• M. Ali KAYA

GIYBET NEDİR NE DEĞİLDİR?

M. ALİ KAYA

Gıybet, dedikodu ve arkadan konuşmak demektir. İnsanı küçük düşürmek, manen şahsiyeti ile alay etmek olduğu için yüce Allah insan şahsiyetini korumak ve hukukunu muhafaza etmek için gıybeti yasaklamıştır. Gıybet günahtır; ama büyük günahlardan değildir. Ancak bazen olur ki katli ve büyük fitneyi doğuran gıybetler katil gibidir. Bu nevi gıybetler için Peygamberimiz (asm) “Gıybet katil gibidir” buyurmuşlardır. Bediüzzaman hazretleri bu hadis-i şerifi izah ederken “Demek gıybette öyle bir ferd bulunur ki, katl gibi bir zehr-i katilden daha muzırdır.” (Sözler, s. 313.) demiştir. Yoksa her gıybet katil gibi değildir.


Bu hadis-i şerif hadis kitaplarında “Gıybet zinadan daha şiddetlidir” (Taberani, Evsat, H. No: 6586; Beyhaki, Şuab-ı İman, 9:98-99; Müsnedül Firdevs 3:116-117; Kenzul Ummal, 3:589 No:8043.) şeklinde yer almaktadır. Gazali de hadisin “Gıybet katil gibidir” biçimini zikretmiştir. (Gazali, Kimya-yı Saadet, s.386.)


Gıybet nedir? Peygamberimiz (asm) “Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” şeklinde tanımlamış; (Ebu Davud, Edeb 40.) “Din kardeşinin yüzüne karşı söylemediğin şeyi ardından söylemendir” (Camiussağir, H. No:7972.) buyurmuştur. Bir kişinin gıyabında ondan hoşlanmayacağı şekilde, hakkında doğru olan bir şeyi söylemek gıybettir.


Hasan-ı Basrî (ra) “Başkalarının sözünü sana ileten, getiren, muhakkak senin sözünü de başkalarına iletir. ...Zira onun yaptığı hem gıybet hem zulüm ve hıyanet hem de aldatma ve haset hem nifak, fitne ve hiledir.” (Gazali, Kimya, 384.) “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun; eğer yoksa bir de iftirada bulunmuş olursun” (Ebu Davud, Edeb 40.) İftira ise günahların büyüğü ve kusurların en çirkinidir.


Gıybeti yapmak günah olduğu gibi, dinlemek ve inanmak da gıybettir. Mümin kardeşinin hukukunu korumakla mükelleftir. Bu sebeple Peygamberimiz (asm) “Kim yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken kardeşine yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar” (Camiussağir, H. No: 8489.) buyurur. Bu sebeple gıybeti yapılan bir tanıdığı Allah için savunmak ve “O adam sizin bildiğiniz gibi değil. Sözleriniz yanlıştır ve gıybettir. Ben onu tanıyorum. O bunu yapmaz” diye hukukunu savunmak gerekir.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Kur’ân-ı Kerimin gıybeti yasaklayan “Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrenip tiksindiniz...” (Hucurat, 49:12.) “Arkadan çekiştirip duran, kaş-göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay hâline!” (Hümeze, 104:1.) ayetlerinin tefsirinde şöyle buyurur: “Gıybet ...nazar-ı Kur’ân’da gayet menfur ve ehl-i gıybet, gayet fenâ ve alçaktırlar.” (Barla Lahikası 264.) “İnsafsızlık, yalancılık, hırs, israf, fuhuş, hıyanet, gıybet; bunların hepsi Kur’ân tarafından en şiddetli surette takbih olunmuş ve bunlar, reziletin ta kendisi tanınmıştır.” (İşaratu’l-İ’câz, 222.) “Gıybet, aklen, kalben ve insâniyeten ve vicdânen ve fıtraten ve asabiyeten ve milliyeten mezmumdur.” (Sözler, 339.) “Gıybet, ehl-i adâvet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır.” (Mektubat, 259.)


Gıybet Salih Ameli Yer Bitirir

Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu: “Kişiye kıyamet günü kitabı açılmış olarak getirilir. Kitabına bakan kişi şöyle der: Ya rabbi, benim işlediğim şu şu ibadetlerimin sevapları nerede? Onları kitabımda göremiyorum.” Bunun üzerine Allah teala şöyle buyurur: “İnsanları gıybet etmen nedeniyle ibadetlerinin sevapları imha edildi.” (Münziri, Tergıb ve Terhib, Beyrut-2002, 3:332.) Buhari şerhi İbn-i Battal’da şu hadisi rivayet eder: “Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, gıybet de salih amelleri ve sevapları yer bitirir.” (Şerhu Sahihi'l-Buhari, Riyad, 9:245.) Gazali (ra) de aynı hadisi rivayet etmiştir. (Gazali, Sülvetü'l-Arifin, Lübnan-1971, 1:233-234.) Bediüzzaman hazretleri de aynen almıştır. (Mektubat, 22. Mektup, Uhuvvet Risalesi, Hatime, s. 392.)


Gıybetin Caiz Olduğu Hususlar

Her gıybet gibi görünen hususlar haram ve günah değildir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir” der ve şöyle sıralar:


“Birisi: Şekvâ suretinde bir vazifedar adama der, tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.” Yani, bir kötülüğü önlemek ve bir günahkarı ikaz etmek ve vazgeçirmek için “Emr-i Maruf ve Nehy-i Ani’l-Münker” emri gereği hukukunu korumak veya kabahatini önlemek için görevlilere; anne-babaya, idareciye ve mürebbiye şikâyette bulunmak gıybet sayılmaz.


“Birisi de:Bir adam onunla teşrik-i mesai etmek ister, seninle meşveret eder. Sen de sırf maslahat için, garazsız olarak, meşveretin hakkını edâ etmek için desen: “Onunla teşrik-i mesai etme. Çünkü zarar göreceksin” demek de gıybet değildir. Yani, meşveretin gereği olarak işi ehline vermek için “O adam işin ehli değildir. Zira şöyle şöyle noksanları ve kabahatleri vardır” demek işiten kişinin zoruna gitse de söylemek gıybet sayılmaz. Burada da meşveretin hakkını eda etmek ve zarardan korunmak gibi bir maslahat vardır. Nitekim peygamberimiz (asm) “İslam’da zarar vermek de zarar görmek de yoktur.” (Muvaṭta, Aḳzıye, 31; Müsned, 1: 313; İbn Mâce, Aḥkâm, 17.) buyurmuşlardır. Böylece zarar görmemek için gıybet caizdir. Bu sebeple İslam Hukuku “Zarar vermek ve mukabele-i bizzarar caiz değildir” (Mecelle, Md. 19.) kuralını koymuşlardır.


“Birisi de: Maksadı tahkir ve teşhir değil, belki maksadı tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filân yere gitti.” Burada amaç kişinin şahsına ve şahsiyetine hakaret amacı taşımadan tarif için kusur ve noksanını söylemenin de gıybet olmadığını anlıyoruz.


“Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak âşikâre bir surette işliyor.” Büyük günahları sıkılmadan işleyen kişiye “Fasık” ve bunlarla övünen kimseye de “Fasık-ı Mütecahir” yani, açıktan övünerek günah işleyen kişi denir. Bunların fena adamlar olduğunu söylemek ve ifşa etmek, insanların onlardan gelecek zarardan koruduğu için caizdir ve kabahatlerini ilan etmek, kendilerini deşifre etmek caizdir ve lazımdır. Yoksa pek çoklarını aldatacak ve tehlikeye atacaktır.


“İşte bu mahsus maddelerde, garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa, gıybet, nasıl ateş odunu yer, bitirir; gıybet dahi a'mâl-i salihayı yer, bitirir. Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit “Allahümmeğfir lene ve limeniğtebnâhu” yani, “Allah'ım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et.” (Suyûtî, Fethu'l-Kebîr, 1:87.) demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, “Beni helâl et” demeli” (Mektubat, 392.) buyurur Bediüzzaman Said Nursi hazretleri.


Fikir Mücadelesi ve Siyasi Fikirleri ve İcraatları Tenkit Etmek Gıybet Değildir

İlmî müzakerelerde fikirleri eleştirmek, fikir sahiplerinin şahıslarını değil, düşüncelerinin yanlışlığını eleştirerek ortaya koymak ve ispat ederek doğruları izah etmek gıybet sınıfına girmez. Burada ilmî müzakere, hak ve hakikati ortaya çıkarma ve gerçeği bulmak için mücadele vardır. Gıybet oluyor diye ilmî müzakere ve münakaşalardan sakınmak ilmin gelişmesine ve hakikatin ortaya çıkmasına engel olur. Ancak burada fikir sahibinin fikrine ve düşüncesine değil de şahsına hakaret olursa bu gıybetten çok “hakaret” demektir. Bunun günahı ayrıdır. Kimsenin kimseyi küçük görmesi ve hakaret etme hakkı yoktur. Herkes kendi sahasında, kendi mesleğinde ve kendi sanatında büyüktür. Bu sebeple büyüklük izafidir. Sanat ve meslek sahibi, ilim ve fikir sahibi her insan, inancı ve milliyeti ne olursa olsun saygı ve hürmete layıktır. Fikrini ve sanatını eleştirebilir ve o konudaki yanlışını ve eksiğini ortaya koyabilirsiniz. Eleştirmek geliştirmek içindir.


Aynı şekilde siyasi partileri ve o partinin fikir ve düşüncesini, iktidarda olan partinin ve idarecinin icraatını eleştirmek de gıybet değildir. Nitekim Hz. Ömer (ra) kendisini eleştirenlere müsamaha gösterir ve eleştiriyi kabul ederdi. Aynı şekilde adil yöneticiler eleştirilere değer veren ve kendisine çeki düzen veren ve yanlışını gören idarecilerdir. Eleştiriyi ancak dikta heveslileri ve diktatörler kabul etmezler. Bu sebeple etraflarına yağcıları ve meddahları toplar onlara değer verirler.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Halife Abdulhamid’i eleştirmiş ve icraatlarının yanlışlığını ortaya koymuştur. Yönetimine muhalefet etmiş ve istibdat uyguladığını ifade etmiştir. Halife ve Sultan diye “Ulul’-Emre itaat farzdır. Eleştirmek ihanettir” dememiştir. Bilakis hak ve hakikati ortaya koymuş, kendisini ikaz etmiş ve bunu da “Matbuat lisanı” ile Ceridelerdeki makaleleri ile umuma açık şekilde yapmış, doğruyu göstermiş ve “Cihadın en faziletlisi zalim sultana hak söz söylemektir. Gerçek alim de bunu söyleyendir” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 13; Nesâî, Bey’at 37; İbni Mâce, Fiten 20.) hadisini uygulamış ve “Emr-i Maruf ve Nehy-i Ani’l-Münker” görevini yapmıştır. Bu sebeple zindana ve hapislere mahkûm olmuş, idam edilmek üzere mahkemelerin huzuruna çıkarılmış, ama hak ve hakikati haykırmaktan asla vaz geçmemiştir.


İnsanların Şahsiyetlerini Rencide Eden Sözler Gıybettir

İnsan Allah’ın yarattığı en değerli mahluku ve yeryüzünde varlık ve birliğinin en mükemmel aynası ve kâinatın özü ve çekirdeği, kâinat kitabının ayet-i kübrasıdır. Her insan inansın inanmasın böyledir ve muhteremdir. Bu sebeple saygıya ve hürmete layıktır. İslamiyet insana değer verir. Allah insan için kâinatı yaratmıştır, insan için cenneti yaratmıştır. Varlık içinde insanı “Ahsen-i Takvimde” en güzel surette yaratmış ve insan için peygamber ve kitap göndermiş, onu imana ve cennete davet etmiştir.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri değil insanların hayvanların dahi şahsiyetlerini rencide etmez ve gıybetlerinin yapılmasını istemezdi. Nitekim Van’da Çoranavis köyünde Erek Dağında bir köpeğin kavurma küpüne kafasını sokarak küpü kırıp kaçmasını şikâyet eden ve köpeğe hakaret eden Molla Hamid’e “Köpeğin gıybetini yapma!” diye ikaz ederek, suçlunun kapıyı açık bırakıp aç olan köpeğin girmesine sebep olan kendisinin olduğunu ifade etmiş. “Ben onu affettim. Sen de gıybetini yapma” demiştir.


Meseleye hayvanın konumu ve zaafları açısından yaklaşan Bediüzzaman insana daha fazla değer verirdi. Yine Molla Hamid’in anlattığına göre, “Bediüzzaman gıybet edene ve yalan söyleyene çok hiddet ederdi ve katiyen kimsenin gıybetini yaptırmazdı” der. Bediüzzaman ehl-i dalaletin aldatmasıyla kendi aleyhinde vaaz veren bir hocayı kendisine şikâyet edene dahi “O benim kardeşimdir. Böyle bir şey söylemez. Sen yanlış anlamışsın!” diye ikaz ederdi.


Kastamonu talebelerinden Çaycı Emin ve Mehmet Feyzi anlatıyor: “Üstadımız ne kimseyi zemmeder ve ne de yanında gıybet ettirirdi. Bunlardan asla hoşlanmaz, kusur ve hataları örterdi. O derece hüsn-ü zanna maliktiler ki kendisi hakkında nâ-sezâ bir söz nakledilirse “Haşâ! Bu yalandır. Bu sözü söyledi dediğin zât bunu söylemez!” der ve sustururdu.


Bayram Yüksel ağabey anlatıyor: “Üstadımız asla gıybet ettirmezdi. Falan şöyle söyledi desek ‘Siz yanlış anlamışsınız, o benim ve Risale-i Nurun dostudur. Sen benimle onun arasını açacaksın’ derdi. Bazen ‘Falan Hoca Risale-i Nurun aleyhindedir’ diye mektup gelirdi. Üstad ‘O ehl-i ilimdir ve bize dosttur’ derdi. Daima hüsn-ü tevile çalışır ‘Biz hüsn-ü zanna memuruz’ derdi.


Bir gün Konya Nur Talebelerinden iki grup geldi ve Üstadımızı ziyaret ettiler. Bir grup diğer grubu şikâyet etti. Üstadımız onlara dedi ki: ‘Kardeşim, sizin hizmetinize ihtiyaç yoktur, aranızdaki tesanüte ihtiyaç vardır. Sizler ara-sıra mabeyninizde İhlas, Uhuvvet ve Hücumat-ı Sitte Risalelerini okumalısınız. Sizin şimdiye kadar fevkalade sebat, metanet, tesanüt ve ittifakınız bu memlekete medar-ı iftihar olacaktır’ dedi. (Yeni Asya, Biz Bize, 12.02.1993.)

16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör