• M. Ali KAYA

HAYATIMIZA LAZIM OLAN KURALLAR

M. Ali KAYA

1. İnsanın vazifesi taallümle tekemmüldür. İlim amel etmek içindir.


2. Beşikten mezara ilim öğrenmek insanın en önemli vazifesidir.


3. Dinin amacı uhrevi saadettir; dünya saadeti de buna bağlıdır.


4. Din, ilim, ahlak ve hukuk hiçbir dünyevi meselenin aracı olamaz.


5. Bilgi sorumluluk getirir. Bilgili insan sorumluluk sahibidir.


6. Bediüzzaman’ın içtihatları bu zamanın temel ölçüleridir.


7. İnsanların bilgiden çok ilgiye ihtiyaçları vardır.


8. Bu zamanın alimi Bediüzzaman ve Risale-i Nurlardır. Risale-i nurlarda bir hüküm varsa bu esas alınır, diğer meseleler buna göre değerlendirilir. Geçmiş asırların içtihatlarıyla değil; zira o alimler o zamanın şartlarını nazara alarak hüküm vermişlerdir. Bu zaman ise o zamanlardan farklıdır. Hastalık değişirse ilaçlar da değişir.


9. Risale-i Nur ile imana ve Kur’an’a hizmet bu zamanın “Usulü’d-Din” prensipleridir. Bu hizmet yine Bediüzzaman’ın metodu, meslek ve meşrebi ile yapılır. Diğer meslek ve meşreplere göre yapılmaz. Yapılırsa bu İmana ve Kur’an’a hizmet olmaz. Dinsizlikle mücadele edilmiş olmaz, ancak onlara alet olunur.


10. Risale-i Nurun dili “Din dilidir.” İman hakikatleri ancak bu dille anlaşılabilir.


11. Risale-i Nurları kendi nefsimize okumalıyız. Sonra başkalarına da okuyabiliriz.


12. Risale-i Nur imani meseleleri lüzumu derecesinde izah etmiştir. Başka alimlerin izahlarına ihtiyaç yoktur. Onlarla izah edilecek olursa bu hakikatler anlaşılamaz.


13. Risale-i Nurları şerh ve izahı yine Risale-i Nurlarla olur. (Sözler-1254.)


14. İmana ve Kur’an’a hizmet için “Lahikalar” okunmalıdır. Dava adamı olmak için ise “Tarihçe-i Hayat” ve “Eski Said Dönemi Eserleri” okunmalıdır.


15. Hizmetlerin yürütülmesi “Meşveret” iledir. Meşveret ise ehil olanlarla yapılır.


16. Hakkında “Nass” (Metin-Hüküm) olan meseleler istişare konusu yapılamaz. Ancak meşveret uygulamak ve amel etmek içindir. Bediüzzaman “Tatbikat ve tercihattır ki meşverete ihtiyaç gösterir” demiştir.


17. Risale-i Nurun hakikat denizinde erimek gerekir. Kendi yanlışlarını bu havuzda eritmeyen enaniyetini güçlendirmiş ve Risale-i Nur hakikatlerini kendi fikrine alet etmiş olur. İhlas ise havuzda erimek, kendi fikirlerini (ırkçı, siyasi, tasavvufî ve medresevî düşüncelerini) terk ederek Risale-i nurun hakikatlerini benimsemekle olur.


18. Kur’an esas, Sünnet usuldür. Aynı şekilde Risale-i Nur esas Lahikalar usuldür. Peygambersiz İslam olmayacağı gibi Said Nursi olmadan Nurculuk ve İman Hizmeti olmaz. Başkalarına alet olur. Sünneti kabul etmeyen kendisini peygamber yerine ikame ettiği gibi, Said Nursi’yi kabul etmeyen de kendisini Üstad yerine ikame eder.


19. İman Davası bu davaya inanmayı gerektirir; şüphe ve tereddüt kaldırmaz. Şüphe ve tereddüde düşen hizmet edemez. Başka hizmet alanları arayışına girer ve başkaların aleti olur.


20. Risale-i Nur tarikat değil hakikattir. Risale-i Nurun eserleri birbirine tercih edilmez; her birinin kendi makamında rüçhaniyeti vardır. Siyasi ve İçtimai meseleler ve hizmet prensipleri hepsi Kur’an ve Sünnete dayanan bu zamana hitap eden hakikatlerdir.


21. Nur Talebesi gerçekten Risale-i Nur’a talebe olmak istiyorsa Bediüzzaman’ın hayatını, vefatından sonra da meslek ve meşrebini tavizsiz devam ettiren Zübeyir Gündüzalp ve Mehmet Kutluları örnek almalıdır. Diğerleri maalesef Risale-i Nurun meslek ve meşrebini takip etmeyerek siyasilerin ve başka mesleklerin aleti olmuşlar ve kendi cemaatlerini oluşturmuşlardır. Bu konuda da biz Bediüzzaman gibi olamayız ve onu taklit edemeyiz. Ancak Zübeyir Gündüzalp ve Mehmet Kutluları örnek alabiliriz.


22. Zübeyir Ağabey “Meşvereti” kurdu, Neşriyat hizmetlerini başlattı ve Nur Talebelerini Risale-i Nurun hakikatlerini Gazete-Kitap-Dergi ve bil-umum en modern neşir vasıtaları ile neşriyatın nasıl yapılacağını gösterdi. “Davasını ifade eden kazanır” dedi.


23. Bediüzzaman der ki: “Risale-i Nur dava değil dava içinde bürhandır.” Dava ise Peygamberimizin (asm) davası olan “İman ve Kur’an Davasıdır.” Risale-i Nur bu davanın hakkaniyetini ispat eden ve imanımızı kurtaran delillerdir. Bizim vazifemiz Risale-i Nurlar ile önce kendi imanımızı kurtarmak, sonra da başkalarının imanını kurtarmak için bu hakikatleri onlara ulaştırmak ve okutmakla onların da imanlarını kurtarmaya çalışmaktır.


24. İman davasının hassası ise “Hürriyettir.” Hürriyet siyasi ve hukuk bir kavramdır. Ancak Hürriyet imanın gereği ve Allah’ın insana en büyük ihsanıdır. İman davası ancak hürriyet içinde hürriyetle yayılır. İman Davasının dalları ise “Diyanet, Siyaset, Cihad ve Saltanat” gibi hayatın her yönünü kapsayan hakikatlerin tamamını içerir. Biri eksik olursa davayı ayakta tutan bir ayağı noksan olur. Bu da davaya zarar verir ve inkişafını önler. İman davası bütün bunların bütününden oluşur.


25. Amacımız imanlı, ahlaklı, faziletli vatanperver nesiller yetiştirmektir.


11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör