• M. Ali KAYA

DP DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİ (1950-1960)

M. ALİ KAYA

Giriş

Türkiye Cumhuriyeti’nde kurulmuş olan siyasi partileri ve icraatlarını bilmek, tanımak oy vermek ve siyasi hayata katılmak durumunda olan genç kuşaklar için özellikle gereklidir. Genç kuşağa okullarda Atatürk’ün hayatı ile beraber partisi olan CHP öğretilmektedir. Atatürk hayranı ve takipçisi olan ve partisi CHP’nin Atatürk dönemi icraatlarının hayranı olduğunu her vesile ile övünerek anlatan ve günümüz CHP’sinin Atatürk’ün yolundan ayrıldığını iddia eden 16 sene tek başına ve son üç sene de MHP ile koalisyon kurarak iktidarda olan AKP yönetmektedir.


Dolayısıyla 35 yaşındaki gençlerimiz bu ülkeyi 1950-1960 yılları arasında 10 sene idare eden Demokrat Partiyi (DP) ve icraatlarını bilmemekte, Adnan Menderes’i ve ülkeye hizmetini bilmemektedir. Aynı şekilde DP’nin takipçisi olan ve 1965-1980 ve 1995-2002 yılları arasında bu ülkeyi idare eden Adalet Partisini (AP) Doğru Yol Partisini (DYP) ve Süleyman Demirel’i ve bu ülkeye hizmetlerini bilmemektedir.

AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) DP, AP ve DYP’nin tabanı üzerine oturduğu için seçmenlerini kaybetme korkusu ile DP ve AP’yi liderleri olan Adnan Menderes ve Süleyman Demirel’i unutturmaya çalışmaktadır. CHP lideri Mustafa Kemal ve 12 Eylül İhtilal partisi lideri Turgut Özal’a şükranlarını ve minnetlerini sunmakta; ama Süleyman Demirel’den asla söz etmemektedir. Adanan Menderes’i ise istismar etmek amacı ile bazen sahiplenir gözükmektedir.


Tarihini bilmeyen toplum hafızasını kaybetmiş demektir. Hafızasını kaybeden sağlıklı düşünemez ve doğru karar veremez. Demokrasiyi ve siyaseti menfaat aracı yapan, darbe sonucu kendilerine fırsat tanınan ve anormal şartların ürünü olan partiler ve onların etrafında kümelenen menfaat şebekeleri bu durumdan istifade ederek, milletin hizmetine verilmesi gereken ülkenin zenginlik kaynaklarını kendi menfaatlerine alet ederler. Onlar zenginleşirken ülke fakirleşir.

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde siyasette doğru tercih yapmak için iki şeyin çok iyi bilinmesi gerekir. Birincisi, demokrasinin ilkeleri ve sağlıklı demokrasinin nasıl işlemesi gerektiği; ikincisi de siyasi tarihi ve siyasi partileri iyi tanıması ve bilmesi gerekir. Bu durumda siyasi partilerin yalan propaganda ve uçuk, akla ziyan vaatlerine göre değil bilgiye ve akla dayanan bir tercih yapabilsin.

Biz bu amaca hizmet için siyasi tarih ve siyasi partiler üzerinde yaptığımız araştırmaları Allah için “Vatan ve İslamiyet faydasına” okuyucular ile paylaşmayı vatanî bir görev biliyoruz.


1. Demokrat Partinin Kuruluşu

1945 yılında çok partili siyasi hayata geçimle kararı alındı. 1940’ların tek partili diktatörlerinin dünya milletlerini II. Dünya savaşına götürmesi ve felaketlerini hazırlaması Avrupa’da ve Türkiye’de “Çok Partili” hayata geçilmesine zemin hazırladı.


7 Haziran 1945’te CHP içinde Liberalleşme ve Demokratikleşme isteyen Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan bir önerge hazırladılar. İstedikleri şeyler, “Parti içi demokrasi, hür ve serbest seçimler, meclisin hükümeti denetimi ve Demokratikleşme” idi. Buna daha sonra “Dörtlü Takrir” adı verildi. (Hikmet Özdemir, Türkiye Cumhuriyeti, 159; Serhan Yücel, Demokrat Parti, 47; Davut Dursun, Demokratikleşemeyen Türkiye, 35.) 12 Haziran 1945 tarihinde bu önerge CHP meclis gurubunda yedi saat tartışıldı ve önergeye imza koyan dört kişi dışında tüm CHP’liler ret oyu verdiler.

Menderes ve Köprülü’nün “Vatan” gazetesinde fikirlerini yayınlamaya devam etmeleri üzerine CHP 21 Eylül 1945’de Köprülü ve Menderes’i partiden ihraç etti. Bunun üzerine 26 Eylül’de Celal Bayar milletvekilliğinden istifa kararı aldı, Refik Koraltan da ihraçları basın yoluyla eleştirince 27 Kasım’da o da ihraç edildi. (Serhan Yücel, Demokrat Parti, 50.)


Bu dört arkadaş 7 Ocak 1946 tarihinde “Demokrat Parti” yi resmen kurdular. Partinin kuruluşundan sonra CHP’den istifa eden Antalya milletvekili Dr. Cemal Tunca ile Eskişehir milletvekili Emin Sazak DP’ye katılarak mecliste temsilini sağladı. Üç ay içinde 26 İl ve 75 ilçede teşkilatlanarak siyasi hayata adımını atmış oldu. CHP bunun üzerine milletvekillerini 23 bölgeye göndererek DP aleyhine kampanya başlattı. Onlar gittikleri yerlerde “DP iktidarın teşviki ile kuruldu. Bir müddet sonra “Serbest Fırka” gibi kapatılacak ve DP’ye girenler “İhanet-i Vataniye” suçundan yargılanacaklar” diyorlardı. (Serhan Yücel, 52–53.)


2. 1946 Seçimleri

21 Temmuz 1946 da yapılacak olan seçimlere DP katılarak mitingler yaptığı için seçim hareketli geçiyordu. DP mitinglerde halka yol, su ve iş vaadinde bulunuyordu. Bu durum CHP’yi korkuttu. Falih Rıfkı ATAY “DP parti olmaktan çıkmış, bir intikamcılar ve yıkıcılar hareketi olmaya başlamıştır” (Ulus, 4 Temmuz 1946.) diye beyanatlar veriyordu.


21 Temmuz’da yapılan seçim “İttihat ve Terakki Partisi”nin 1912 yılında yaptığı “Sopalı Seçim” den farksızdı. “Gizli oy, açık tasnif usulü” ile yapılan seçim tarihe bir kara leke olarak geçti. Seçim sonucunda “Seçimi Demokratlar, mazbataları ise Halkçılar aldı.” (Burhan Felek, Milliyet, 15 Ocak 1975.)


DİE 1950 sonrası kurulduğu için elimizde 1946 seçimlerine ait sağlam veriler yok. Ancak İçişleri Bakanı Hilmi URAN’ın açıkladığı resmi rakamlara göre 8.551.549 seçmenden 6.373.543 oy kullanıldı. Sonuçta ise CHP 394, DP 65, Bağımsızlar 7 sandalye kazandılar. (Serhan Yücel, 56.)


1946 seçimlerinde DP adayları arasında daha sonra Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı olan M. Ali AYBAR ve Nazım Hikmet’in avukatı olan M. Ali Sebük gibi sosyalistler de vardı. (Serhan Yücel, 56.)


Seçimden sonra DP seçimleri protesto mitingleri düzenledi. İlk miting İzmir’de yapıldı ve 40.000 kişi katıldı. İstanbul DP Milletvekili Mareşal Fevzi ÇAKMAK Ankara’ya gelişini 30-40 bine yakın büyük bir kalabalık karşıladı. Bursa, Ankara, Adana ve Konya’da yapılan mitingler CHP’yi fevkalade korkuttu. Bunun üzerine DP yanlısı yayınlarından dolayı “Yeni Sabah” ve “Gerçek” gazeteleri kapatıldı. (Serhan Yücel, 57.)

Seçim sonucunda Recep PEKER hükümeti kuruldu. 18 Aralık 1946 tarihinde yapılan Bütçe Müzakerelerinde DP-CHP arasındaki ipler koptu. CHP bundan sonra DP’yi bölme ve birbiri ile mücadeleye sokma çalışmalarına başladı. DP’nin muhalefetinden kurtulmanın başka çaresi yoktu.

3. DP’nin Bölünmesi

Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ 12 Temmuz 1947’de bir beyanname yayınlayarak “İktidar-Muhalefet İlişkileri”nin düzenlenmesini istedi. Bu her iki partide de sıkıntı oluşturdu. Bunun üzerine Başbakan Recep PEKER istifa etti. DP içerisinde de “Müstakil Demokratlar Gurubu” meydana çıktı. Böylece DP içinde “Ilımlılar” ve “Aşırılar” diye iki guruba ayrılmış oldu. Aşırılar DP’yi muvazaa partisi olmakla suçlamaya başladılar. Bu sürtüşme sonucu aşırılar DP kurucularınca ihraç edildiler. Bazı aşırı milletvekilleri de istifa etme cihetine gittiler. Daha sonra bunlar bir araya gelerek 6 Temmuz 1948 tarihinde “Millet Partisi”ni kurdular.

Millet Partisi’nin Kurucuları: “Mareşal Fevzi ÇAKMAK, Enis AKAYGEN, Prof. Dr. Hikmet BAYUR, Av. Kenan ÖNER, Dr. Mustafa KENTLİ, Osman BÖLÜKBAŞI, Osman Nuri KÖNİ” gibi ileri gelenlerdi. (Serhan Yücel, 69.)


1946–1950 yılları arasında birkaç ara seçim yapıldı; ancak DP Seçim Kanununu bahane ederek hiçbir seçime katılmadı.

4. 1950 Genel Seçimleri

Bu genel seçimlerde İsmet İNÖNÜ Cumhurbaşkanı sıfatı ile il il gezerek CHP lehine konuşmalar yaptı ve oy istedi. Konuşmalarında genellikle şu hususlara vurgu yapıyordu: “Ülkeye demokrasiyi ben getirdim.” “2. Dünya savaşına girmekten ülkemi ben korudum.” “Ben diktatör değilim. Sizden oy istiyorum. Hiç oy isteyen diktatör olur mu?”


Seçim stratejisi de diğer seçimlerden farklı idi. CHP şahıs odaklı siyaset yaparken DP “Millet iradesi”ni savunuyordu. CHP kendini anlatırken DP halkı dinliyor ve dertlerine çare olacağını söylüyordu. Halkın şikayetleri de şu şekilde dile geliyordu:


- İhtiyaç maddelerinin karaborsaya düşmesi,

- Zora dayanan eğitim ve okul yapımı,

- Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerinin tutumu, inançsızlığı ve halkın inançları ile alay etmeleri ve öğrencileri kendi işlerinde çalıştırmaları,

- Okula gitmeyenlere verilen yüksek cezalar,

- Kaymakam ve memurların, bilhassa tahsildar ve ormancıların zulmü,

CHP ye en büyük zararı CHP’nin bürokratları olan memurlar veriyordu. (Piraye Bibat CERRAHOĞLU, Demokrat Parti Masalı, 40-41.)


DP 24 Nisan 1950’de Milletvekili Aday Listesini açıkladı. Buna göre Hakkâri dışında tüm illerde seçime katılıyordu. 14 Mayıs 1950 de seçim yapıldı. Seçime katılım %89.37 gibi çok yüksek bir oranda gerçekleşmişti. Oy dağılımı ise aşağıdaki şekilde gerçekleşmişti:


1950 Genel seçim sonuçlarına göre DP %53 oy oranı ile 408 milletvekili çıkarırken CHP %39 oy oranı ile ancak 69 milletvekili çıkarabildi. Millet Partisi ise ancak %3 oy alarak sadece 1 milletvekilliği kazanabildi. Bağımsızlar da 9 milletvekili çıkarmışlardı.


Seçimimin olduğu akşam bazı komutanlar CHP’yi ve İsmet İNÖNÜ’yü ziyaret ettiler. Meclisi dağıtmak ve seçimi geçersiz kılmak için emir beklediklerini ifade ettiler. İnönü onların tekliflerini kabul etmedi. Dünyanın şartları değişti. 16 Mayıs 1950’de Salı günü yayınladığı bir bildiride istifa edeceğini açıkladı. Daha sonra Celal BAYAR’ı çağırdı. Onun ile konuştu. TBMM 22 Mayıs 1950 günü toplanarak Celal BAYAR’ı Cumhurbaşkanı seçti ve Meclis Başkanı’nı seçtiler. Yemin törenine gelen Celal BAYAR’ı Demokrat Partililer ve Halk Partililer ayakta karşıladılar ancak Halk Partililer alkışlamadılar.

Celal BAYAR Adnan MENDERES’i hem parti başkanı hem de Başbakan olmaya ikna etti. Böylece MENDERES DEVRİ başlamış oldu.


5. Menderes Devri

DP halkı jandarma dipçiğinden ve Kaymakam kamçısından kurtardı. Din ve Vicdan Hürriyetini getirdi. Siyasete yeni isimler kattı. DP’nin bürokratları CHP bürokratlarını gölgede bıraktı. Halk ile bütünleşti. (Samet Ağaoğlu, DP’nin Doğuşu ve Yükseliş Sebepleri, 79–80.) Demokrat parti iktidarı ekonomik alanda büyük atılımlar yapmaya başladı. Bayındırlı alanında köy ve kent yollarının yapımına önem verdi. Tarımda makineleşmeye gidildi. Sanayi alanında gelişmeyi sağlamak için şeker, çimento ve kumaş fabrikaları kuruldu. Tüm bu yatırımlar memleket ekonomisinde bir canlılık getirdi.

O dönemde İman ve Kur’an hizmeti yaptığı için Halkçılar tarafından sürgünden sürgüne ve hapisten hapise gönderilen Bediüzzaman hazretleri “Meşrutiyet” ve “İttihat ve Terakki” döneminde ortaya koyduğu siyasi ve içtimai fikirlere “Demokrat Parti”sinin sahip çıktığını icraatları ile gösterdiği için DP’ye sahip çıktı ve şöyle dedi:


“İttihat ve Terakki Fırkası içinde dinsizlik hesabına çalışanlarla beraber, ayrıca gizli farmasonlara muhalif ve muarız; manen İttihad-ı Muhammedi ile beraber olan “Ahrarlar” otuz beş sene sonra yeniden uyanarak “Demokrat Parti” şeklinde çıktığını gördüm.” (Ali VAPURLU, Bediüzzaman Said Nursi- İçtimai ve Siyasi Tespitler, İst–2001, s.65.) Yine Bediüzzaman topluma ve vatana zararlı olarak gördüğü CHP’nin iktidara gelmemesi için “Vatan, Kur’an ve İslamiyet namına “Demokrat Parti”yi iktidarda tutmaya” çalıştığını açıkça ifade eder. (Bediüzzaman Said Nursi, Beyanat ve Tenvirler, İst–1997, s. 206–207.)


6. Demokrat Parti’nin İlk İcraatları

Maddeler halinde sıralayacak olursak:

1. Kore’ye Asker Göndermesi ve NATO’ya Girmesi: İlk icraatlarından birisi 25 Haziran 1950 tarihinde ABD’nin yanında yer alarak Güney Kore’ye asker göndermesi olmuştur. Kahraman askerlerimizin orada kendilerini ispat etmeleri sonucu 16 Şubat 1952 tarihinde Komünizme karşı kurulan Kuzey Atlantik İttifakı olan NATO’ya dâhil edildi. Böylece dünya devletleri nezdinde büyük bir itibar kazandı. Yaklaşık 3 yıl süren savaş 27 Temmuz 1953’te son bulmuştur.


2. Ekonomik Gelişmeler: Türkiye NATO’ya girdikten sonra 1952–1953 yıllarında büyük yardımlar aldı. Bu da ekonomide büyük bir canlanmaya sebep oldu. (Dr. O. Metin ÖZTÜRK, Türkiye’de Askerler ve İktidar, 49.) Almış olduğu yardımları da yerinde harcayan ve yatırıma dönüştüren ve bütçenin %25 ile 30’unu yeni yatırımlara ayırtan Menderes bunun ile Barajlar, yollar ve köprüler yaptı, köylere içme suları getirdi. 27 yıldır %3’lerden yukarı çıkmayan kalkınma hızı %12’lere kadar yükseldi. Bu gelişmeleri örnek gösteren DP 1954 seçimlerinde oyunu %3.3 artırarak %56.6’ya çıkarmıştır.


3. Din ve Vicdan Özgürlüğü, Hak ve Hürriyetler: Bu konuyu müstakil olarak “DP’nin Dine Yaptığı Hizmetler” olarak ele aldığımız için oraya havale ediyoruz. Ancak şu kadarını söyleyelim ki CHP döneminde satılan ve amacı dışında ticari işler için kullanılan 800 camiye mukabil 15.000 cami yapmış, 19 İmam-Hatip Lisesi ve 2 İslam Enstitüsü açmıştır. Bu hadise bile halkın “Din ve Vicdan Hürriyetini” kullanmada ne derece rahat ettiğini göstermeye yeter de artar bile. Böylece DP, CHP’nin “Din düşmanlığı terörüne” son vermiştir.


7. 1954 Genel Seçimleri: (2 Mayıs 1954)

DP 2 Mayıs 1954 yılında yapılacak olan genel seçimlere şu hususları dile getirerek halktan oy talebinde bulundu:


· Limanlar, barajlar, köprüler, yollar ve içme sularını getirmiş olması,

· Partinin köy politikası ile köylülere verdiği zirai krediler ve “Traktörleşme”

· Kore savaşı ile dış politikada elde ettiği başarı ve “Yabancı Sermaye Kanunu” (Serhan Yücel, 105–106.) ile yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmeye başlaması.


DP seçimden oylarını artırarak çıktı. Seçim sonuçlarına göre DP oyların %56,6’sını almıştı. Böylece 1950 seçimlerine göre oylarını %3,3 oranında artırmıştı. CHP’nin oyu ise %39,9 dan %34,8’e gerilemişti. CHP’nin DP aleyhindeki politikaları ve muhalefetteki çalışmaları halkta kabul görmediği gibi, oy kaybına da sebep olmuştu.


DP bundan sonra iktidara ısınmış, halktan aldığı büyük destek rehavetine sebep olmuş ve ilk dört yılın muhteşem mirasını yemeğe başlamıştı. CHP’nin muhalefeti ise daha da hırçın bir hal almıştı. DP de bazı yanlışları yapmaya başlamıştı. Bunlardan biri Kırşehir’in oylarını CMP (Cumhuriyetçi Millet Partisi) ye verdiği için 30 Haziran 1954 tarihinde cezalandırarak ilçe yapmasıdır. (Serhan Yücel, 120.)


8. CENTO (Merkezi İş Birliği Teşkilatı)

1954’den sonraki icraatların başında şüphesiz Türkiye’nin Ortadoğu’da daha aktif bir politika izlemesinin önünü açan CENTO gelmektedir. Menderes 1955 yılında Ortadoğu’da bir savunma birliği çalışmalarına girdi. Bunun için Irak, Lübnan ve Suriye’ye resmi ziyaretlerde bulundu.


24 Şubat 1955’te Türkiye-Irak İş Birliği anlaşması imzalandı. “Bağdat Paktı” olarak tarihe geçen bu anlaşmaya 4 Nisan’da İngiltere, 23 Eylül’de Pakistan ve 3 Kasım’da ise İran katıldı. Günümüzde Irak’ın işgalini yaşıyoruz. Menderes’in o gün kurduğu bu “Savunma İş Birliği” devam etmiş olsaydı belki de bu işgal yaşanmayacaktı. Ortadoğu’da İsrail istediği gibi at oynatamayacaktı. “Hizbullah” vb. hareketlere fırsat verilmeyecekti. Ortadoğu bir barış adası olabilecekti.


Ne var ki Ortadoğu’da barış ve huzur istemeyen güçler 1958 yılında Irak’ta bir darbe gerçekleştirdiler. Bu darbe sonucu Irak 24 Mart 1959’da “Bağdat Paktı”ndan çekildi. Böylece bu pakt fonksiyonunu yitirdi. Zaten 1960 Yılında Türkiye’de yapılan darbe ile de tamamen sahipsiz kalmış oldu.


9. Türkiye’nin Eisenhower Doktrini’ne Katılımı

DP 22 Mart 1957 yılında “Eisenhower Doktrini”ne katıldığını açıklayarak Amerika’dan “Askeri ve Ekonomik” yardım almaya başladı. Bu hususta CHP’de hükümete destek vermiştir. (Serhan Yücel, 122.) Bütün bunlara rağmen DP basından, üniversiteden ve askeriyeden asla yardım görmemiş, bu üç kurum da DP’yi ve politikalarını asla desteklememişlerdir; ancak DP’ye yapılan darbede devamlı olarak CHP ve askerler beraber hareket etmişlerdir. Hatta “Ordu-CHP Elele” sloganının en hararetli savunucuları olmuşlardır. (Samet Ağaoğlu, DP’nin Doğuşu ve Yükselişi, 56–57.)


10. 1957 Genel Seçimleri: (7 Ekim 1957)

1954 seçimlerinden sonra yaşanan olaylar ve muhalefet ile beraber muhaliflerin aşırı baskı ve propagandaları ve yıpratma çabaları DP hükümetinin moralini bozmuştu. Menderes de aşırı derecede sinirli ve kırıcı olmaya başlamıştı. Normalde 1958 yılında yapılması gereken seçimlerde CHP, CMP ve Hürriyet Partisi tek liste olarak ittifakla girmek için çalışmalara başlamışlardı. DP muhalefete bu imkânı vermemek için seçimleri 27 Ekim 1957 tarihine aldı.

CHP de hemen 9 Eylül 1957 de kurultayını toplayarak “Partiler arası ittifak” kararı çıkarttı. CMP ve HP de GİK toplantısında ittifak kararlarını geciktirmeden aldılar. Ancak DP 13 Eylül 1957 de Seçim Kanununu gündeme getirdi ve yaptığı bir değişiklik ile “Seçime katılan tüm partilerin tüm seçim bölgelerinde aday listelerini tam olarak yapmaları” mecburiyeti getirildi. Bununla ittifaklar engelleniyordu. (Serhan Yücel, 124–125.)


Bu şekilde girilen seçimde DP tek başına iktidar olmuştu; ancak oylarının %9’unu kaybederek ancak %47,7 oy alabilmişti. DP arka arkaya üç seçimi kazanarak tek başına iktidar olmuştu; ama iktidarın dezavantajı vardı ve yıpranma payı DP’yi de etkilemişti. Demokrasi ve hür seçim ortamında arka arkaya üç seçimi de tek başına iktidar olacak şekilde kazanan başka bir parti de yoktu.


DP’nin oy kaybının sebeplerini de şu şekilde sıralamak mümkün:

- Cam, lastik, pil, inşaat malzemeleri, çay, kahve ve ilaç gibi temel maddeler karaborsaya düşmesi,

- 1946–1950 arasında DP’nin başlattığı “Demokratikleşme Çabaları”ndan vazgeçmesi ve mevcutla iktifa etmeleri, yeni atılımlar yapamaması,


- Osman Bölükbaşı’nın memleketi olan Kırşehir’in önce ilçe yapılıp sonra 12 Haziran 1957’de il yapmaları ve Osman Bölükbaşı ile uğraşmaları, DP’ye hakareti sonucu dokunulmazlığının kaldırılarak hapse girmesine sebep olmaları da muhaliflerini ezmeye çalışan baskıcı bir DP görüntüsü vermesi,


- Aday listelerinde yaptıkları hatalar,


- Yeni simaları görmek isteyen halkın eskilerden bıkmış ve onların da çeşitli sebeplerle yıpranmış ve yıpratılmış olmalarıdır. (Serhan Yücel, 128–129.)



11. 1957 Seçimleri Sonrası

1958 yılından itibaren DP ile Ordu arasında gerilim başladı. Ordu içinde DP muhalefeti arttı. Artık subaylar sözle muhalefeti bırakmışlar işi eylem boyutuna taşımaya başlamışlardı. 1958’de 9 subay resmen tutuklandı ve soruşturmaları 4 ay sürdü. Tümgeneral Cemal TURAL başkanlığındaki askeri mahkeme 26 Mayıs 1958 de 9 subayı da beraat ettiren kararını verdi. Muhbir Binbaşı Samet Kuşçu hakkında orduyu isyana teşvikten iki yıl hapse mahkûm etti. (Dr. O. Metin Öztürk, Türkiye’de Asker ve İktidar, 51.)


1958 yılında yine “Dış Ticaret Açığının Artması” Tarım ve Hayvancılıkta krizin tırmanması sonucu TL’nin değeri ABD doları karşısında düşürülerek bir dolar 2.82 TL’den 9.45 TL’ye indirilerek devalüe edildi. Merkez Bankası kredilerde ciddi kısıtlamalar getirdi. KİT’ler zam yapmaya başladı ve böylece ekonomide durgunluk dönemi başladı. (Serhan Yücel, 134.)


Kıbrıs meselesi için Londra’ya gitmekte olan Menderes’in uçağı Bulgaristan üzerinde düştü. Herkes bu kazadan kurtulamayarak öldü. Yalnızca Adnan MENDERES kurtuldu. Öldü sanılan Menderesin garip bir şekilde mucizevî kurtuluşu ülkede büyük bir bayram havası meydana getirdi. Menderes’in dönüşünde havaalanında coşkulu bir karşılama töreni düzenlendi. Ancak bu olay bile İhtilale doğru gitmekte olan Türkiye’yi ve götürmek isteyen DP muhaliflerini durdurmaya yetmedi.

12. İhtilal Hazırlıkları

Düğmeye basılmıştı. Ankara ve İstanbul’da öğrenci gösterileri başladı. 21 Mayıs 1960’da bu gösterilere “Harp Okulu” öğrencileri de katıldı. Muhaliflerin en çok üzerinde durdukları husus Menderes’in Konya mitinginde dile getirmiş olduğu laiklik tanımı ve “Türk milleti Müslüman’dır, Müslüman kalacaktır” “Laikli Din ve Vicdan Hürriyetinin kullanımıdır” anlamına gelen sözleri ve gençlere din eğitimi vermek üzere Konya İmam-Hatip Lisesi benzeri ileri seviyede din tahsili veren müesseselerin yurtta fazlalaştırılması (Emirdağ Lahikası, 418–419.) ile ilgili sözleri idi. Bunun sonucu olarak Menderes okullarda din derslerinin resmen konması için çalışmaların başlatılmasını istemişti.

Menderes son olarak 25 Mayıs 1960 tarihinde Eskişehir Mitingine katıldı. Bu mitinge 100 binin üzerinde büyük bir katılım oldu. Miting alanına büyük bir sevgi seli hâkimdi. Ancak bütün bunlar onu iktidarda tutmaya yetmemişti.


13. 27 Mayıs 1960 Darbesi

27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra TSK adına geçici olarak iktidara el koyan güçler Milli Birlik Komitesi (MBK) adında bir komite kurdular. 38 Kişiden oluşan bu komite 12 Haziran 1960 günü açıklandı. Cemal GÜRSEL hem bu komitenin başkanı hem de Devlet ve Hükümet Başkanı oldu. Darbeyi yapan komiteciler DP’nin yaptığı tüm cinayetlerin (!) hesabını soracaklarını halka deklare ettiler. (3 Haziran 1960 MBK Bildirisi, Ulus, 4 Haziran 1960) Komite daha sonra Ankara ve İstanbul’da birbiri ile eşgüdüm içinde çalışacak “Cunta”lar kurdu. Komite’nin görevi 25 Ekim 1961 yılında TBMM’nin yeniden açılması ile sonra erdi. MBK “Kardeş kavgasını önlemek amacı ile iktidara el koyduklarını ilan etmişlerdir. Bu komitenin sözcüsü Alparslan TÜRKEŞ idi. Radyodan bildirileri o okuyordu. Daha sonra yeni bir anayasa ile Atatürk Devrimlerini güvence altına almayı amaçladılar. Bunun için Cemal MADANOĞLU Ankara’da hukukçu bilim adamlarından bir kurul oluşturdu. Bu kurulun teklifi ile iktidardan uzaklaştırılanların serbest bırakılmamaları ve derhal tutuklanmaları ve yeni bir anayasal düzen kurulana kadar ülke yönetimine bir kurulca el konulması kararı alındı. Darbecilerin kurmuş olduğu “Yüksek Adalet Divanı” 14 Ekim 1960 / 15 Eylül 1961 tarihleri arasında çalıştı. 592 sanık hakkında 19 ayrı davaya baktı.


13 Kasım 1960 yılında MBK üyeleri arsında iktidar, seçim ve reformlar konusunda önemli görüş ayrılıkları doğdu. Bunun üzerine “On dörtler Hareketi” adı verilen 14 üye Alparslan TÜRKEŞ ve Dündar TAŞER gibi üyelerle beraber MBK’ dan uzaklaştırılarak yurt dışında çeşitli görevlere gönderildiler. 1961 Anayasa’sının Halkoyu ile kabul edilerek yürürlüğe girmesi ile de komite üyeleri “Tabii Senatör” unvanı ile Cumhuriyet Senatosu üyeliğine atandılar. Bunlardan hayatta kalanlar 12 Eylül 1980 tarihinde Kenan EVREN başkanlığında yapılan “12 Eylül Askeri İhtilaline” kadar Cumhuriyet Senatosu üyeliğine devam ettiler.


14. Yassıada Davaları

Darbecilerin kurduğu “Yüksek Adalet Divanı” Yassıada’da çalışmaya başladı. Demokrat Partinin bütün milletvekilleri, il ve ilçe başkanları tutuklandı ve yargılandı. Bu davaların hepsini burada yer vermemiz imkânsız; ancak başbakan ve bakanlar hakkında açılan bazı davaları vermekle yetineceğiz. Davaların bir kısmı şunlardır:


1. Köpek Davası: (14–24 Ekim 1960) Cumhurbaşkanı Celal BAYAR ve Tarım Bakanı Nedim ÖKMEN Afgan Kıralının hediye ettiği köpeği hayvanat bahçesine satmaktan yargılanarak beraat ettiler.


2. Bebek Davası: (31 Ekim 21 Kasım 1960) Başbakan Adnan MENDERES gayr-ı meşru çocuğunu öldürmekten yargılandı ve beraat etti.


3. 6–7 Eylül Olayları Davası: 1955 yılında İstanbul’da Rumlar aleyhine halkı ayaklandırmaya azmettirmek, cana ve mala zarar vermekten dolayı Menderes ve Zorlu yargılanarak mahkûm oldular.


4. Vinileks Şirketi Davası: (4–26 Kasım 1960) Hasan Polatkan şahsi çıkarları için şirkete usulsüz kredi vermekten yargılandı ve mahkûm oldu.


5. Dolandırıcılık Davası: (8 Kasım–3 Aralık 1960) Hayrettin Erkmen ve Zeyyat Mandalinci ABD gezisinde artan dövizleri vermemekten yargılandı ve beraat ettiler.


6. Arsa Davası: (11 Kasım 1960 – 19 Ocak 1961) Tarım Bakanı Nedim ÖKMEN hükümeti eşine ait tarla ve arsaları fahiş fiyata satın almaya zorlamaktan yargılandı ve mahkûm oldu.


7. Örtülü Ödenek Davası: (25 Kasım 1960 – 2 Şubat 1961) Başbakan Adnan MENDERES’i örtülü ödeneği yasalara aykırı kullanmaktan yargıladı ve mahkûm etti.


8. Radyo Davası: (29 Kasım–26 Aralık 1960) Adnan Menderes ve yedi bakanı Devlet Radyosunu siyasi çıkarlarına alet etmekten yargılayarak mahkûm etti.


9. Topkapı, Çanakkale ve Kayseri Olayları Davası: CHP’li milletvekillerinin ve İsmet İNÖNÜ’nün seyahat Hürriyeti’ni kısıtlamak, İNÖNÜ’ye su-i kast düzenlemeye teşvik etmekten yargılayarak mahkûm etti.


10. Üniversite Olayları Davası: (2 Şubat–27 Temmuz 1961) 28–29 Nisan 1960 İstanbul ve Ankara’da meydana gelen olaylarda üniversite basmak, ateş etmek, yasalara aykırı sıkıyönetim ilan etmek suçlarından 118 sanık yargılandı, 84’ü mahkûm oldu, 34’ü beraat etti.


11. İstimlâk Davası: (17 Nisan–12 Haziran 1961) başbakan Adnan Menderes ve 9 devlet memuru araziyi istimlâk etmek ve bedelini tam olarak ödememek suçlarından yargılanarak mahkûm oldular.


12. Vatan Cephesi Davası: (27 Nisan–21 Haziran 1961) 22 DP milletvekili “Vatan Cephesi” kurmak ve Türk halkını bölmek suçlarından yargılandılar. Menderes ve 19 sanık mahkûm olurken 3 sanık da beraat etti.

13. Anayasa’yı İhlal Davası: (11 Mayıs – 5 Eylül 1961) Adnan Menderes Anayasa’yı ihlal etmek suçundan 8 ayrı davadan yargılandı. Bu davalarda 400’ü aşkın sanık yargılandı ve hepsi de mahkûm oldu. (Cumhuriyetin 75. Yılı, (Yapı Kredi Bankası Yay.) 484–485; Serhan Yücel, 163–165.)


1 Eylül 1960 tarihinde Ankara Sulh Ceza Mahkemesi DP’yi faaliyetten men ederek kapatma kararı aldı. 29 Eylül 1960’ta ise tamamen feshetti. Böylece Yassıada da kurulmuş olan “Yüksek Adalet Divanı” 20 ayrı davadan dolayı DP’yi yargıladı ve birçoğundan dolayı mahkûm etti. Celal BAYAR, Adnan MENDERES, F. Rüştü ZORLU ve Hasan POLATKAN’ın idamına karar verdi; ancak Celal BAYAR 65 yaşını geçtiği için idamını onamadı. 11 sanık için de ömür boyu hapis cezası verdi. 16 Eylül 1961 tarihinde F. Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamı infaz edildi. Bir gün sonra 17 Eylül 1961’de ise Başbakan Adnan Menderes’in idam kararı infaz edildi.

İdam edilenler dışında içeride mahkûm olan DP’liler 8 Ağustos 1966 yılında AP Hükümeti ve Başbakan Süleyman DEMİREL’in çıkardığı af kanunu ile serbest bırakıldılar.


27 Mayıs 1960 ihtilali Türkiye’yi 100 sene geriye götürmüştür. Devlet gemisi iskelede torpil yemiş, yana yatmış ve ondan sonra bir türlü doğrulamamıştır. Bu günkü halin sebebi de budur. 3 Ağustos 1960 tarihinde 5.000’e yakın subay emekliye sevk edilmiştir. 27 Ekim 1960 tarihinde ise 147 Üniversite Öğretim Görevlisi görevinden alınmıştır. Bunların bu müesseseleri ne derece tahrip ettiği tartışma götürmez.

İhtilal ihtilali doğurur. 27 Mayıs, Talat AYDEMİR hadisesini, Aydemir hadisesi, 12 Mart 1971 muhtırasını, o da 12 Eylül 1980 ihtilalini, o hadise de maalesef 28 Şubat 1997 örtülü darbesini doğurmuştur. Maalesef bu ihtilal ve muhtıralara aydınlar, gazeteciler, üniversiteliler ve hukukçular hiçbir tepki göstermemişler, bilakis teşvikçi ve tetikçi rolünü üslenmişlerdir. Resmi rakamlara göre 30.000 kişinin katili olarak bilinen “Apo”ya “İnsan Hakları” adına gösterdikleri tepkinin milyonda birini 10 yıl Başbakanlık yapmış ve millete sayısız hizmetlerde bulunmuş olan Sayın Adnan MENDERES’e göstermemişlerdir.


“Dün bir yumurta yedim de kendimi kuzu yemiş gibi tok hissettim” diye işkenceye maruz kaldığını zarif bir ifade ile dile getiren Adnan MENDERES idam edilmeden önce her gün idamdan çok fazla işkencelere maruz bırakılıyordu. (Orhan Cemal FERSOY, Başbakan Adnan MENDERES, 265.) Fatin Rüştü ZORLU da çok metin bir insandı. İdam sehpasına çok emin adımlarla gitmiştir. İdam sehpasına çıkarken makamına giden bir bakan gibi ütülü elbise giyerek ve kravat takarak gitmiştir. Kimseye minnet etmeden idam sehpasına çıkmış, boğazına ipi kendi geçirmiş ve sandalyeye kendisi tekme vurmuştur. (Süleyman YEŞİLYURT, Bayar Gerçeği, 388.)


14 Mayıs 1950 öncesini yaşamayan 60’lı yılların nesli DP’yi anlayamaz. Hele bugünün nesli hiç anlayamaz. 14 Mayıs 1950 Türkiye’de CHP diktasının yıkılma tarihidir. DP bu tarihte %53,3 oy oranı ile CHP’nin 69 milletvekiline karşılık 408 milletvekili çıkararak CHP diktasına son vermiştir. Millet o gece CHP hükümetine “Siz seçimi kaybettiniz; seçimi millet kazanmıştır” mesajını vermiştir. Millet bu seçim ile sevinmek ne kelime bayram etmiştir. 1950 öncesi milletin söz ve konuşma hakkı yoktu. DP milleti söz sahibi ederek, halka insan olduklarını hatırlattı ve insan gibi konuşma hakkına sahip olduklarını gösterdi. Bunun için seçim sloganı olarak “Yeter söz milletindir” ifadesini kullandı.


“Menderes Devri” devletin demokratikleşmesinin halkın “Din ve Vicdan Hürriyeti”ni kullanmasının ve fakirlikten kurtulmasının adı oldu. Köylüler ormancı ve tahsildar zulmünden kurtulmuştu. 27 yıldır %3’ün üzerine çıkmayan kalkınma hızı DP ile %12’lere kadar çıkmıştı. Her yerde fabrika, baraj, cami, yol ve okul inşaatları beraber yürüyordu. 25 kuruş değerinde olan bir hayvana 400 kuruş vergi alınıyordu, bu zulme son verildi. 20 kuruşa satılan bir çinik buğday 45 kuruşa çıktı. Buğday üretimi %230, pancar üretimi %190 arttı. 42 yeni baraj yapılmış, 21.500 köye içme suyu götürülmüş, 20.000 köye okula kavuşturulmuştu. Keyfi harcamalar kısılmış, bütçenin %25-30’u yatırıma yönlendirilmişti.


DP’nin iktidara gelmesiyle 17 yıllık ezan yasağı kalktı, CHP’nin kapattığı ve sattığı 800 camiye bedel 15.000 cami yapıldı. 19 İmam-Hatip Lisesi, 2 İlahiyat Fakültesi açıldı. Böylece DP din düşmanlığı terörüne son verdi.


Bütün bunlar halkı memnun ederken Halk Partisini fevkalade mahzun etmekteydi. Çünkü CHP’ye göre kendisine oy vermeyen millet “Nankör Milletti.” “DP dışarıdan borç para aldı ve milleti rezil etti” diyorlardı. Hâlbuki Amerika’dan borç alan ilk hükümet 1946 yılında CHP hükümeti idi. CHP’ye göre “Şartlar müsait olunca ihtilal meşru olurdu.”


Nihayet seçimden ümidini kesen “Halkçılar” “Irkçılarla” iş birliği içine girdi. İhtilal için anlaştılar. 27 Mayıs 1960’ta ihtilali gerçekleştirdiler. İhtilalin kudretli albayı Alparslan TÜRKEŞ idi.


İhtilalin ilk icraatı “yatırımları durdurmak” idi. O günlerin gazete başlıkları şunlardı:

· “Fuzuli yatırımlardan vazgeçiliyor: Soma Termik Santralinin faaliyeti durduruldu.”

· “İstanbul Boğaziçi’ne yapılması planlanan asma köprünün yapımından vazgeçildi.”


İhtilalden hemen sonra ABD Devlet Başkanı Esinhower MBK Başkanı, Devlet Başkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı Cemal Gürsel’e memnuniyet ve destek mesajı gönderiyordu. Ayrıca Türkiye’ye 400 Milyon dolarlık mali destek de veriyordu. 21 Ocak 1972 tarihli “The Daily Telegraph” ihtilalde CIA parmağı olduğunu açıklayacaktı.

17 Eylül 1961’de Adnan MENDERES idam edildi. Saat 13.21 de son sözü “Allah!” kelimesi oldu.


Demokrat Partinin Genel İcraatları

Demokrat Partinin 10 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’nin sosyal ve iktisadi yapısını değiştirmiştir. Bu dönem halk ile hükümet arasında buzların eridiği bir dönem olmuştur. Bu dönemde:

  • İstihsal, mal ve kıymetlerin tedavülünde müthiş gelişmeler olmuştur.

  • Tarımda verim artmış, kara sabandan makineli tarıma geçilmiştir.

  • En küçük köylere kadar yollar yapılmış, binlerce köy içme suyuna kavuşturulmuştur.

  • Limanlar yapılmış son olarak 27 Nisan 1960 tarihinde Mersin Limanı hizmete girmiştir.

  • Dev barajlar inşa edilmiştir. 3 Haziran 1955 Elmalılı Barajı, 8 Nisan 1956 Seyhan Barajı ve Hidroelektrik Santralı, 2 Aralık 1956 Sarıyer Barajı, 31 Aralık 1858 Demirköprü Barajı ve Hidroelektrik Santralı ve 8 Ocak 1960 tarihinde açılan Hirfanlı Barajı ve Hidroelektrik Santralı bunlardan bazılarıdır. Ayrıca 6 Nisan 1956 Tunçbilek Elektrik Santralı açılmıştır.

  • 11 Ekim 1953 Adapazarı, 19 Eylül 1953 Konya, 24 Kasım 1953 Kütahya31 Temmuz 1955 Adapazarı, 23 Eylül 1955 Burdur, 28 Eylül 1955 Susurluk, 6 Kasım 1955 Kayseri Şeker Fabrikaları açılmış ve faaliyete geçmiştir. 30 Eylül 1956 tarihinde Erzincan ve Erzurum’da, 1 Ekim 1956 tarihinde ise Malatya ve Elazığ Şeker Fabrikaları hizmete girmiştir. Yine 29 Ekim 1962 tarihinde Menderes’in temelini attığı Ankara Şeker Fabrikası açılmıştır.

  • 21 Nisan 1953 yılında İzmit’te 3 Kâğıt Fabrikası faaliyete geçmiştir. 20 Eylül 1953 tarihinde ise Ereğli Bez Fabrikası açılmıştır.

  • 5 Nisan 1956 Ankara, 4 Nisan 1957 Eskişehir, 26 Mayıs 1957 Adana, 11 Ekim 1957 Tarsus, 26 Temmuz 1958 Balıkesir, 27 Kasım 1958 Pınarhisar Çimento Fabrikaları kurulmuştur.

  • 25 Nisan 1956 tarihinde İstanbul Tuzla Jeep Montaj Fabrikası hizmete açılmış, özel teşebbüs teşvik edilmiş, büyük şehirler çamurdan kurtarılmıştır.

  • İzmir’de bir üniversite ve 17 Kasım 1958 tarihinde Erzurum Üniversitesi açılmıştır.

  • 31 Temmuz 1959 tarihinde Türkiye Avrupa Birliğine (AET) girmek için teşebbüse geçilmiştir ve üyelik başvurusu yapılmıştır.

  • 23 Nisan 1953 tarihinde Batman Petrol Rafinerisi faaliyete geçmiştir. Menderes’in yaptırdığı İzmir Ataş Rafinerisi 24 Eylül 1961 tarihinde, Mersin Ataş Rafinerisi ise 3 Aralık 1961 tarihinde ihtilalciler tarafından açılmıştır.

  • 27 Ağustos 1956 tarihinde “Atom Enerji Komisyonu” kurularak bu nevi çalışmaların temeli atılır.

DEMOKRAT PARTİNİN DİNE HİZMETİ

Demokratlar Bediüzzaman hazretlerinin duasın almışlar ve dine pek büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Bunları maddeler halinde sıralayacak olursak:


1. Müslümanların üzerinden baskının kaldırılması ve Ezan-ı Muhammedi’nin aslına uygun okunması.

Atatürk Cumhuriyeti kurarken üç temel müessese oluşturdu: Meclis-Ordu-Diyanet. Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924 de çıkarılan 429 No’lu kanun ile birlikte kurulmuştur. (Avni ÖZGÜREL, Radikal, 12 Haziran 2003.) 18 Temmuz 1932’de Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı bir tamim ile ezan ve kametin Arapça ibadet dili ile okunması yerine Türkçe olarak okunması tavsiye edilmişti. Arapça ibadet dili ile ezan okuyup kamet getirenler yakalanarak tutuklanıp mahkemelere çıkarılıyordu. Gerçi mahkeme beraat kararı veriyordu ama bu halk üzerinde büyük bir baskı unsuru oluşturuyordu. Ancak 2 Haziran 1941 tarihinde CHP’nin çıkardığı 4055 sayılı kanun ile Arapça ezan ve kamet tamamen yasaklandı.


DP iktidarı 15 gününü doldurmadan bu kanunu değiştirme çalışmalarına başladı. 13 Haziran 1950 de konu DP gurubunda görüşüldü. Ramazan ayının arifesine rastlayan 16 Haziran 1950 Cuma günü tekrar ibadet dili ile okunmaya başladı. (M. Serhan YÜCEL, Demokrat Parti, 84.) 8 Temmuz 1950 tarihinde ilk olarak Türkiye radyolarından ilk kez Kur’an-ı Kerim okunmaya başladı. Bu da DP’nin dine yaptığı hizmetlerinden birisidir.


Bediüzzaman hazretleri “Menderes’in Konya Nutkuna Dair Açıklaması”na yazdığı bir mektubunda şöyle der: “İslamiyet’in bir kanun-u esasisi olan ‘Memuriyet, emirlik ise, reislik değil; millete hizmetkârlıktır.’ Demokratlık ve Hürriyet-i Vicdan İslamiyet’in bu kanun-u esasisine dayanabilir. Çünkü kuvvet kanunda olmazsa şahsa geçer, istibdat mutlak keyfî olur.” (Emirdağ Lahikası, 387.) Bediüzzaman Demokratlardan şunu ister: “Nasıl Ezan-ı Muhammedî’nin neşri ile on derece kuvvet buldukları gibi, öyle de Ayasofya’yı da 500 sene devam eden vaziyet-i kutsiyesine çevirmeleri ve Âlem-i İslamda hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâm’ın hüsn-ü teveccühünü kazandıran Risale-i Nur’un resmen serbestiyetini dindar demokratlar ilan etmelidirler. Ta bu yaraya merhem vurmalı. O vakit âlem-i İslâm’ın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zalimane kabahati onlara yüklenmez fikrindeyim.” (Emirdağ Lahikası, 387.)


Ancak DP Bediüzzaman’ın bu tavsiyelerini uygulama fırsatı bulamaz. Bediüzzaman’ın 23 Mart 1960 tarihinde vefatından sonra manevî desteğinden mahrum kaldığı için iki ay gibi kısa bir süre içinde 27 Mayıs 1960 ihtilaline maruz kalarak yıkılır.


2. İmam- Hatip Liselerinin Açılması

DP’yi iktidara getiren halk ondan en fazla dini konularda icraat bekliyordu. DP Kastamonu Milletvekili Muzaffer Ali Mülka mecliste şöyle sesleniyordu: “Bizler DP’den milleti refaha kavuşturmasını değil, bizleri dini ve manevi sahada hürriyet ve refaha kavuştursun bu kâfidir” (Ahmet GÜL, Ankara- 1997, Cumhuriyet Dönemi Din Eğitimi, 31; TBMM Tutanak Dergisi, 1951, C.V.S. 766.) diyor, halkın bu beklentisini dile getiriyordu.

8 Eylül 1951 tarihinde İmam-Hatip Okullarının açılması konusunda bir komisyon kurulmasına karar verilir. Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri HAYIRLIOĞLU başkanlığındaki komisyonda Yusuf Ziya Yörükhan, H. Fikri Kanat, Hasan Hüsnü Erdem, Kâmil Su, (Talim Terbiye Üyesi) Faik Binal (Özel Okullar Müdürü) bulunmaktadır. Bu komisyon ilk devresi 4, ikinci devresi 3 yıl olan ve İlkokullara dayalı olarak açılacak olan İmam-Hatip Okullarına karar vermişlerdir. (Ahmet GÜL, Cumhuriyet Dönemi Din Eğitimi, 119.)


Bu karar üzerine Millî Eğitim Bakanlığı Müdürler Komisyonu 13.10.1951 de toplanmış ve müfredatını hazırlayarak 17.10.1951 tarihinde 601 sayılı kararı ile Ankara, Adana, İstanbul, Isparta, Kahramanmaraş, Konya ve Kayseri’de 7 yıllık İmam-Hatip Liselerinin açılmasına karar vermişlerdir. Karar aynı gün Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin imzasından çıkarak uygulamaya konulmuştur. 6 Mart 1957 tarihinde İmam-Hatip Okulları resmi okul sınıfına sokulmuştur. DP 1960 yılına kadar 22 İmam-Hatip Okulu açmıştır. 12 Mart 1971 muhtırasına kadar AP İmam-Hatip Okullarının sayısını 72’ye çıkararak her vilayette bir İHL açılmasını sağlamıştır. 12 Mart 1971 muhtırasından sonra bu okulların orta kısmı kapatılmış ve İmam-Hatip Lisesi haline getirmiştir. Daha sonra DP – AP ve DYP hükümetleri İmam-Hatip Liseleri’nin orta kısmını da açarak sayısını 605’e kadar çıkarmıştır. Ancak 28 Şubat 1997 tarihinden sonra bu okulların orta kısmı tekrar kapatılarak gerileme sürecine sokulmuştur.


3. Yüksek İslam Enstitülerinin Açılması

İmam Hatip Mektepleri’nin açılmasından sonra bu okulda okuyarak mezun olan öğrencilerin yüksek seviyede eğitimlerini tamamlayabilecekleri Yüksek İhtisas Mekteplerinin açılmasına ihtiyaç doğmuştur. Bunun için DP, 7344 sayılı kadro Kanunu ile 1959 yılından itibaren Yüksek İslam Enstitülerinin açılmasına karar vermiştir. İlk olarak 19.11. 1959 tarihinde İstanbul İslam Enstitüsü açılmıştır. Daha sonra AP 1976 yılına kadar Konya, Kayseri, İzmir, Erzurum, Bursa ve Samsun’da 6 İslam Enstitüsü daha açarak DP misyonunu devam ettirmiştir.

4. Okullara “Din Dersleri”nin Konulması

1924 yılında çıkan “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” sonucu medreseler kapatıldı. Yeni açılan okullarda ise “Din Dersi” yoktu. Medreselerde okuyan öğrenciler “İmam-Hatip Mektebine” alınmışlardı. Bunların geleceğinin olmamasından dolayı 1930 yılına kadara kademeli olarak, öğrenci yetersizliğinden kapatıldı. Mevcut mekteplerdeki “Din Dersleri” de 1927’de Ortaokulların 1931’de ise İlköğretmen (Muallim) mekteplerinden kaldırılmıştı. Böylece 20 yıl bu milletin evladı “Din Dersleri”nden mahrum kaldı.


1950 de DP’nin iktidarı ve Demokrasiye geçiş ile beraber 13 Eylül 1956 tarihinde İlk ve Ortaokullara “Din Bilgisi” dersi konuldu. Daha sonra DP’nin devamı olan AP 1967 yılında Liselere seçmeli Din Dersleri koydu. Tabii ki bu dersler uzun tartışmalar ve mücadeleler sonucu okullara konulabilmiştir.


5. Mukaddes Emanetlerin Depolardan Çıkarılarak Layık Olduğu Mevkie Konması

Mukaddes Emanetleri depodan çıkararak bu günkü yerine koyan, sırtında taşıyarak getiren, bizzat Başbakan Adnan MENDERES’tir. Muş Milletvekili Gıyasettin Emre’nin anlattığına göre, Başbakan Adnan MENDERES bir gece Topkapı Müzesi Müdürü’nü yanına alarak müzeye gider. Saat gecenin 22–23 sularındadır. Abdestini alır ve müzenin deposundan çıkarır. Bu günkü yerine koydurur.

15 Haziran 1960’da Eyüp Sultan Camii yanına nakletmek için hazırlıklar yaptırır. Ancak 27 Mayıs 1960 darbesi ile bu teşebbüsü akim kalır.


Daha sonra DP’nin mirasına sahip çıkan AP, 1980 yılında Ramazan ayında Ayasofya’nın hünkâr Mahfilini ibadete açar ve Ayasofya’nın minarelerinden ezan okutmaya başlar. “Mukaddes Emanetler” bölümünde de devamlı Kur’an okuma geleneğini yeniden başlatır; ancak 12 Eylül 1980 ihtilali ile bu teşebbüsü de akim kalır.


Bütün bu manevi hizmetleri yapmalarından dolayı Bediüzzaman hazretleri kendi fikrine sahip çıkan ve uygulamaya çalışarak samimiyetini gösteren Demokratlara desteğini vermiş ve “İnşallah o Ahrarlar istibdâd-ı mutlakı kaldırarak tam bir hürriyet-i Şer’iyeye vesile olacaklar” demiştir. (Emirdağ Lâhikası, 267.)


DEMOKRAT PARTİSİ DÖNEMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

DP II. Dünya savaşı sonrasının çok partili siyasetinin gündeme girmesi ile Türkiye’de yaşanan siyasi oluşumun sonucu kurulmuştur. Esasen Osmanlı Meşrutiyet idaresinde birden fazla parti vardı. Cumhuriyette devlet ile halk arasında köprü olacak partilere ihtiyaç vardı. Tek parti ile Cumhuriyet olurdu, ama “Demokratik Cumhuriyet” olmazdı. Cumhuriyetin hedefi “Demokratik Cumhuriyet” idi. Bunu Demokrat Parti başarmıştır.


Cumhuriyet döneminde Kâzım Karabekir Paşa, Ali Fuat Paşa, Cafer Tayyar Paşa gibi değerli askerler TCF (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası)nı kurmuşlardı. Ancak “İrticaya taviz veriyor” bahaneleri ile Şeyh Said olayı sonunda kapatıldı. Sonraları bizzat Atatürk tarafından kurdurulan “Serbest Fırka” da sonuçta M. Kemal Paşa’yı devirme hareketi olarak görülmüş ve o da kapatılmıştır.


1945 sonrası Komünist idareler dışındaki tüm ülkelerde çok partili hayata geçilmesi sonucu DP kurulmuştur. Kuranlar da Celal Bayar, Adnan Menderes, Tevfik Koraltan ve Fuat Köprülü gibi siyasetçiler olmuştur. Nedense asker kökenlilerin kurduğu siyasi partiler yaşamazken sivillerin kurduğu partiler siyasi hayatta meyve vermiş ve devam etmişlerdir.


DP o günkü iktidara karşı halkın sıkıntılarını dile getirme hareketidir. Halkın bağrından çıkmış ve halka önderlik yapmıştır. Bu herhangi bir ideolojik hareket olmayıp tamamen sivil bir harekettir ve halkın hukukunu koruma ve hakkını arama hareketi olarak kendini ortaya koymuştur. Başarısının altında bu vardır.


1946 seçimlerinde DP “Açık oy gizli tasnif” sisteminden dolayı 66 milletvekili ile kendini koruyabilmiş ve varlığını ispat etmiştir. İki sene sonra iktidar olan CHP’nin bir oyunu ile Başında yine Mareşal Fevzi Çakmak gibi bir paşanın kurduğu MP (Millet Partisi) ile ikiye bölünmüştür. Fevzi Paşa başta DP’ye destek verir konumda gözükmüş ve DP İstanbul Milletvekili olarak meclise girmiştir; ama iki sene sonra MP’yi kurarak DP’yi ikiye bölmüştür. Böylece DP ile ipleri koparmıştır.


Menderes bütün bunlara rağmen 1950 seçimlerine kadar direnmiştir. Yüreklidir, cesurdur, yiğittir, bilgili ve gayretlidir. Partisini 1950 yılında iktidara taşımış ve 27 Mayıs 1960’a kadar partisini iktidarda tutmasını bilmiş ve her girdiği seçimde oyunu artırarak çıkmıştır. Muhalefet askerler, üniversite, bürokrat ve basın ile işbirliği yaparak ihtilal yapmaktan başka çare bulamamıştır.


İhtilalden sonra DP ve Menderes’i seçen halk AP’yi kurmuş ve genel başkanlığına Süleyman Demirel’i gererek tekrar iktidar olmuştur. Böylece Menderes’in halkın üstün iradesini ülkeye hâkim kılma, hâkimiyeti kayıtsız şartsız halka verme idealini devam ettirmiştir.


Her iki parti de bir taraftan idarede halkı hâkim kılma, diğer taraftan refahı sağlama mücadelesini yapmışlardır. Çünkü bunların her ikisi de birbirinden ayrılamayan siyasi unsurlardır. Ne zaman halk idareye hâkim olursa ülkeye de refah hâkim olmaktadır. Ne zaman halk idareden uzaklaşırsa ülkeye kara bulutlar çökmektedir. İşte Demokrat Partilerin ideali ve misyonu budur.


Bunun için İhsan Sabri Çağlayangil, “Menderes bir şahıs değil, bir zihniyettir” der. Hüsamettin Cindoruk da “Menderes hâkimiyeti millete verdi” demektedir. Başarısının temelinde de bu vardır.


Süleyman Demirel de “Menderes bir cinayetin kurbanı olmuş ve şehit edilmiştir. Masum ve mağdurdur. Devletin gücü zora kullanılarak idam edilmiştir. Devlet bundan dolayı milletten özür dilemelidir. Bu yapılmadığı müddetçe Türkiye’de hep ikilik olacaktır. Görünürde olmasa da vicdanlarda olacaktır” (Süleyman DEMİREL, Köprü, Eylül–1986.) demektedir.


Demokrat Partisi demokratik bir anlayıştır. Bu anlayışın temelinde “Halka Hizmet” ve “Din ve Vicdan Hürriyeti” vardır. Bu bir hizmet zihniyetidir. “Kavmin efendisi ona hizmet edendir” temel yaklaşımının siyasetteki versiyonu “Demokrat Zihniyettir.” CHP zihniyeti ise “Memuriyeti bir ağalık ve halka baskı aracı yapma” zihniyetidir ve bir nevi istibdattır. Demokrat zihniyet ihtilaller ile ve bölünmelerle siyasi hayattan uzaklaştırılarak siyaset yozlaştırılınca yerini siyaseti menfaat aracı olarak gören bir zihniyete terk etti. Türkiye’nin “Temiz Siyaset Özlemi”nin altında “Demokrat Misyon” özlemi vardır. Çünkü Türkiye “Hürriyet” ve “Hürriyet içinde Refahı yakalamayı” Demokrat zihniyet ile öğrendi.


121 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör