• M. Ali KAYA

EVRAD-I NURİYE

Güncelleme tarihi: 5 Mar

M. ALİ KAYA

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, vaktinin büyük bir kısmını Risale-i Nur’ların telifine, tashihine veya Risale-i Nur hizmetiyle alakalı sair işlere hasreder, geri kalan zamanlarında ise bazı virdlerle meşgul olurdu. Risale-i Nur’a ait işlerin olduğu zamanlarda tüm meşguliyetini bırakır evvela hizmetin işini tamamlardı. Bu durum Tarihçe-i Hayat’ta şöyle anlatılır:


“Üstad çok hasta olur, çok vakitleri de hastalık ve sıkıntı ile geçerdi. Pek az yer, o da bir parça çorba gibi mahdud bir şeydi. Geceleri, Kur’an-ı Kerim’den vird edindiği sureleriv e Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın münacat-ı meşhuresi olan Cevşen-ül Kebir namındaki münacatını ve Şah-ı Geylanî ve Şah-ı Nakşibend gibi eazım-ı evliyanın münacat ve hizblerini ve salavat-ı Nuriyeleri ve bilhâssa Risale-i Nur’un menbaı olan “Hizb-ün Nuriye”yi ve âyât-ı Kur’aniyenin lemaatı olan ve bir silsile-i tefekkür bulunan ve Yirmi dokuzuncu Lem’ada cem’edilen hizb ve münacatları okur, bunları tamam edince de yine Risale-i Nur’la meşgul olurdu. Gündüzleri ise, daima Risale-i Nur’un mütalaası ve tashihi ile meşgul olur; Risale-i Nur hizmetini her şeye tercih eder, Risale-i Nur’a ait yetişecek acele bir iş zamanında diğer meşguliyetlerini bırakır, evvelâ o işi tamamlardı.” (Tarihçe-i Hayat, s. 166.)


Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’un tashihiyle meşgul olurken okuyamadığı bazı ehemmiyetli virdleri için müteessir oluyordu. Bunun üzerine kalbine ihtar edilen bir hakikatle, tashih için okuduğu mebhasların, noksan kalan virdlerin yerini tam doldurduğu bildirilir. Söyle ki; “Siracünnur’u tashih ederken, bu Ramazan’da ehemmiyetli virdlerime tam vakit bulamadığımdan müteessir oldum. Birden ihtar edildi ki: Okuduğun bu mebhaslar, bir cihetle ibadet olduğu gibi; hem ayn-ı marifetullah ve zikrullah ve huzur-u kalbî ve muhabbet-i imaniye olmasından, senin noksan bıraktığın virdlerinin yerini tam doldurur. Ben de Elhamdülillah dedim.” (Emirdağ Lahikası, 1:243.)


Acz, Fakr, Şefkat, Tefekkür Mesleği

Ekser vaktini hizmet-i imaniye’ye hasreden ve gündüzleri daima Risale-i Nur’un mütalaası ve tashihi ile meşgul olan Bediüzzaman Hazretleri, talebelerinin şahadetiyle bir insana kâfi gelmeyecek kadar az yerler ve az uyurlardı. Uzun ve bereketli kış gecelerinde asla boş durmazlar ve sürekli olarak tesbihat ve ezkar ile terennüm ederlerdi. Talebeleri ve Barla ahalisi tarafından bilinen bu durum Tarihçe-i Hayat’ta şöyle ifade edilmiştir;


“…Üstad’ın sıddık hizmetkârları, talebeleri ve Barla ahalisi diyorlar ki: “Üstadı, geceleri, dershane-i Nuriyenin önündeki bir şecere-i mübareke olan çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikte sabahlara kadar tesbihat ile, ezkâr ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk u cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında Üstad’ın böyle sabahlara kadar çalışmasını görürdük de; ne zaman uyur, ne zaman kalkar bilemezdik.” (Tarihçe-i Hayat, s. 166.)


Komşuları her zaman derler ki: “Biz, sizin Üstadınızın sekiz seney az ve kış geceleri, aynı vakitlerde sabaha kadar hazîn ve muhrik sadâsıyla münacat seslerini dinler ve böyle fasılasız devamlı mücahedesine hayretler içinde kalırdık.” (Tarihçe-i Hayat, s. 327.)


Hizb-i Nuriye Nedir?

Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde “Hizb-i Nuriye, Hizbü’n-Nuriye, Hizbü’l-Ekber-i Nurî, Hizbü’l-Ekber-i Nuriye, Virdü’l-Ekber, Hizbu’l-Virdi’l-Ekber ve Virdü’l-Ekber-i Nuriye” isimleriyle geçer. Bediüzzaman bu eser hakkında “Risale-i Nur’un menbaı, Risale-i Nur’un Zülfikar’ı” gibi ifadeler kullanır.


Hizbü’l-Ekber “Âyetü’l-Kübrâ” risâlesiyle yaklaşık aynı zamanda yazılmıştır. Kâinatın bütün âlemlerini sayarak, ekseriyetle Ayet-ül-Kübrâ’daki hakikatlerin aynısını açıklayan bu eser, veciz bir Arapça üslûb ile yazıldığından, kâinatı tefekkür için güzel bir kaynak olarak gösterilmektedir.


Bediüzzaman, Eski Said’in Yeni Said’e inkılâp ettiği zamandan itibaren, tefekkür mesleğinde gittiği için “Tefekkür-ü saatin hayrun min ibadeti senetin” “Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlıdır” (C. Suyutî, Camiu's-Sağir, 2:127; Aclûnî, 1:310; Aliyyü’l-Kârî, el-Esrâru’l-Merfûa, s. 175.) meâlindeki hadis-i şerifin sırrını aradığını, her bir-iki senede o sırrın sûret değiştirerek ya Arapça veya Türkçe bir risâleyi netice verdiğini söyler. Arapça telif edilen Katre Risalesinden, tâ Âyetü’l-Kübrâ Risalesine kadar, o hakikatın devam edip suretler değiştirdiğini ve en son olarak “Hizbü’l-Ekber-i Nuriye” sûretine girdiğini ifade eder.


Risale-i Nur bir tefekkür denizidir. Bediüzzaman tefekkürünü bazen Arapça, bazen Türkçe kaleme almış ve her iki lisanda farklı metinlerle “Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlıdır” hadisine mazhar olmuştur.


Hizbü’l-Kur’ân ve Hizbü’n-Nuriye farklı birer hizbdirler, Risale-i Nur’un da birer tefekkür hazinesidirler.

59 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör