• M. Ali KAYA

İSRAF VE TUTUMLULUK

M. ALİ KAYA

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Yiyin için, israf etmeyin!” (A’raf, 7:31.) ferman eder. Bu ayet her konuda israfı yasakladığı gibi, “Harcama konusunda ne israf ne de cimrilik yapmayın, ikisi arasında bir yol tutun!” (Furkan, 25:67.) ayeti de mal ve para konusunda takip edilecek ölçüyü vermiştir.


Allah insana nimet olarak verdiği malların saçıp savrulmasına, boş yere, heva ve hevese uygun harcanmasına razı olmaz. “Elindekini saçıp savuranlar şüphesiz şeytanın arkadaşı olmuşlardır” (İsra, 17:27.) buyurarak israf edenlerin şeytanın tuzaklarına düşeceklerini haber vermiştir. Gerçekten de mallarını israf ederek bitirenler sonunda sefalet çukuruna düşerek ele güne muhtaç oldukları gibi, namus, şeref ve haysiyetlerini de yitirerek başkalarına kul ve köle olurlar. Bu ise şeytanın istediği şeydir.


Peygamberimiz (asm) ahir zamanda gelecek olan Deccal ve Süfyan’ın elinin delik olacağını, yani çok müsrif olacağını ve insanları israfa teşvik ederek kendi tuzağına düşürüp aldatacağını, dünyalarını ve ahiretlerini berbat edeceklerini haber verir.


Yüce Allah malın kazanılmasını, yani kendisinin yarattığı ham maddeleri işleyerek mamul madde haline getirilmesini ve insanlığa faydalı şekilde üretimin artırılmasını, böylece kişinin ve toplumun zenginleşmesini istemektedir. Zenginlik kaynakları Allah’ın yarattığı toprak, hava, su, güneş, yer altı madenleri, yer üstündeki hayvanlar, ormanlar ve bitkiler gibi zenginliklerdir. İnsan bunları işleyerek üretimi artırıp zenginleşmeli ve Allah’ın nimetlerinden istifade ederek Ona şükretmelidir.


“Nimetleri ve ekinleri yaratan Allah’tır. Meyvesinden yiyin, topladığınız gün onun zekatını da verin; ama israf etmeyin. Allah müsrifleri sevmez” (En’am, 6:141.) buyurur. Bu ayette emredilen zekât malın kırkta biridir. Bitkilerde ise bu her sene yeniden üretilen mal olduğu için onda birdir. Hayvanlarda ise her sene yeniden değil, önceki senelerden de kalan mallar, koyunlar, keçiler olduğu ve her sene bunların yavrularını da hesaba kattığınız zaman kırkta bir olur. Yüce Allah kendi rızası için dahi olsa malın fazlasının harcanmasını istemeyerek onda ve kırkta birinin verilmesini geri kalanının ise korunmasını istemektedir.


Mallar Allah’ın nimetidir. Bu sebeple hürmete ve korunmaya layıktır. Kur’an-ı Kerimde koyun, keçi, inek, manda ve deve gibi insanların emrine verilen hayvanlara “Nimetler” manasında “En’âm” denilmiş ve bu bir büyük sureye isim olmuştur. Bunu iyi anlamak gerekir. Allah’ın verdiği malların korunması bu bakımdan Allah’a şükür mesabesindedir. İsraf ise şükre zıttır. Bu husus Bediüzzaman Said Nursi’nin “İktisat ve Şükür Risalesinde” çok güzel bir şekilde izah edilmiştir. Peygamberimizin (asm) “Akar su kenarında da olsanız suyu israf etmeyiniz” (İbn-i Mâce, Tahâre, 48.) hadis-i şerifi bu konuda çok anlamlıdır.


Bu sebeple ekmeğe saygı göstermeyi Peygamberimiz (asm) emretmişlerdir. “Kim sofrada dökülen kırıntılardan yerse Allah ona rahmet nazarı ile bakar” (İbrahim Canan, İslam’da Çevre Sağlığı, s.127.) buyurmuşlardır. Ekmeğe saygı göstermek Allah’ın rahmetinin celbine vesile olduğu gibi berekete de sebeptir. Bu hadis-i şerif Allah’ın nimetlerine saygının önemini ifade eder. Nimetler içinde ekmekten misal verilmesi ise insanların her zaman ihtiyaç duyduğu ve her zaman gözü önünde nimet olarak bilindiği içindir. Yoksa bu saygı ve hürmet ekmeğe has değildir.


Ekmeğe saygı gerektiği gibi emeğe de saygı gösterilmelidir. Zira ham maddeyi mamul madde haline getiren insanın emeği ve çalışmasıdır. Bu sebeple çalışanın hakkını vermek ve emeğine saygı göstermek de o işin, nimetin bereketlenmesine ve Allah’ın rahmetine ve inayetine nail olunmasına sebeptir. İnsanların emeklerinin karşılığını vermeyen cimriler kazançlarının bereketini görmedikleri gibi, kazançları ve malları onların sıkıntılarını artırmaktan başka bir şey yapmaz. Bu da dikkat edilmesi gereken en önemli iktisadi bir prensiptir. Nitekim Peygamberimiz (asm) “İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz!” (İbn-i Mace, Ruhûn, 4.) ferman etmiştir. Bu emeğe saygının en önemli bir ölçüsüdür.


İslam israfı yasaklamış olduğu halde ne var ki israf yüzünden kendimizi fakirlikten ve sıkıntılardan kurtaramamaktayız. Bu konuda maalesef en üst mevkideki yöneticilerimiz bize iyi örnek olmamakta, halkı kendi tutumları ile israfa teşvik etmekte ve millet malını israf ile heder etmektedirler. Halbuki onların israfı kadar millet fakirlik çekmektedir. Hz. Ali (ra) “Zenginler fakirlerin açlığı kadar israf ederler” buyurur. Burada bir ince hakikat vardır. O da zenginlerin israfı fakirlerin hukukuna tecavüz olduğu hususudur. Evet aşağı kattakiler suyu israf ettikleri ve üst katlara suyun çıkmaması durumunda üst kattakilerin hakkına tecavüz ettikleri gibi zenginler de israf ile fakirlerin hukukunu çiğnemiş ve vebal altına girmiş olurlar.


İstanbul Fırıncılar Odası Başkanı Mustafa Özaydın diyor ki: “Türkiye’de günlük 91 milyon ekmek yapılmaktadır. Maalesef bunun 12 milyonu israf edilmektedir. Sadece İstanbul’da 700 bin ekmek çöpe atılmaktadır. Bir günlük ekmek israfının karşılığı 35 milyar lira. Bir yıllık israf ise 1 trilyon 280 milyar liraya ulaşmaktadır. Sadece İstanbul’da 2 milyar 100 milyon lira israf ediliyor. (Yeni Asya, 6.12.1993. Bu rakamlar TL’den 6 sıfır atılmadan önceki rakamlardır.)


İsrafın neticesi çevreye yansımaktadır. İmanla ve kanaatle doymayan göz ve gönülleri sınırlı dünya imkanları ile doyurmak mümkün değildir. Tuzlu su içtikçe susuzluğu artan bir insan gibi, hırs ve israf ile ekonomi ve çevre kirliliği maalesef hastalıkları ve felaketleri artırmaya devam edecektir.


Tutumluluk Eğitimi

Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) abdest alırken Peygamberimiz (asm) yanına uğradı. Suyu çok kullandığını görünce “Bu ne israf!” buyurdular. Hz. Sa’d “Abdestte de israf olur mu?” deyince Peygamberimiz (asm) “Evet ya Sa’d! Akmakta olan bir nehir kıyısında abdest alsan da…” (İbn-i Mâce, Tahâre, 48.) buyurdular.


Bu ikaz bir tutumluluk eğitimi idi…


Evet, bizler cimri değil, ama tutumlu olmalıyız. İnsan eşyanın esiri olmamalıdır. Zira Allah eşyayı insana hizmet etsin ihtiyacını gidersin diye yaratmış ve insanın emrine vermiştir. İnsanı eşyaya hizmet etsin, onun esiri olsun için yaratmamıştır. Herkes kendisinden üstün olana hizmet etmekle şeref duyar. Kendisinden daha aşağı mertebede olana hizmet etmesi onun şerefine ve izzetine bir züldür. İnsan en üstün varlıktır. Bu sebeple kendisinden üstün olan Allah’a hizmet etmekle şerefli hale gelebilir. Aksi taktirde hizmetçisine hizmet eden bir efendi durumuna sukût etmiş olur.


Bu sebeple insan eşyanın esiri olmamalıdır. İsrafa kaçmadan Allah’ın nimetlerine değer vererek, verenin rızasını arayarak ve nankörlük etmeden nimetlere şükrederek eşyayı hizmetinde kullanacaktır. Bu durum eski eserlerin değerlendirilmesinde de atık maddelerin değerlendirilmesinde de böyledir.


Allah’ın insana verdiği en değerli nimetler hava, su, elektrik ve ısı enerjileridir. Bunları yerli yerinde ve ihtiyacı kadar kullanarak tüm insanları istifade edeceği şekilde istimal etmesi gerekir. Zira bu nimetlerden istifade etmede her insanın hakkı vardır.

16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör