Bu sebeple atalarımız “işleyen demir ışıldar” demişlerdir.


Nasıl Çalışmalıyız?

Çalışmanın meyvesini almak, verim elde edebilmek ancak planlı, düzenli ve sistemli çalışmaya bağlıdır. Planlı, düzenli ve programlı yüce Allah’ın “Mukaddir” ve “Munazzım” isimlerine uymaktır. Kader, yüce Allah’ın planıdır. Allah her şeyi ezelden planlamış ve buna göre kaza etmektedir.


Yüce Allah ibadetleri de planlamış ve düzenlemiştir. Her ibadetin bir vakti vardır. Beş vakit namaz belli vakitlerde farz kılınmıştır. Oruç ve hac ibadeti belli aylar ve günlere göre planlanmıştır. İnsanlar da çalışmalarını planlı ve programlı yaparlarsa başarılı olurlar.


1. “Neyi, nerede, ne zaman, nasıl, niçin kim tarafından yapılacağı” planlanmalıdır.

2. Planlamadan önce istişareye önem vermeliyiz. Yüce Allah “İstişareyi” emreder.

3. İhtisasa ve iş bölümüne önem vermeliyiz. Bu durumda kalite ortaya çıkar.


Hz. Ali (ra) “Din her hususta yükselmeyi emreder” demiştir. İslam alimleri bu konuda Peygamberimizin (asm) “Ümmetim devam ettiği sürece ümmetimi geçen başka milletler olursa ben o ümmete dargınım” dediğini rivayet ederler.


Müslümanların geri kalmışlığının sebepleri istişareye önem vermemeleri, plan ve programlarının olması ve işlerin ehline verilmemesidir. Peygamberimiz (asm) “İşler ehline verilmezse kıyameti bekleyiniz” (Buhari, İlim, 2; Rikak, 35.)


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Terakkiyat ve asayişler mesailerin tanzimine, teavünün teshiline ve aralarındaki emniyetin tesisine bağlıdır. Bunlar ancak kuvvet-i imaniye, salabet-i diniye, gayret-i diniye ile olur.” (Lem’alar, 220.) demiştir.


Dua: “Allahım! Bize çalışmak için gayret ver. Doğruyu bulmak için akıl ver. Aklımızı kullanmak için ilim ver. Bizi iman şuuru ile yaşat, iman şuuru ile öldür, iman şuuru ile dirilt.” Âmin!

22 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör