• M. Ali KAYA

İSLAMDA MÜZİK VE EĞLENCE

M. ALİ KAYA

İslâmiyet insan fıtratına hitap eden bir dindir. Fıtrîliği yaratıcının insana hitap etmesinden kaynaklanır. Zira yapan bilir, bilen konuşur. Bu sebeple insanın ihtiyacı olan eğlenceye de fıtratına uygun şekilde müsaade etmiştir. Bu husus maalesef yeterince bilinmiyor veyahut bilindiği halde tatbik edilmiyor. Takva ve züht adı altında her nevi eğlenceye ve oyunlara mesafe koymuş ve yasaklamışız. Bu konuda sistemli bir bilgiye sahip değiliz.” (İ. Cânan, Kütüb-ü Sitte, 12:131.)


Günümüzde;

1. Teknoloji hayatı kolaylaştırmış ve kadınlar evde boş kalmışlardır.


2. Eğlence ve oyun vasıtaları çoğalmıştır. Müzik ve eğlence vasıtaları her şeyimizin kuşatmıştır.


3. Müzik ve eğlence vasıtaları artmış ve fevkalâde ucuzlamıştır. Herkes elindeki cep telefonu ile her nevi oyun ve eğlenceyi kucağında bulmaktadır.


4. İnsanlar dinde daha lakayt hale gelmişlerdir. Dini her nevi eğlenceye ve oyuna karşı olan ve insanı bunlardan uzak tutan baskıcı ve sıkıcı buluyorlar. Dinden uzak durmalarının bir sebebi de bu olsa gerektir.


5. İnsanlar ve özellikle gençler sıkıntı ve üzüntülerini, yorgunluk ve streslerini gidermek için oyun ve eğlenceye yöneliyorlar. Zannediyorlar ki din bu konuda kendilerine yardımcı olmayacak.


6. Eğlence ve müzik toplumun vazgeçilmezidir. Ayrıca müstehcenlikle nefisleri kendilerine daha çok cezbediyor. Helal dairesi daha geniş olduğu ve insanın dinlenmesine ve eğlenmesine izin verdiğini bilmiyorlar.

Bu sebeple dinimizin bu konudaki hükümleri ve helal dairesindeki izin verdiği oyun ve eğlenceleri bilinse meşru ve helal dairede ahlakî şekilde oyun ve eğlenceleri takip edeceklerini bilir ve günahlardan ve ahlaksızlıktan da kendilerini kurtarmış olurlar.

Biz bu konu üzerinde duracağız.


Kur’ân-ı Kerimde Oyun ve Eğlence

Kur’ân-ı Kerim “Lu’b” kelimesi ile ifade ettiği oyun ve eğlenmeyi “Kur’an ve din ile eğlenme ve Peygamber ile dalga geçme” anlamında kullanmıştır. (Tevbe, 9:65.)


Dini ve ezan ile alay etme ve eğlenme (Maide, 5:57-58.) ve inkarcıların "din ile alay etme ve eğlenme” (En’am, 6:70; A’raf, 7:51.) anlamında kullanmıştır. “Bırak o kafirleri batıl düşüncelerinde oyalanıp dursunlar” (Meâric, 71:42.) ayeti onları kendi hallerine bırakmayı tavsiye eder.


Yine çoğunluğun insanı oyaladığını (Tekâsür, 102:1.) “Mal ve evlat çokluğunun da insanı Allah’ı zikretmekten oyalayıp alıkoyduğunu" ifade eder. (Münafıkûn, 63:9.) “Allah yolundan alı koymak için boş sözlerle, alay ve eğlence ile insanları yoldan saptırdığını, onlar için hor ve hakir edici azap vardır” (Lokman, 31:6.) denir.

Yüce Allah dünya hayatının aldatıcı olduğunu bildirdiği ayetlerde “Dünya hayatı ancak oyun ve eğlenceden ibarettir. Asıl hayat ahiret hayatıdır. Hiç akıl etmezler mi?” (En’am, 6:32.) “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Asıl hayat, ahiret hayatıdır; keşki bilseler.” (Anekebut, 29:64.) “Dünya hayatı oyun ve eğlence, süs ve ziynet ve övünmeden ibarettir. Mal ve evlada düşkünlüktür. Ekin gibidir. Önce büyür ve sizin hoşunuza gider, sonra kurur, çör-çöp ve saman olur. Böylece dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.” (Hadid, 57:20.) Bu sebeple “kaybettiklerinize üzülmeyin, verdiklerimize de şımarmayın!” (Hadid, 57: 23.) buyrulur.


Allah Dünyayı Boşuna Yaratmadı

Yüce Allah “Biz yeri ve göğü oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık” (Enbiya, 21:16.) “Biz yeri ve göğü, arasındaki her şeyi oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık, hak ve hakikatle yarattık” (Duhan, 44:38-39.) buyurur.

Yüce Allah insanı da iman etsin ve ibadet ile itaat edip kendi kabiliyetlerini geliştirsin de cennete layık olsun (Zariyat, 51:56.) diye yaratmıştır. Bu ibadetin başı imandır, namaz için de bir saat yeterlidir. (Sözler, 4. ve 21. Söz.) geri kalan 23 saati dünya hayatı için harcayacaktır.


Zira insanın yaratılışının amacı iman ve ibadet olmakla beraber dünyayı imar ve tamir gibi diğer bir hizmeti vardır. Bu hikmet olmazsa Allah kafirlere hayat hakkı tanımazdı.


Dünyanın ağır, sıkıcı ve yorucu işlerinden yorulan ve sıkılan insanın dinlenmesi için uyku her ne kadar bedenin dinlenmesi için bir vasıta ise de (Nebe, 78:9.) ruhunu, kalbini dinlendirecek ve duygularını tatmin edecek oyun ve eğlenceler de vardır. Ancak bu konuda teşvik edici bir emir Kur’ân-ı Kerimde yoktur. Ancak oyun ve eğlenceyi yasaklayan bir hüküm de söz konusu değildir.

Bununla beraber oyun ve eğlence gaflet vasıtalarıdır. Allah’ı zikir ve ibadetten alıkor. Ancak sadece oyun ve eğlence değil, mal ve evlat da ticaret ve çalışma da insana gaflet verir ve Allah’ı zikir ve ibadetten alıkor. Bu onların yasak olduğu anlamına gelmez, Kur’an da yasaklamamış, ama bunlarla meşguliyet sizi ibadet ve zikirden alıkoymasın diye dikkatlerimizi çekmekte ve ikaz etmektedir. Bu da onların yasak olduğu anlamına gelmez.

Evet, bizler Peygamberimizin (asm) buyurduğu gibi, “Oyun ve eğlenmek için yaratılmadık” ama; kalbin ve ruhun dinlenmesi ve duygularımızın zevk alması için eğlenceye de müziğe de oyuna da ihtiyaç vardır. Bizler yemek için yaratılmadık; ama yemeğe de ihtiyaç vardır.


Peygamberimiz (asm) “Allah’ı zikir amacı taşımayan her şey oyun ve eğlenceden ibarettir. Ancak dört şey bundan müstesnadır. Kişinin hanımı ile sohbeti, ok atması, atını terbiye etmesi ve yüzmeyi öğrenmesi haktandır.” (İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 12:131-135.) buyurmuşlardır. İnsanın çocukları ile oynaması ve çocuklaşması da meşru da meşru ve gerekli olan oyun ve eğlencelerdendir.

Peygamberimizin (asm) “çok gülmenin kalbi öldürmesi” ve “ağlamanın emredilmesi” bir emir olmayıp tavsiye niteliğindeki hadisleridir. (Fetevay-ı Hindiye, 5:352.) Mizahta bir beis, bir zarar olmadığı İslam alimlerince belirtilmiştir. (Feyzul’l-Kadir, 2:279.) Ancak mizahta doğruluktan ayrılmayanı Allah’ın muaheze etmeyeceği konusunda hadisler vardır. (Feyzu’l-Kadir, 2:279.) Yalan hiçbir zaman, hiçbir konuda caiz değildir. İnsanları güldürmek amacı ile yalan söylemek asla caiz değildir.


İmam-ı Şafii “Eğlence dindar ve mürüvvet sahibi kişilerin işi olamaz” demiştir; ama bu ifade avamı değil havas konumunda olan ulema içindir.


Oyun ve Eğlenceye Gelince

Paralı oyunların kumar olduğu ve bunun da haram olduğu kesindir. (Maide, 5:90.) Satranç dışındaki oyunların caiz olmadığı da alimlerin ittifakı vardır. Satranç da ibadete engel olur, düşmanlığa sebep olursa o zaman bilvesile günah olur.


Güvercin ve horoz dövüşü gibi hayvanları oyun ve eğlence vasıtası yapmayı Peygamberimiz (asm) yasaklamıştır. (Ebu Davud, Edeb, 57.) Ayrıca içkili ve müstehcen olan kadınlı erkekli karışık oyun ve eğlenceler de kesinlikle yasaktır. Bunların yasak olması içkinin ve tesettürsüzlüğün yasak olması ile alakalıdır. Bunda da ittifak vardır.


Spora Gelince

Atıcılık, binicilik ve yüzme sporları kumara alet edilmemesi ve bir kazanç aracı yapılmaması şartı ile câizdir. (Fetevây-ı Hindiye, 5:324.) Oyunlar ve eğlenceler meşruiyet hudutlarını aşmamalıdır. Bunlar da hile, aldatma ve gayr-i ahlâkî ve müstehcen olmama şartları vardır.


Meşru Eğlencelere Gelince

Merasimler caizdir. Doğum, sünnet, düğün, karşılama, uğurlama merasimleri caizdir. Bu sahabeler zamanında da vardı, sonrasında da var olmuştur, günümüzde de vardır ve bunda bir beis yoktur. Din bu konuda bir hüküm getirmemiştir. Düğünler zaten yemeklerle ve eğlencelerle güzelleşir.


Ziyafetler de içkili olmamak şartı ile caizdir. Hangi vesile ile verilirse verilsin bunda bir beis yoktur. Hatta akrabaların ve dostların bir araya gelmesi, sevgi ve muhabbete vesile olması yönü ile teşvik edilmiştir.


Müziği bir tedavi vasıtası olarak gören bir evladın torunları olarak yeterli delil ve gerekçe olmadan zamanla “fıska sebep olur” düşüncesi ile müziğin yasaklanmasını günümüze taşıyarak insanları müzikten mahrum edip tamamen gayr-i meşru işlere yöneltmek iyi bir bakış açısı değildir.


Müzik kulağa hoş gelen seslerdir. Müzik için islâmîdir, değildir diye genellemek ve tartışmak doğru değildir. “Allah güzeldir, güzeli sever.” (Müslim, İman, 147.) “Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1:379.) prensipleri ve hadisleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.


Müziği ruhun emrine vermenin yollarını aramak ve nefsani ve şehevani olmaktan çıkarmak gerekir.


Genel Kural:

Eşyada asl olan ibahadır” yani mübah olmasıdır. Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin (asm) sünneti bir konuda yasak getirmemişse o husus caizdir.

Yüce Allah yeryüzündeki her şeyi insanların hizmetine vermiş ve insanın hizmetine vermiştir. (Bakara, 2:29; Lokman, 31:20.) Dinimizde genişlik ve ruhsat vardır. (Kütüb-ü Sitte, 6:52.)


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu konuda şöyle der:

"Şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet, ulvî hüzünleri, Rabbânî aşkları îras eden sesler helâldir. Yetimâne hüzünleri, nefsânî şehevâtı tahrik eden sesler haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır." (İşaratu'l-İ'câz, s.106.)



30 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör