• M. Ali KAYA

FELSEFENİN DOĞUŞU

M. Ali KAYA

Dünya nedir, nereden gelip nereye gidiyor? İnsanın dünyadaki varlık sebebi ve anlamı nedir? Varlık nasıl var olmuştur? Varlığın yaratıcısı kimdir? Varlığı ne amaçla yaratmıştır? İnsan neden yaratılmıştır? Yaratıcı insanı niçin yaratmıştır?


Felsefe bu sorulara cevap arayan bir düşünce sistemidir. Bir şeyin niçin yapıldığı bilinmezse nasıl yapıldığının önemi yoktur. Zira saatin ve bilgisayarın nasıl yapıldığını öğrenmekten daha çok niçin yapıldığı önemlidir. Yoksa ondan istifade edemezsiniz. Bu sebeple nasıl sorusunun cevabı mühendisleri ilgilendirir. İnsanların çoğunu nasıl yapıldığı hiç ilgilendirmemekte ama onun niçin yapıldığını bilerek onlardan faydalanmaktadırlar. Dünya, dünya içindeki varlıklar ile insanın da durumu budur. Önemli olan eşya ve insanın niçin var olduğudur. Felsefe bunlara cevap aramanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Felsefe “düzenli, sistemli ve planlı düşünme” demektir. Bu düşünceye ilk yaklaşan Batı Anadolu’da yaşamış olan Milet’li Thales (İÖ: 625-545) olmuştur. “Varlığın esası sudur” düşüncesinden yola çıkan Thales varlığın ortaya çıkışını bu düşünce ile izah etmeye çalışmıştır.

Thales’in öğrencisi olan Anaksimondras (İÖ: 615-545) “Gerçek varlık sınırsız ve sonsuz olan Allah’tır” derken Anaksimenes (İÖ: 585-525) havayı, Efes’li Heraklitos (İÖ: 540-480) ateşi, Güney İtlaya’lı Parmidanes (İÖ: 540-480) ise “bir olan Allah’tır” demiştir.


İslam filozoflarının “Vacibu’l-Vücut” dediği gerçek varlık varlığın sebebidir. Parmidenes’in düşündüğü gibi öncesiz ve sonrasızdır, hiç değişmez ve kendisi ile özdeştir.


Yine İsa’dan (as) önce 5. Yüzyılda yaşayan Empedokles, Anaksagoras ve Demokrit’e ana varlığı bir değil, birden çok olduğunu iddia etmişlerdir. Empedokles’e göre “Su, toprak, ateş ve havadır.” Anaksagoras’a göre “sayıca çok olan tohumlardır.” Demokritos’a (İÖ: 460-370) göre atomlardır. “Nesneler atomların birleşmesinden meydana gelmiştir. Atomların kendisinde hareket gücü vardır” der.


Filozofların insana bakış açıları da “işe yarar becerikli yurttaşlar yetiştirmek gerektiği ve düşünen, bilge insanlar olmaları gerektiği” şeklindedir. Özellikle Sofistler “Hitabet” dersleri vermişler ve muallimliği en kutsal meslek kabul etmişler ve kendileri de öğretmenlik yapmışlardır. Yönetimde amaçları halk meclisinde konuşmak, etkin ve yetkin kişi olmak bilgi, beceri ve hitabet sanatına bağlı idi.


Büyük filozof olarak kabul edilen Sokrates (İÖ: 469-399) böyle bir ortamda kendisini yetiştirmiştir. Bütün bu düşünce sistemlerini daha akılcı şekilde sistematize etmeyi başarmıştır. “Sistemli bir düşünce ve araştırma ile doğrunun bulunabileceğini” “Bir doğrunun ve gerçeğin bulunduğunu ve buna herkesin ulaşma imkânı olduğunu, gerçeği bulma vasıtalarının da akıl ve bilgi olduğunu” iddia etmiş ve hayatı boyunca sorgulama metodu ile bunu ispat etmiştir.

Sokrates “Diyalog Metodu”nu bu iddiasını ispat için kullanmıştır.


Sokrates’in üzerinde durduğu bir diğer konu “Ahlak”tır. O ahlak ve erdemin bilgiye dayandığını savunur. “Erdem (=Fazilet) bilgeliktedir.” İnsanı iyiye yönlendiren akıldır. Kimse bile bile kötülük yapmaz. Aklın ürünü olan fazilet de bilgiye dayanarak iyi olanı gerçekleştirir. Bu da mutluluğu netice verir” demiştir.


Sokrates’ten sonra Felsefe sistematik bir döneme girmiştir.


39 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör