• M. Ali KAYA

HAYAT NEDİR

Güncelleme tarihi: 8 Mar

M. Ali KAYA

Hayatın değerini “Adam” olan bilir. Adam olmak için Allah’a iman ve itaat şarttır. İtaatin delili ve en belirgin özelliği namaz kılmaktır. Her zaman “kaht-ı rical” olmuştur. Adam kıtlığından dolayı Romen Diyojen gündüz fenerle yola çıkmış, “Ne yapıyorsun?” diyenlere “Adam arıyorum” demiştir.


En iyi yatırım adama yapılan yatırımdır ve adam yetiştirmektir. Zira babası demiş “Evladım vali olabilirsin ama adam olamadın!” Adamlık insan olmak ve insanî değerleri yaşayabilmektir. O da iman, ibadet ve ahlaktır. İlim öğrenmek adam olmak içindir. Ama ne var ki insan; “okur yazar” “okur azar” ve “okur gezer.” Adam; okuyan, yazan, gezen ve bunu insanlığa faydalı olmak için yapandır. Zira insanlığın muallimi Peygamberimiz (asm) “İnsanların en hayırlısı insanlığa faydalı olandır” buyurmuştur.

Adam olmak aklını kullanmaktır. Aklını kullanan doğruluktan ayrılmaz, günahın büyüğünden ve küçüğünden kaçar. Allah’tan korkar günah işlemez, devletten uzak durur suç işlemez. Herkesin güvenini ve itimadını kazanır ve güvenilen, sevip sayılan bir insan olur. Bedenden çok ruha, akla ve ahlaka değer verir. Dine saygı duyar, Allah’tan korkar ve itaat eder. Hak ve adaletten ayrılmaz. Sabırlıdır, hakkı ve sabrı tavsiye eder.


Adam bedene verdiği değerden fazlasını ruhuna da verir. Maddi ve manevi temizlik ve güzelliği arar, bulduğu zaman sahip çıkar, yaşar ve yaşatır. İlme ve ahlaka önem verir. Faydalı olanı alır, zararlı olandan kaçar. O daima fazilet peşindedir.


Ne mâl iledir ne câh iledir / Beyim ululuk kemâl iledir” der, daima kemalat peşinde koşar. Bu sebeple iyi bir adam hiçbir zaman ölmez. Bedeni toprak altına girer; ama ruhu cennet bahçelerinde gezer, namı ve şöhreti de dünya durdukça durur ve insanlığa örnek olarak yaşamaya devam eder.


Bizler hayatı bir şekilde öğreniyoruz; ama hayatın anlamını bilmiyoruz ve çocuklarımıza öğretmiyoruz. Onlara ruhsuz, anlamsız kuru bilgiler veriyoruz. Kelimenin değeri anlamında olduğu gibi, hayatın da kıymeti anlamındadır ve yaratılış amacına hizmet etmesindedir. Ama biz hayatın değerini hayatımız bitmeye yaklaşınca öğreniyoruz.


Hayat çok kısadır. Kur’ân-ı Kerim “İnsan dünyada pek az bir zaman, bir gün veya bir günün az bir zamanı kadar kalır” (Mü’minun, 23:112-114.) buyurur. Biz bu kısa zamanda ebedi bir hayatın çekirdeği olan bu hayat çekirdeğini nemalandırmak için gerekli şartları hazırlamakla mükellefiz.


Çekirdeği çürütmemek lazım…


Hayat Nedir?

Bir düşünür “Hayatımızın yarısını anne-babalar, yarısını da çocuklarımız mahvediyor” der. Gerçekte hayat Allah’ın en değerli hediyesidir; onu mahveden biziz. Hayat insanın sahip olduğu en değerli şeydir. Tatlıdır, hiçbir şey hayat kadar tatlı değildir.


Hayat bir okuldur ve biz onun öğrenciyiz, ölüm gelene kadar bize bir şeyler öğretir. Hayat mutlu olanlar için çok kısa, dertliler için çok uzundur; çekilmezdir.


Peki hayatın amacı nedir?

İnsan bu dünyaya isteyerek gelmemiştir, isteyerek de gitmemektedir. Bir getiren ve götüren vardır; o da kâinatı yaratan Allah’tır. Zira insan kâinatın bütünü ile alakadardır. Tüm kâinatı yaratamayan bir kudret insanı yaratamaz. Kâinatı yaratıp ondan insanı seçen yüce Allah insana niçin yaratıldığını da insanlardan seçtiği elçileri ile haber vermiştir. Kâinatın ve varlıkların yaratılması yaratıcıyı yaptığı işleri, isim ve sıfatları ile tanıtmak, insanı da kâinata bakarak sanattan sanatkârı, kitaptan kâtibi, eserden ustaya intikal yoluyla tanımak için yaratmıştır. Bunu da “Ben cinleri ve insanları beni tanımaları ve bana itaat ve ibadet etmeleri için yarattım” (Zariyat, 51:56.) ayeti ile haber vermiştir.


Bir şeyin niçin yapıldığı önemlidir. Niçin yapıldığı bilinmezse nasıl olduğunun bir önemi yoktur. Allah insana pek çok kabiliyetler vermiştir. Dünya hayatının amacı bu kabiliyetleri geliştirmektir. Gençlerin okula gitmesi ve eğitim almasının amacı da budur.


Bediüzzaman “İnsan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki, o çekirdeğe Kudretten manevî ve ehemmiyetli cihazat ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş. Tâ ki, toprak altında çalışıp, tâ o dar alemden çıkıp, geniş olan hava alemine girip, Hâlık’ından istidat lisanıyla bir ağaç olmasını isteyi, kendine layık bir kemal bulsun. Eğer o çekirdek su-î mizacından dolayı, ona verilen cihazat-ı manevîyeyi, toprak altında bazı mevadd-ı muzırayı celbine sarf etse o dar yerde, kısa bir zamanda, faydasız tefessüh edip çürüyecektir” (Sözler, 23. Söz, s.513.) buyurur.


Şöyle devam eder: “İşte, aynen onun gibi, insanın mahiyetine, kudretten ehemmiyetli cihazât ve kaderden kıymetli programlar tevdî edilmiş. Eğer insan, şu dar âlem-i arzîde, hayat-ı dünyeviye toprağı altında, o cihazât-ı mâneviyesini nefsin hevesâtına sarf etse, bozulan çekirdek gibi, bir cüz’î telezzüz için, kısa bir ömürde, dar bir yerde ve sıkıntılı bir halde çürüyüp tefessüh ederek, mesuliyet-i mâneviyeyi bedbaht ruhuna yüklenecek, şu dünyadan göçüp gidecektir. Eğer o istidad çekirdeğini İslâmiyet suyu ile, imânın ziyâsıyla, ubûdiyet toprağı altında terbiye ederek evâmir-i Kur’âniyeyi imtisâl edip, cihazât-ı mâneviyesini hakiki gàyelerine tevcih etse, elbette âlem-i misâl ve berzahta dal ve budak verecek ve âlem-i âhiret ve Cennette hadsiz kemâlât ve nimetlere medâr olacak bir şecere-i bâkiyenin ve bir hakikat-i dâimenin cihazâtına câmi’ kıymettar bir çekirdek ve revnaktar bir makine ve bu şecere-i kâinatın mübârek ve münevver bir meyvesi olacaktır.


Evet, hakiki terakkî ise, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sâir kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususi bir vazife-i ubûdiyet ile meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakkî zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalb ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakkî değil, sukuttur.” (Sözler, 513.)


Dünya bir misafirhanedir; insan ise onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir. Hayat da iman ve ibadetle bir anlam kazanır. Bediüzzaman “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz” (Kastamonu Lahikası, s.105.) demektedir.

Ne mutlu hayatını imanla ve itaatla geçiren ve imanla kabre girip saadet-i ebediyeyi kazanana…


17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör