• M. Ali KAYA

DOĞRU YOL PARTİSİ (DYP)

M. Ali KAYA

Giriş

DP ve AP’nin devamı olup “Demokratik Misyonun” partisidir. Demokrat Parti demokratik taleplere cevap vermek üzere 7 Ocak 1946 tarihinde kurulur. 14 Mayıs 1950’de büyük bir halk desteği ile iktidara gelir. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri bir darbe ile kapatılarak iktidardan uzaklaştırılır. İhtilalciler devrimin yapıldığı 27 Mayıs’ı “Ulusal Egemenlik Bayramı” ilan ederler. Bu kutlamalar 1980’de yapılan ikinci bir darbe ile kaldırılır. Parti yöneticileri 11 Şubat 1961 tarihinde Adalet Partisini (AP) kurarlar. Adalet Partisi de kuvvet komutanlarının önce 12 Mart 1971 muhtırasına, daha sonra 12 Eylül 1980 askerî darbesine maruz kalırlar. Bu darbeler doğrudan Demokratik idarelere yapılmıştır.


Demokratik idarenin temsilcileri de DP ve AP olduğu için bittabi onların iktidarı döneminde olup, iktidar gücü Demokrat Parti ve Adalet Partisinin elinden alınarak devrimlerin yapıcısı olan CHP ve bu zihniyetin temsilcilerine verilmiştir. Darbelerin bahanesi kardeş kavgası, irtica ve Atatürk ilkelerinden uzaklaşmadır. Ama ne gariptir ki bu suçlamaların hedefinde hep “Demokratlar” vardır ve iktidar onlardan alınmaktadır


DYP’nin Kuruluş Macerası

12 Eylül 1980 ihtilalini yapanlar “ülkeyi uçurumun kenarından kurtararak huzur ve güven ortamına” getirmeyi amaçlamışlardır. 12 Eylül’ün Kenan Evren, Nejat Tümer, Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya ve Sedat Celasun ekibinden oluşan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) anayasayı da rafa kaldırarak bildirilerle ülkeyi idare etmeye başlamışlardı. MGK 7 nolu bildirisi ile “Siyasi Faaliyetler” yasaklandı. 5 Haziran 1981 tarih ve 52 nolu bildiri ile de siyasi parti liderlerine 10 yıl siyaset yapma yasağı kondu. 16 Ekim 1981 tarihinde 2533 sayılı kanun ile siyasi partilerin feshine karar verildi. 7 Kasım 1982 tarihinde “Kurucu Meclisin” yaptığı ve 6 Kasım 1982 Pazar günü “Evet!” demeye mecbur olunan ve demeyenin vatan haini ilan eden yeni “Anayasa” %92 “Evet!” oyu ile yürürlüğe girdi. Böylece ihtilalin lideri Kenan Evren de otomatikman %92 oy oranı ile halkın seçtiği “Başkanlık Sisteminde” imiş gibi “Cumhurbaşkanı” ilan edildi. 24 Nisan 1983 tarihinde “Siyasi Partiler Kanunu” çıkarıldı. 16 Mayıs 1983 tarihinde “Siyasi Partilerin” kurulmasına izin verildi.


İlk olarak 20 Mayıs 1983 de Ali Fethi ESENER, Hüsamettin Cindoruk ve Mehmet Gölhan tarafından “Büyük Türkiye Partisi” (BTP) kuruluş dilekçesi verildi. 10 gün içinde tüm Türkiye’de teşkilatını kurar. Ancak bu parti konseyce AP ve Demirel’in devamı olarak algılanıp Konseyin 79 sayılı bildirisi ile 31 Mayıs’ta re’sen kapatılır. Demokratlar Turgut Özal’ın 20 Mayıs’ta kurduğu ANAP’a yönlendirilmek istenir.


BTP’nin kapatılmasından sonra S. Demirel, H. Cindoruk, Mehmet Gölhan, İ. Sabri Çağlayangil, Yiğit Köker, Saadettin Bilgiç, Ekrem Ceyhun ve Nahit Menteşe, “Zincirbozan” da ikamet etmek üzere evlerinden alınır ve gözetim altında tutulurlar. Siyasi yapılanma içinde olunmasına, hatta fikirlerinin alınmasına engel olunur. Ancak Süleyman Demirel kendisini Zincibozan’a uğurlamaya gelen Necmettin Cevheri’ye “Yeni Kurulacak partinin adı ‘Doğru Yol Partisi’ olmalıdır” diyerek DYP’nin kurulması talimatını verir.


Yeni Cumhurbaşkanı halkı aydınlatmak üzere yollara çıkar ve 1 Haziran 1983 tarihinde Çorum’da toplanan kalabalığa ve TRT aracılığı ile tüm Türkiye’ye BTP’nin kapatılmasını şöyle yorumlar: “BTP adında bir parti kurmuşlar. Amblemi de “El işareti.” Oy vermeye gidenler demir mührü ellerine alacaklar ve el’e basacaklar. Böylece “Demirel” olacak. Biz bunu anlamıyor değiliz. 12 Eylül öncesinde tencereyi kirletenler ve ülkeyi uçurumun kenarına getirenler yeniden söz sahibi olacaklar. Biz bunu engellemek için BTP’ yi kapattık” diyecekti.


23 Haziran 1983 tarihinde 34 kurucu iye ile tüzel kişilik kazanan Doğru Yol Partisi (DYP) kurulur. Demokratlar DYP çatısı altında birleşirler.


DYP’nin ilk kurucu üyeleri Genel başkanı Ahmet Nusret TUNA dâhil 30 kurucu üye 7 Temmuz 1983 tarihinde MGK vetosu ile parti kuruculuğundan uzaklaştırıldı. Bunun üzerine Dr. Yıldırım AVCI başkanlığında bir diğer liste çıkarıldı. Bu listede 30 Temmuz 1983 tarihinde 15 üyesi veto edilerek kuruluşuna müsaade edilmedi. Listenin yarısına yakını konseyin vetosuna takılarak elendi. 6 Kasım 1983 tarihinde seçim yapılacaktı. Bunun için parti kuruluşunu tamamlayarak teşkilatlarını kurup seçimlere hazırlanması gerekiyordu. Veto edilenlerin yerine yenileri ilave edilerek 19 Ağustos1983’de yeniden müracaat edildi ancak bu listenin de 9 üyesi veto edildi. 8 Eylül 1983 tarihinde 3 üyesi daha veto edildi. 29 Eylül 1983 tarihinde yeni listenin 2 üyesi daha veto edilince DYP 1983 seçimlerine girme hakkını kaybetti. Yıldırım Avcı Manisa’da “Türk Demokrasi tarihinde iki kara leke vardır. Birisi 1946 seçimleri, diğeri 6 Kasım 1983 seçimleri” diyince soluğu mahkemede aldı.


Nihayet konseyin istediği liste 29 Eylül 1983 tarihinde MGK’nın uygun gördüğü 32 üye ile kuruluşunu tamamlayabildi. Böylece DYP’nin 91 kurucu üyesinden 59 üyesi sakıncalı görülerek MGK vetosuna takılmış oluyordu. Seçime sokulmayan DYP ile Demokrat oylar 12 Eylül partilerine yönlendirilmiş ve geri dönülmesi imkânsız bir hale getirilmesi amaçlanıyor ve Demokrat zihniyet eritilmek isteniyordu.


Zincibozan’a sürgün edilerek ikamete mecbur tutulan Süleyman Demirel, Zincirbozan’dan komutanlara şöyle bir mektup göndermişti. Tarihi bir vesikadır. Bu belge “İnsan Hakları” adına nesillere dehşet ve ibret belgesi olarak intikal edecektir. Bunun için buraya almayı uygun gördük.


Süleyman DEMİREL'in ZİNCİRBOZAN'dan KONSEY'e Mektubu

…………….. “Yetmiş günü aşan bir süredir hak ve hürriyetlerden mahrum ve ihtilattan men edilmiş bir halde bulunmaktayız. Bu durum yargısız, süresiz, sınırsız bir cezanın infazından başka bir şey değildir.

Hak arama yolları kapatılmıştır. Kamuoyuna “İkamete tabi tutulma” gibi gösterilmek istenen bu olay, emsali görülmemiş (Sui generis) bir tutukluk halidir. Söylenen başka, yapılan başkadır. Savunma hakkı ise söz konusu değildir.

“İhtilaldir, olur böyle şeyler” diyenler çıkabilir. Onlara “İhtilal mi? Kendi iddiasıyla haksızlıklar yaratmak olmayıp, haksızlıkları önlemek değil mi idi?” demek gerekecektir. Üstelik üzerinden otuz beş ay geçtikten sonra, referandumla yürürlüğe giren yeni bir Anayasa yapıldıktan sonra hala ihtilal şartları içinde yaşandığını, haksızlıkların gerekçesi yapmak müşkülatı ortadadır.

Kendilerinden rahatsız olunanları, öfke veya haset duyanların ya da jurnalcilerin etkisiyle, suça ve yargıya dayanmadan, siyasi hayatın dışına itmek sürgünden başka bir şey değildir. Bu yol bir kere açıldı mı her siyasetçinin, her yöneticinin başına günün birinde böyle bir akıbetin gelmesi mukadderdir. Bu haliyle “Taif” ve “Fizan” vakalarının yeni bir halkası olarak Türk siyasi tarihinde yer alacaktır. Zincirbozan’a itibarlardan rahatsız olmayı önlemenin çaresi diye bakmak da son derece muhataralıdır.

Böyle bir yolu kendileri için yararlı sayanları, bir gün aynı biçimde öz itibarlarını yitirdikleri görülmemiş değildir.

Zincirbozan vakası, Atatürk ilkeleriyle de bağdaştırılamaz. Ülkenin en zor şartlarında bile Atatürk’ün kendine muarız saydıkları kimseleri askeri bir garnizona kapattığı görülmemiştir.

Devlet yönetimini ellerinde tutanların taraf olmamaları, devletin gücünü keyfiliğe kaçmadan adil ölçüler içinde kullanmaları, husumet ve garazdan uzak kalmaları gerekir.

Bu hem yeminlerinin, hem de vicdanlarının icabıdır. Yargının tatbiki dışındaki siyasi akımlar arasında tefrik ve tercih yapma hakkına yalnız millet sahiptir. Millet iradesine baskı ile yön verme halinde, bu yolla oluşturulacak parlamentonun çıkaracağı hükümetin başının dik ve ömrünün uzun olacağı söylenemez. Zincirbozan Olayı’ndan beklenen bu ise, fevkalade yanlıştır.

Yapılanların bir haksızlık olduğu, Anayasa’nın sarih bir ihlali bulunduğu açıktır. Ülkenin yönetimini elinde tutanların bu kadar kısa bir sürede kendi yaptıkları Anayasa’nın dışına çıkmaları hazindir. “Devlet biziz, istediğimizi yaparız” zihniyetinin bu ülkeyi Tanzimat Fermanı’ndan önceki devirlere iteceği muhakkaktır. Böyle bir durum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Anayasa ve hukuk devleti olmaktan çıkaracaktır.

Hür, demokrat, adaletin ve hukukun hâkim olduğu, müreffeh, mamur, birlik, beraberlik içinde milli ve manevi eğerlere sahip, güçlü ve kudretli büyük Türkiye’ye mutlaka ulaşacağına olan inancımızdan hiçbir şey kaybetmedik. Zincirbozan bizi ne Türkiye’den, ne de inançlarımızdan koparamaz. Zincirbozan’da tel örgü içinde kafese konan bizler değil, Anayasa, hak hukuk ve adalettir.

Haksızlık ve adaletsizlik karşısında sessiz kalmak, ona ortak olmak demektir. Görüşlerimizi dile getirmek ihtiyacı, bu inançtan doğmuştur.

Bu ülkenin ömrünü milletin refahına harcamış bir kişi olarak, vicdanımın sesini, halin icabı ölçüsünde değerlendirmeyi, gerçek bildiklerimi söylemeyi milli bir görev saydım.

Ülkeyi idare etme hakkı kendisine ait olan Türk milletinin rızasına ve hür iradesine dayanmayan hiçbir iktidarın payidar olamayacağı kanaatimi muhafaza ediyorum. Türkiye muhakkak velayet ve vesayetten arınmış bir idare altında yaşayacaktır. Millet sağ olsun, Allah devlet ve millete zeval vermesin.

Şerre maruz kalanların Allah’a sığınmak ve millete güvenmekten gayri yapacakları hiçbir şey kalmamış demektir.

Allah’a ve millete sığınırım. Saygılarımla...” Süleyman DEMİREL


13 Haziran’da 1983 tarihinde çıkartılan Seçim Kanunu MGK’ya seçime katılacak partileri belirleme ve kurucuları denetleme hakkını verir. MGK da buna dayanarak 6 Kasım seçimlerine DYP ve SODEP’in girmesini veto ederek engellemiş oldu.


6 Kasım 1983 tarihinde yapılan icazetli üç 12 Eylül Partisinin oy oranı şöyle idi: ANAP %45,15 oy oranı ile birinci parti olurken HP ise %31,58 oy oranı ile ikinci, MDP % 23,27 oy oranı ile 3. parti konumunda kalmıştı. Oyların partilere dağılımı ise şöyle idi: ANAP 7 823 817 oy almıştı. HP, 5 472 872 oy almıştı ve MDP 4 032 046 oya sahip olmuştu.


2. DYP’nin İktidar Mücadelesi

5 Ocak 1984’de DYP, SODEP ve RP’nin 25 Mart 1984 yerel seçimlerine katılmasını öngören bir yasa teklifinde bulunuldu. Bu teklif kabul edilerek seçime katılmaları lütfedildi. DYP 25 Mart seçimlerine girerek 13,2 oy alarak 3. parti konumuna yükseldi. Ama mecliste temsil edilmiyordu.


6 Nisan 1984 tarihinde DYP’nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesine dava açılır. Anayasa Mahkemesi iddiaları geçerli görmeyerek 28 Eylül 1984 tarihinde kapatılmayı reddederek davayı kapadı. Ancak “DYP’nin siyaset yapmasına ve TBMM’ye girmesine asla müsaade edilmeyecek” propagandası ile kitleler DYP’den uzaklaştırıldı.


DYP bütün bu yıpratma politikaları içinde geçirdiği iki sene içinde büyük yaralar aldı. 1985 yılında yapılan ilk büyük kongresinde Hüsamettin CİNDORUK partinin Genel başkanlığına getirildi. DYP bundan sonra bütün politikalarını ANAP’ı yıpratmak ve siyasi yasakları kaldırmak üzerine kurdu. Bunda başarılı da oldu. 1982’de konulan bu yasaklar ANAP’ın başını ağrıtır duruma gelince Başbakan Turgut ÖZAL konuyu meclise taşıdı ve eski siyasilerden tamamen kurtulmak için yasakları halkoyuna, yani referanduma götürme kararı aldı. Amacı kamuoyunu ikna ederek yasakların devamını sağlamaktı. Devlet gücünü ve imkânlarını da kullanarak “yasakların kaldırılmasına hayır” dedirtmekti. Böylece halk sizi istemiyor, öyle ise bu iş burada bitmiştir” diyerek işi demokratik bir şekilde halletmiş olacaktı. Böylece Özal “AP’yi ben bitiririm, Demirel’in hakkından ben gelirim” diye Konseye vermiş olduğu sözü de yerine getirmiş olacaktı. Bunun için “Yasakların kalkmasına hayır mitingleri düzenledi.


DYP de Süleyman Demirel ile beraber yasakların kalkması ve Demokratik yapının tekrar işlemesi için yurt gezilerine çıktı. Ancak her gittiği yerde savcılık tarafından dava açıldı. Çünkü konuşması yasaktı. Ama o konuşuyordu. “Konuşan Türkiye” istiyordu. Nihayet 6 Eylül 1984 tarihinde yapılan Referandumda Demokrasi aşığı Türk halkı tercihini yasaklardan yana değil, Hürriyetten yana kullandı. %51 oy oranı ile kıl payı yasakları kaldırdı. Bunun üzerine DYP ve Demirel hakkında açılan davalar düşmüş oldu.


DYP 1986 yılında 11 milletvekilliği için yapılan ara seçimde 4 milletvekilliği kazandı. 24 Eylül 1987 tarihinde olağanüstü kongreye gitti. Hüsamettin CİNDORUK adaylıktan çekilerek emaneti Süleyman DEMİREL’e devretti. 1987 yılında yapılan baskın seçimde ise DYP 59 milletvekilliği elde ederek parlamentoya girdi ve etkin muhalefet görevini yerine getirdi.


DYP 20 Ekim 1991 milletvekilliği seçimlerinde 182 milletvekili kazanarak TBMM de birinci parti konumuna yükseldi. Süleyman Demirel başbakanlığında DYP-SHP hükümetini kurarak 21.11.1991- 25.6.1993 tarihleri arasında hükümet oldu.


8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümü üzerine 16 Mayıs 2003 tarihinde meclis tarafından Cumhurbaşkanı seçilince 13 Haziran 1993 tarihinde yapılan olağanüstü kongrede Prof. Dr. Tansu Çiller diğer adaylardan (Köksal Toptan ve İsmet Sezgin) daha fazla oy alarak DYP Genel başkanı seçildi. Böylece DYP ilk olarak bir kadın adayı genel başkanlığa ve Başbakanlığa taşıyarak kadına verdiği değeri gösterdi.


Tansu Çiller 25 Haziran 1993 tarihinde SHP ile yeniden koalisyon oluşturdu. 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde %19.20 oy oranı ile mecliste 135 milletvekili ile yer aldı. Önce ANAYOL hükümeti kuruldu. Ancak 3 ay sürdü. Sonrasında REFAHYOL hükümeti kuruldu. Ancak MGK’nın “İrtica” bahanesi ile başlattığı 28 Şubat 1997 sürecinde iktidar nimeti elinden zorla ve meclise yapılan baskılar sonucu alındı. Eski genel başkan Hüsamettin Cindoruk’a Demokrat Türkiye Partisi (DTP) kurdurularak DYP bölünme süresine sokuldu. ANAP-DTP-DSP hükümeti kurduruldu.


Bu yıpratılma sürecinde 18 Nisan 1999 seçimlerine giren DYP %12.01’lik oy oranı ile 85 milletvekili çıkarabildi. Yine muhalefette kalmak durumunda kaldı. ANA-SOL-D ve ANA-SOL-M hükümetleri döneminde devamlı olarak ekonomik ve siyasal yönden irticaya taviz vermek, irticayı artırmakla suçlanarak linç edilme süresine sokuldu. Bütün olumsuzlukların müsebbibi olarak ilan edildi.


DYP bu şartlarda yapılan 3 Kasım 2002 seçimlerinde %9.55 oy oranı ile meclis dışında kaldı. Bunun üzerine genel Başkan Tansu Çiller istifa etti. Parti genel kongreyi toplayarak Mehmet AĞAR’ı yeni genel başkan ilan etti.


DYP’nin kısa süre ve koalisyon dönemlerindeki icraatlarına kısa bir göz atacak olursak biri sosyal devlet açısından “Yeşil Kart” uygulaması getirilerek hiçbir güvencesi olmayan en az 2,5 Milyon vatandaşa devlet imkânı ile tedavilerinin sağlanması Türk vatandaşına yapılan en büyük hizmetlerden birisidir. Böylece fakir fukara hastane kapılarından kovulmaktan ve hastanelerde rehin tutulmaktan kurtarılmıştır. İkincisi de 150 İmam-Hatip Lisesi açılarak bu milletin evlatlarına devlet eliyle “Din Eğitimi” verilmiştir. Böylece İmam-Hatiplerin sayısı 450’den 605’e çıkarılmıştır.


DP-AP-BTP-DYP GENEL BAŞKANLARI


Celal BAYAR (1946–1950) DP

Adnan MENDERES (1950–1960) DP

Ragıp GÜMÜŞPALA (1961–1964) AP

Süleyman DEMİREL (1961–1981) AP

Ali Fethi ESENER (1983- On Gün) BTP

Ahmet Nusret TUNA (1983- Bir ay) DYP

Yıldırım AVCI (1983–1985) DYP

Hüsamettin CİNDORUK (1985–1987) DYP

Süleyman DEMİREL (1887–1993) DYP

Mehmet GÖLHAN (1993 Bir Ay) DYP

Prof. Dr. Tansu ÇİLLER (1993–2002) DYP

Mehmet AĞAR (2002-2007) DYP


97 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör