• M. Ali KAYA

EMEVİ İSLAMI NE DEMEKTİR?

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021


M. Ali KAYA

Hz. Hasan’ın (ra) hilafeti Hz. Muaviye’ye bırakmasından sonra (H.41 / 661) başlayan Emevî iktidarı Hz. Abbas’ın (ra) torunlarının başlattığı Abbasiler hareketi ile sonra ermiştir. (H.132 / 750) Emevi dönemi H.91 / M.89 sene sürmüştür. Bu dönemin 60 senesi Sahabelerin bir kısmının hayatta olduğu bir dönemdir. Bu sebeple sahabe dönemi sayılır. Bundan sonraki dönem “Tabiin” dönemidir.


Abbasiler döneminde de Abbasiler Peygamberimize akrabalığı olduğu halde Peygamberin (asm) siyasi varisi olduğunu iddia eden Ali Oğulları ile özellikle Ebu Cafer Mansur döneminde ciddi bir çatışma yaşamıştır.


**

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Sevâd-ı azama ittiba edilmeli. Ekseriyet ve sevâd-ı âzama dayandığı zaman, lâkayt Emevîlik en nihâyet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli Âlevîlik, en nihayet az bir kısmı Rafziîliğe dayandı” (Hakikat Çekiredekleri, 76.) buyurmaktadır.


Sevad, Arapça’da kök itibariyle “sevvede” fiiline bağlı bir isimdir. “Sevvede” fiili birkaç manaya gelir: Kararttı, karaladı, yazdı, cesur oldu, başkan yaptı. Müsevvid, karalamasını yazan; müsvedde, karalama yazılan yazı demektir ve aynı köktendir. Esved, kara ve siyah demektir; ‘esved’in çoğulu sûd ve sûdan ise siyahlar demektir. Sevda esmer manasındadır. “Sevad” ise aynı kökten gelen bir isim olarak “karartı” demektir.


Sevad-ı azam’a gelince… Bu kelime gurubu, kelime manası itibariyle “büyük karartı” demektir. Mecazi olarak ise, “iktisadî manada birbirine yakın insanlar topluluğu” veya “milletin kahir ekseriyeti” manasında kullanılmıştır. Bediüzzaman sevad-ı azama “ekseriyet-i masum” demiştir: “Sevad-ı azam, hem ekseriyet-i masumun maişeti basittir. Tegaddi besatetiyle onlara tâbi olmak..” (Bediüzzaman, Sözler, İstanbul, 2004, s. 1178.) şeklinde ifade etmiştir.


Sevad-ı azam mefhumunu ilk kullanan Peygamber Efendimiz’dir. (asm) “Aleyküm bi’s-sevâdi’l-âzam!” yani “Size sevad-ı azamı tavsiye ederim” (Aliyyu’l-Muttakî, Kenzu’l-Ummal, 1:1030; Mecmau’z-Zevaid, 5:218.) buyurmuşlardır.

Bu durumda sevad-ı azama uymak Sünnet-i Seniyyedendir.


**

Emeviler döneminde iktidara karşı önemli isyanlar gerçekleştirilmiş, Emeviler de bu isyanları zorbalıkla bastırmışlardır. Bunun ilki “Kerbelâ hadisesidir. En önemlisi de sahabeden Abdullah b. Zübeyir’in ra (v.73/692) on sene devam eden Hicaz Merkezli hilafet dönemidir.


Hz. Hüseyin’in (ra) Kerbelâ’da şehit edilmesi bir ayaklanma sonucu değildi. Kûfelilerin daveti üzerine olmuştur. Ancak sadece Kûfe değil, Basra, Mekke, Medine ve Kûfe halkı Hz. Hüseyin’e biat ettiğini ilan etmişlerdi. Kûfe ise Hz. Ali’nin (ra) hilafet merkezi olarak tayin ettiği yerdi. Bu sebeple Kûfe’ye çağırmışlar, o da ailesi ile yola çıkmıştı, Kerbelâ’da Yezidin ordusu kendisini kuşatarak Yezid’e biat etmeye zorlamış, biat etmeyi kabul etmediği için şehit edilmiştir.


İslam toplumu Emevilerin iktidarına karşı değildi, ancak yöneticilerin istibada ve zulmüne karşı isyan edenlerin çoğu da “Hariciler” ve “Ali taraftarları olan Şiiler olmuştur. Adil halife Ömer b. Abdulaziz zamanında ise “Eylemsizlik” durumuna geçmişler, bir nevi barışmışlardı.


Hariciler de Emevi iktidarına karşı olmamışlar; ama tahkimden sonra yöneticilerin meşruiyetini tartışmışlardır.


**

Emevilerin dini tahrip edecek şekilde ideolojik bir söyleme ve eyleme sahip olduğunu söylemek zordur. Ancak iktidarlarını güçlendirmek için baskıya ve otoriteye yönelmişler ve yine iktidarlarını güçlendirme amacı ile ırkçılığa yönelmişlerdir.


Emevî ailesi Mekke fethinde Müslüman olmuşlardır; ama İslâmın Arabistan’da yayılmasına ve dinin anlaşılması konusunda gösterdikleri gayret ile samimi ve ihlaslı müslüman olduklarını göstermişlerdir. Çeşitli Arap kabileleri özellikle Necid halkı irtidat edip Müseyleme’ye uydukları zaman ve Hulefa-i Raşidin döneminde irtica hareketlerini bastırmada Kureyş ve Emeviler dinlerine sahip çıkarak onlarla mücadele etmişlerdir. İslam Fetihlerinde de büyük hizmetler etmişlerdir.


Hal böyle olunca “Emevî İslâmı” diye bir söylemin geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Zira böyle “Emevî İslamı” diye bir şey yoktur.


**

Ancak günümüzde “Kaderci bir anlayışın” Emevî İslamı olduğu iddiası vardır. Ancak bunu Emevilere maletmek doğru değildir. bu dönemde olcukça canlı hür bir fikrî tartışama ortamı mevcuttu. Müstakil mezhep olmasalar da Kaderiyye, Cebriyye, Cahmiyye gibi farklı görüşler ortaya çıkmıştı. Daha sonra bunlar birer ekol ve mezhep haline gelmişlerdir.


Emeviler döneminde güçlü bir muhalefet de vardır. Bu dönemde yönetime aşırı bağlılar olduğu gibi karşı çıkanlar da vardı. Ancak bu sadece o döneme has bir durum değildi. Emevilerin kendilerine has bir dini anlayışı olup bunu zorla halka kabul ettirmeye çalıştıkları bir durum söz konusu değildi. Ama Abbasiler zamanında özellikle Mu’tasım döneminde “Kaderiyenin devamı olan Mutezile” resmî bir mezhep konumunda olup halka zorla kendi görüşlerini kabul ettirmek için ulemanın bir kısmını hapse attırdıkları ve Ahmet b. Hanbel gibi alimlerin buna direndiği sabittir.


**

Emeviler döneminde günümüzdeki gibi devlete bağlı yaygın eğitim kurumları ve Üniversiteler yoktu. Emevî Halifeleri arasında farklı gürüşlere sahip olan yöneticiler mevcuttu. 3. Halife Muaviye b. Yezid’in (v.64/684) Kaderiye mensubu olduğu, Süleyman b. Abdilmelik’in (v.99/717) Ömer b. Abdilazizi (v.101/720) veliaht tayin ederek halife olmasını sağladığı gerçektir. Dolayısıyla “Emevi İslâmı” iddiadan öte bir mana ifade etmemektedir.


**

Ancak bazı halifelerin o denemde kaderci anlayışı desteklediklerine dair anlatılanlar vardır. Emevi İslamı söylemini dile getirenler daha çok Şia ve Alevi kaynaklıdır. Emeviler “Ehl-i Sünnete” dönüştüğü için müfrit muhalefeti seçen Şia Emeviler aleyhine uydurdukları pek çok şeylerden birisi de maalesef “Ehl-i Sünnet” inancına “Emevi İslamı” diye karşı çıkmışlardır.


Emevi İslamı söylemini dile getiren Prof. Yaşar Nuri Öztürk olmuştur. “Kur’an-ı Kerim’de Lanetlenen Soy” isimli kitabında Emevilerin lanetlendiğini iddia etmektedir. Öztürk bu kitabını Abbasiler döneminde Emevi düşmanları tarafından uydurulan rivayetler üzerine bina etmiştir. Öztürk “Emevî Dinciliğine Karşı Mücadelenin Öncüsü: Ebu Zer, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul-2014” isimli kitabında da “Sana gösterdiğimiz o rüyayı da Kur’ân’da lanetlenmiş bulunan o ağacı/soyu da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz, ama bu onların kudurganlığını artırmaktan başka bir katkı sağlamıyor” (İsra, 17:60.) ayetini “Lanetliler soyu bir zihniyet soyudur, ırk ve kan soyu değil, bunun babası şeytandır. Somut örneği de Emevi soyudur” (Öztürk, Age, s.17.) demektedir.


Günümüzde bunu dillendirenler de Ehl-i sünnet ve’l-Cemaat düşmanı olanlar olduğunu görüyoruz. Onlar Peygamberimizin (asm) sünnetine de karşı çıkarak “Kur’an İslamı” diye Kur’ân-ı Kerimi alet ederek gerçekte kendi görüşlerini anlatmaktadırlar. Bunu iddia edenlerin başında Yaşar Nuri Öztürk ve Sosyalis Müslüman olduğunu iddia eden İhsan Eliaçık gelmektedir. Kur’an İslâmı ise “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin” ta kendisidir.



49 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör