• M. Ali KAYA

DİN VE SİYASET

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021

M. Ali KAYA


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Siyasetçi ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar olanlar, siyasetçi olamazlar.” (Emirdağ Lahikası, 57; Tarihçe-i Hayat, 131.) demektedir. Neden? Zira dinde kesinlik vardır ve inanç esaslarından ve farz olan ibadetlerden taviz verilemez. Toplumda ise farklı inanç ve ahlakta, farklı düşünce ve fikirde insanlar vardır. Homojen bir yapı yoktur, toplum heterojondir. Siyasetin amacı farklı inanç ve kültürde olan, farklı ırk ve yapılara sahip olan insanlar arasında uyum sağlayabilmek için her kesime farklı yaklaşmayı gerekli kılar. Dindar olan bunu yapamaz.


Aynı şekilde ilim adamı da bu uyumu sağlayamaz. Zira ilimde de kesinlik vardır ve bu değişmez. İlim adamı siyaset yaptığı zaman ilmî kesinlikten uzaklaşmak zorunda kalır. İlimde iki kere iki dört eder; ama sosyal hayatta bazen beş bazen üç yapar.


Bediüzzaman dindarların neden siyasetçi olamayacağını şöyle açıklar: “Hakikî dindar ise; 'Bütün kâinatın en büyük gayesi ubudiyet-i insaniyedir.' diye siyasete aşk-ı merak ile değil; ikinci üçüncü mertebede onu dine ve hakikata âlet etmeye -eğer mümkünse- çalışabilir. Yoksa bâki elmasları, kırılacak âdi şişelere âlet yapar.” (EL, 57.)


Özellikle yalancılığın siyasete hakim olduğu bu zamanda doğruluğu esas alan dindar birisinin başarılı olması imkansızdır. Günümüzde yalan, hile, iftira vesaire altın çağını yaşarken, siyasette temiz kalabilmek çok mümkün ve gerçekçi gözükmüyor.


Bu durumda Peygamber Efendimizin (asm) siyasi kimliğini örnek gösterip, siyasetle ilgilenmenin dindarlıkla çelişemeyeceği tezini ileri sürmek eksik ve yanlış bir yaklaşım olur. Tarihte siyasetle hakiki dindarlığı cem eden insan sayısı iki elin parmakları kadar azdır. Dindar yöneticinin adil bir yönetimle toplumun refah ve saadetini temin etmesi, Hulefa-i Raşidin, Ömer b. Abdülaziz ve Abbasî Halifesi Mehdî gibi “harikulâde bir zühd-ü kalbî” sahibi olması yanında toplumun da zühd ve takva sahibi olması ile doğru orantılıdır. Siyasetin duayeni Süleyman Demirel’in ifadesi ile “Toplumda zühd ve takva olmazsa, yöneticiler hak ve adaleti sağlayamazlar.”


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri din adına siyaset sahnesine çıkacak olan bir siyasi anlayışın, partinin veya kişinin ancak “toplumun yüzde altmış-yetmişinin tam mütedeyyin olması” şartına bağlamış ve “İttihad-ı İslâm Partisi, yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir” (Emirdağ Lahikası, 1999, s. 386.) demiştir.


Tam mütedeyyin olmak ne demektir? her müslümanın Allah’ın farzlarını yapıp haramdan kaçınması zaten asgarî dindarlık şartıdır. Bu da imandan sonra beş vakit namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, faizden, hileden ve aldatmadan uzak durarak helal yoldan kazanç elde etmektir. günümüzde bu şartları taşıyanlar toplumun kaçta kaçını teşkil etmektedir. Yapılan dindarlık anketinde sadece beş bakit namaz kılanların oranı % 8-10 bandındadır.


Bu durumda toplum dindarlıktan uzak sayılır, toplumun % 60-70’inin “zühd ve takva” sahibi tam mütedeyyin olması günümüz şartlarında mümkün gözükmemektedir.

Bu durumda yapılması gereken nedir? Siyasette asgari müşterekleri esas alarak dinin emri ve siyasetin asgari gereği olan “adalet, meşveret ve kanun hakimiyetini” sağlayacak olan Hürriyetçi Demokratlara destek olmak ve onların yönetimde söz sahibi olmalarına yardımcı olmak, toplumun da iman, ibadet ve ahlakına hizmet etmektir.

26 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör