• M. Ali KAYA

İLİM ÖĞRENME ADABI

M. Ali KAYA

İstidat ve kabiliyet itibarıyla her şey ilme bağlıdır. İnsanın vazifesi taallümle tekemmüldür. İlim ve dua vasıtasıyla terakki ve tekâmül eder. Din demek, ilim, iman, ihlas ve amel demektir. Bütün bunlar ancak ilimle elde edilir. Yüce Allah peygamberlerini muallim olarak göndermiştir. İnsanlara öğretilmesi gerekenleri de vahiyle peygamberlerine bildirmiş, kitaplarını inzal etmiş ve insanların okuyarak öğrenmelerini emretmiştir.


Peygamberimiz (asm) “İlim tahsilinde vefat eden şehittir ve cennete girer” (İhya, 1:9; Ramuz, s.40.) buyurmuşlardır. Dinde en değerli ibadet ilim öğrenmektir. Bir saat ilim öğrenmek, ilim meclisinde bulunmak, bir sene nafile ibadetten daha faziletli ve Allah’a daha sevimlidir. İmam-ı Şafiî (ra) “İlim iki nevidir. Birincisi fıkıh, yani hukuk ilmi; bu din içindir. İkincisi, tıp ilmi, bu da beden içindir. Diğer bütün ilimler bu ikisinin ihtiyacını tamamlamak içindir” demiştir.


Ameller niyetlere göredir ve kul ne isterse Allah onu ona verir. Allah ilim talep edene ilim, mal talep edene mal verir. Dua, Allah’tan istemek demektir. Ancak istemek sadece dil ile olmaz, dilin isteğine beden de çalışarak, gayret ederek, sabrederek yardımcı olmalı, beraber istemelidir. Rızık isteyen çalışmalı, ilim isteyen okumalı, hidayet isteyen hidayetin sebepleri olan ulemaya gitmeli, şifa isteyen de doktora müracaat etmeli ve tavsiyelerini tutmalıdır. Allah gayretsiz, tembel ve uyuşuk olanlara, oyun ve eğlence peşinde koşanlara yardım etmez. Dua hem kavlî, hem de fiilî olmalıdır.

Hukema demişlerdir ki “En büyük rızık dua rızkıdır. Kime dua nimeti verilmiş ise istediği verilecektir.” Dua, gereğini yapmak için, ilim de amel etmek içindir. Amelsiz ilim, gayretsiz dua insana fayda vermez.


İmam-ı Azam (ra) der ki: “Ameller niyetlere göredir. Kim ilmi ahiret niyeti ve Allah rızası için öğrenirse faziletin em büyüğünü elde etmiş olur. Kim de ilmi sadece dünya için tahsil ederse onun ahirette nasibi olmaz. Ehl-i ilim mütevazii, ama iyi giyimli olmalıdır. İlmini güzel ahlakla ve vakarla korumalıdır. Ta ki insanlar onu hor görmesinler ve onlar gibi olmak için ilme rağbet etsinler.

İlim ancak Allah’ı tanımak, ahirete hazırlanmak, ahlakî meziyetler ve faziletlerle donanmak, peygamberin (asm) sünnetine uygun davranmak, emr-i maruf ve nehy-i ani’l-münkeri yapmak, hak sahiplerine haklarını vermek ve Allah’ın adını yüceltmek için öğrenilirse insana fayda verir. İlmin amacı Allah’ı tanımaktır. Allah’ı tanıyan ondan korkar. İlmin amacı da kişiye Allah korkusu, yani “haşyetullah” içindir.


İlimlerin şahı ve padişahı iman ilmidir. İnsanı Allah’a yaklaştıran ilim, Allah’ın isim ve sıfatlarını ve onların kâinatta ve insandaki tecellilerini bilip Allah’ı tanıtan ilimdir. Bu ilimle beraber yapılan tüm ameller, az da olsa insana fayda verirken, bu ilimden mahrum olanlara amel ve ibadeti fayda vermez. Bunun için ulema “Allah’ı tanıyan bir arifin arkasında kılınan iki rekât namaz, sair zamanlarda kıldığı namazdan bin kat daha faziletlidir” demişlerdir.


Allah katında makbul olan iman tahkika dayanan, aklın ikna ve kalbin tatmin edildiği imandır. Buna “tahkiki iman” denir. Yüce Allah Hz. İbrahim’in (as) yıldıza, aya ve güneşe bakarak “bunlar emir tahtında hareket eden varlıklardır. Bunları kim yaratmış ise benim Rabbim Odur” diye akla ve tahkika dayanarak Allah’ı bulduğu için ona “Halilim/Dostum” demiştir. (En’am, 6:71-76.) Yine İbrahim’in (asm) “Kalbim tatmin olsun” diye ölüleri nasıl dirilttiğini yüce Allah’a sormasını överek anlatır. (Bakara, 2:260.)


Bunun için İslam alimleri “Mukallidin imanı sahih ise de araştırmayı ve isbatı terk ettiği ve aklını kullanmadığı için kusurludur, eksiktir ve noksandır” demişlerdir.



78 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör