• M. Ali KAYA

İMAN VE AHLAK BUHRANI

M. Ali KAYA

Asrımız buhranlar ve problemler asrıdır. Bunun için herkes buhrandan söz etmektedir. Kimine göre bu buhran siyasi, kimine göre iktisadi, kimine göre bir eğitim problemi, kimine göre de sosyal bir problemdir.


İnsan bildiği ve inandığı şeye göre hareket eder. Bu sebeple insanlara kendi fikir ve inançlarını anlatma konusunda herkes büyük bir gayret içindedir. İnandığı şeyi herkesle paylaşmak ve herkesi kendi inancına ve bilgisinin doğruluğunu kabul etmeye zorlar. Bu konuda yanlış inanç ve düşünce sahipleri daha gayretlidir. Zira insana yön veren inanç haline gelen bilgidir. İnsanın düzelmesi doğru bilgi ve inançla, bozulması da yanlış bilgi ve inanç iledir. Doğru bilgi doğru inancı, yanlış bilgi yanlış inancı doğurur, bu da kişinin doğru ve yanlış davranması ile sonuçlanıyor. Bu sebeple yüce Allah insanlar bozulduğu zaman peygamberleri ve kitapları aracılığı ile insanların inancını düzeltmekle işe başlıyor. Sonra bu inanca bağlı ahlak ve hukuk kurallarını vazediyor.


İnsanın en önemli cevheri imandır. İman bir nurdur. İnsanın aklını, vicdanını ve ruhunu aydınlatan imandır. Bu sebeple Mehmet Akif “İmandır o cevherdir ki, ilâhî ne büyüktür / İmansız olan paslı yürek sinede yüktür” der.


**

İmanın meyvesi ibadet ve ahlaktır. İbadet Allah’a itaat demektir. Bu itaatin içinde hukuk ve ahlak vardır. İnsan hakları, anne-baba hakkı, akraba ve komşu hakkı gibi haklar, hürmet, merhamet, adalet, doğruluk, cömertlik, yardımseverlik, dostluk, tevazu gibi ahlakî faziletler imanla dünyevî faydaları yanında uhrevî meyveler verir. İmanlı bir insan dünyevi faydasını düşünerek ve sonuçta bir menfaat düşüncesi ile değil, ebedi hayatta kendisine Allah’ın rızasını ve cennet nimetlerini, ebedi saadeti kazandıracak olduğu için kötülüklerden kaçar, iyi ve salih ameller peşinde koşar. Bu durumda ameller hasbi ve ihlaslı olur.


Toplumun buhranlardan kurtuluşu fıtrî olarak imana yönelmesi iledir. “Falan parti, filan sistem gelirse mesele halledilir” fikri artık yıkılmıştır. Kendisini dindar gösteren ve bunun üzerinden demokrasiyi kullanarak iktidara gelenlerin yönetiminde toplum daha da bozulmakta ve gençler dinden daha uzaklaşmakta ve makam sahipleri mal ve mülk, makam ve mevki sevdasına düştükleri yaşanarak görülmektedir.


**

Mesele sistem, parti ve iktidar meselesi değildir. İtikat, iman, doğru bilgi, akıl ve ahlak meselesidir. Elbise ve makam insanı değiştirmez. Evin şöyle veya böyle olması da önemli değildir. Önemli olan elbisenin ve evin, makam ve mevkiin içinde olan insanın ruh, kalp, itikat ve iman, ilim ve irfan meselesidir. Mevlâna bu sebeple “Nice elbiseler gördüm içinde insan yok, nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok” demiştir.


İmanın zayıflaması ile dünyaya rağbet artar, ahiret unutulur. Egoizm, bencillik ve nefisperestlik ön plana çıkar. İman zayıfladıkça “enaniyet” büyür ve kalınlaşır. Fertler bozulması ile toplum bozulur, yine insanın düzelmesi ile toplum düzelir.


**

Yeryüzünde tüm boğuşmaların sebebi liderlik ve menfaat kavgasıdır. Atalarımız “Baş ol da soğan başı ol!” demişlerdir; ama alimlerimiz de “Bütün kötülükler hak etmeden ve layık olmadan baş olma sevdasına kapılmaktan kaynaklanır” demişlerdir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde insanlara “İşlerin başına layık olanları getirin!” emretmiştir.

İyi insanın yetişmesi ancak nefsin ıslahı ile olur. Nefsin ıslahı ise iman ve ibadetledir. Bir insan Allah’ın farzlarını yapar ve haramlarından kaçmaya azmederse ona nefis ve şeytan galip gelemez, ister istemez o insanın akıl ve vicdanına teslim olur. Bu sebeple nefsi ıslah etmenin yolu “Farzları yapmak ve haramlardan kaçmak” şeklindedir.


Farzlar yapılmadıkça ve haramlardan kaçılmadıkça yeryüzünde kötülükler eksik olmaz.


**

Dünyanın değişmesi insanın değişmesine bağlıdır. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekleyemezsiniz. Sonuçları değiştirmek için başlangıçları değiştirmek gerekir. Farzları yapıp haramlardan kaçarak nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.

Peygamberimiz (asm) “İnsan vücudunda bir et parçası vardır o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulduğunda bütün vücut bozulur. İyi bilin ki, o et parçası kalptir.” (Buhârî, İmân, 39; Müslim, Musâkât, 107.) buyurarak insanın düzelmeye kalbi düzelterek başlamak gerektiğini haber vermiştir.


İman kalbi ışıklandıran bir nurdur. Kalp nur ile aydınlanmazsa zulmet içinde kalır. Oraya her nevi kötülük dolar.


**

Siyasi ve içtimaî dertler avam kafası ile halledilmez. O iman, ilim ve tecrübe ile çözülür. Toplumu düzeltemezsiniz; ama fertleri düzeltmeniz mümkündür. Peygamberimiz (asm) “Siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz” buyurmaktadır.


Yüce Allah “Ey iman edenler! Siz, kendinizden sorumlusunuz. Eğer siz doğru yol üzerindeyseniz, sapan kimseler size zarar veremez. Dönüşünüz Allah'adır. Yaptığınız şeyleri size haber verecektir.” (Maide, 5:105.) buyurarak nefsimizden başlamamız gerektiğini, sorumluluğun nefse ait olduğunu haber verir. Bir başka ayette, “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez” (Ra’d, 13:11.) buyurarak toplumun da değişim istemesi halinde Allah’ın onları değiştireceği ifade edilmiştir. Toplumda böyle bir irade yoksa yüce Allah onları değiştirmez. Kendi hallerine bırakır onlar da birbirleri ile boğuşarak Allah’ın belasını üzerlerine çekerler.


Nitekim yüce Allah “Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder” (Şura, 42:30.) buyurarak musibet ve belaları insanların kendi elleri ile yaptıkları kötülükleri kendilerine çektiklerini ifade eder.


Bütün bunlardan kurtuluş çaresi ancak “İman hakikatleri ile imanımızı taklitten tahkika çıkarmak" ve bu imandan aldığımız güçle farzları yapıp haramlardan kaçmakla mümkün olacağını asrımızın alimi Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bize ders vermektedir.


Başka çaresi yoktur.

17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör