• M. Ali KAYA

EN YÜCE VE KUTSAL DAVA: İMAN DAVASI

M. Ali KAYA

İslam’ı öğrenmek, müslüman olmak ve İslam’ı yaşamak için yeterli değildir. Çünkü, İslamiyet üzerinde araştırma yapan müsteşrikler, gayr-ı müslimler, müslüman olmamışlardır, ancak iman üzerinde araştırma yapanların müslüman olduklarını görüyoruz.


İslam üzerinde araştırma yapanlar İslam’ı öğrenmek yerine müslümanların davranışlarını incelemektedirler. Sonra bu davranışları kendilerine göre yorumlayarak “İşte İslam budur!” deme cehaletini sergilemektedirler. Diyorlar ki: “İslam her beldede ayrı ayrı anlaşılıyor. Arabistan’da şöyle, İran’da böyle, Cezayir’de şu şekilde, Afganistan’da bu şekilde” diyerek İslam’ı anlatmaya çalışmaktadırlar.


Hem Türkiye’de Diyanet’in temsil ettiği “Resmi İslam”, tarikatların temsil ettiği “Sosyal İslam”, siyasilerin anladığı “Siyasal İslam”, aydınların kabul ettiği “İdeolojik İslam” gibi farklı farklı İslam anlayışları ortaya çıkarmaktadırlar.


İslam dinini anlamaya çalışmak başka, Müslümanların yaptıklarını yorumlamak daha başkadır. Bediüzzaman’ın dediği gibi, “Her müslümanın her hareketi Müslümanlık’tan kaynaklamadığı gibi, her kafirin hareketi de küfründen kaynaklanmaz.”


İslam davası bir iman davasıdır. İslam’ı anlayabilmek için imanı anlamak lazımdır. Çünkü davranışların kaynağı İman’dır. Müsteşrikler İslam’ı değil de imanı araştırmış olsalardı, müslüman olmuşlardı.


İmanlı bir bakış açısından kainata ve olaylara bakıldığı zaman, Kur’an, kainat, din, ilim ve tabiat birbirinden bağımsız düşünülemez. Kainat Allah’ın kudret eseri ve mahlukudur. Olaylar irade-i İlahi ile kaderin tecellisidir.


Yüce Allah kainatı ve mahlukatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. İnsanın yaratılış amacı da, Allah’ı tanımak, tanıtmak ve kullarına sevdirmektir. Kulun vazifesi de iman-ibadet ve şükürdür. Bunu temin eden de İman’dır.


İman anlaşılmadan ibadet anlaşılamaz. Ahiret ve Cennet-Cehennem bilinmeden ahlak, sorumluluk anlaşılamaz. Kişi kendisini sorumlu hissedemez. Hak ve hukuklar zayi olur. Adalet ve zulüm kavramları anlamsız kalır.


Bütün bunlardan dolayı insan için en kutsal görev, İman’ı elde etmektir. İmanı kuvvetlendirmektir, başkalarının imanına güç verebilmektir. İlmin şahı ve padişahı da bunun için İman ilmidir. Binaenaleyh herkese farzdır.


Din bir inanç sistemidir. Amacı uhrevi, dolayısıyla da dünyevi saadettir. Dinin inanç sisteminde “Ben kimim?” “Vazifem nedir?” “Kainat ve ben niçin yaratılmışım?” “Ölüm nedir?” “Ölümden sonra tekrar hayat var mıdır?” gibi her ferdi ilgilendiren suallerin cevabı mevcuttur.


Kişi bu kabil suallerin cevabını aldıkça ve ruhu, aklen tatmin oldukça kimliğini tespit eder ve şahsiyetini geliştirir. Ahlak, fazilet, erdem gibi yüce insani duygular bu zeminde neşv-ü nema bulur. Vazife şuuru, sorumluluk duygusu bu zeminde gelişir. Bu imanla dünya görüşü düzelir ve bir metin esasa oturur.


İmanlı bir insanın nazarında “Dünya ahiretin tarlasıdır”Hayat, alem-i ervahtan, dünyadan, kabirden, haşirden, sırattan geçip, Cennet’te bitecek uzun bir sefer-i imtihandır.” İnsanın vazifesi ise, “Yüce Allah’ın kendisin emaneten tevdi ettiği kabiliyetlerini, aklını, ruhunu olgunlaştırıp, geliştirerek, ilmi ve ahlaki, imani ve İslami faziletlerle donatarak, kendisine, ailesine, toplumuna, milletine ve devletine ve de insanlığa hizmet etmek, Allah’ın rızasını kazanıp, Cennete layık hale gelmektir.”


Bütün bu güzellikler, faziletler hep imanın eseridir. Bunun için Peygamberimizin (asm) davası “İman Davası”dır. Yine bundan dolayıdır ki, Bediüzzaman “Ben bütün mesaimi İman üzerine teksif etmiş bulunuyorum” demiştir. Çünkü, esas öğrenilmesi, üzerinde durulması gereken budur.


Peygamberimiz (asm) Mekke döneminde hep İMAN DERSİ verdi. Mekke döneminde 12 senede nazil olan Kur’an ayetleri de bunun en büyük delilidir. Çünkü Peygamber Efendimizin (SAV) tebliği Kur’an okuma şeklindeydi. Daha sonra Medine’de de yine önce İman dersi verir, sonra namazı emreder, namaz kılanlardan da zekat almalarını söylerdi. Ashabına tavsiyesi böyleydi.


Bunun için diyoruz ki: “Din eğitimi demek, İman eğitimi demektir. Tüm insanlığın buna ihtiyacı vardır. Allah sevgisi ve Allah korkusu İmanın neticesidir. Helal-Haram duygusu, hürmet, merhamet, itaat hep İmanın neticesidir. Saygı ve sevgi İmanın tezahürüdür. Ahlak, fazilet, ruhen tekamül ve terakki İmanın neticesidir.

Peygamberimiz (SAV) buyurdular: “Temizlik İmandandır.” “Sizin ahlakça mükemmeliniz, İmanda kemale ereninizdir.” “Yoldan eza verecek bir şeyi kaldırmak İmandandır.” “Emr-i Bilmaruf, Nehy-i Arü’l-Münker imanlı insanın işidir.” “Vatan sevgisi İmandandır.” “Allah’a ve Ahirete İman eden, anne-babasına iyi davransın. Allah’a ahirete inanan komşusuna ve misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve Ahirete iman eden, ya hayır söylesin, ya da sussun.”


Binaenaleyh gençlerimizin, toplumumuzun her şeyden önce İman eğitimine ihtiyacı vardır. İmanlı nesillerdir ki, istikbalimizin teminatıdır. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebesi Zübeyir Gündüzalp’in dediği gibi: “Bir milletin gençliği ne zaman Kur’an ve ondan lemaat eder, ilimlerle techiz ve tahkim edilmiş ise, o vkit, omilletterakki ve teali etmeye başlamıştır.”

39 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör