• M. Ali KAYA

İDEAL SAHİBİ OLMAK

Güncelleme tarihi: 8 Mar

M. ALİ KAYA

Varlık aleminde her şeyin bir amacı vardır. Her şey bir amaca, hatta birçok amaca, gayeye ve faydaya hizmet eder. Bildiğimiz faydalardan istifade ederek hayatımızı kolaylaştırmaktayız. Bilmediğimiz pek çok fayda ve maslahatlar da vardır ki bir buna “hikmet” diyoruz. Yüce Allah her şeyi yüzlerce hikmet ve faydalar için yaratmıştır.


İslam bilginlerinin varlıklar üzerinde yaptıkları incelemeler sonunda her şeyin yüzlerce hikmet ve faydasını görmüşler “Gözünü aç, bak, her tarafa çevir incele hiçbir şeyi gayesiz nizamsız ve intizamsız görebilir misiniz? Hiçbir yerde bir boşluk, bir eksiklik ve noksanlık var mıdır? Sonra gözün yorulacak da hiçbir yerde ve hiçbir şeyde eksiklik ve noksanlık bulamayacak hor ve hakir olarak sana dönecektir.” (Mülk, 67:4-5.) ayetinden yola çıkarak “Mümkünatta, imkân dairesinde daha mükemmeli olamaz” demişlerdir.

Peki insanı amacı nedir? Ne olmalıdır?

İnsanın yüksek amaçlar ve hedefler peşinde koşmasına “Uluvv-ü himmet” denir. Peygamberimiz (asm) “Uluvv-ü himmet imandandır” buyurmuşlardır. İnsanın insanlığa faydalı olacak ve Allah rızasını kazanacak yüksek hedefler ve amaçlar edinmesine İslamiyet “İyi niyet ve ihlas sahibi olmak” demektedir. Peygamberimiz (asm) “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1, Îmân 41.) “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” (Camiu’s-Sağir, 4:3810.) hadislerinin ifade ettiği manalar bizi uluvv-ü himmet sahibi olmaya ve yüce hedefler ve amaçlar peşinde koşmaya davet etmektedir. İhlas ise bu konuda samimi olmak ve himmetini ve gayretini Allah rızası için kullanmaktır.


İnsan amacı kadar değerlidir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir. Kimin himmeti yalnız nefsi ise o insan değil. Çünkü insanın fıtratı medenidir. Ebna-yı cinsini mülahazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir” (Hutbe-i Şamiye, s. 151-152.) buyurarak bir insanın vatanı ve ülkesi için çalışması onu bütün vatandaşlar kadar değerli kıldığını ifade etmektedir. İnsanın bir gayesi ve hedefi yoksa ve bu amaca ulaşmak için gayreti de yoksa bu durumda kendisini amaca ulaşmış birisi olarak görür, bencillik ve enaniyet çoğalır, başkalarını hafife almaya başlar, kibir ve gurura kapılır. Bediüzzaman “Gaye-i hayal olmazsa, nisyan veya tenasi edilse ezhan enelere döner etrafında gezerler” demiştir. Evet insan amacını unutur veya ona unutturulursa artık kendisini olmuş, yetişmiş, olgunlaşmış görür enaniyet ve benlikle başkalarına hor bakmaya başlar. Bu durum ise terakkiyi baltaladığı gibi tedenni ve sukuta sebep olur.

İnsanın insanlığı ve diğer canlılardan farkı yüksek amaçlar peşinde koşmasıdır. Bir hedefe ulaşınca daha uzak bir hedef seçmeli ve onu kazanmaya çalışmalıdır. Böylece “Perdenin ardı perde, perdenin ardı perde / Her perde açıldıkça hedef daha ilerde” diyen şairin dediği gibi ulaşılan her hedef, daha ileri hedeflere ulaşmanın basamağı olmalıdır. Böylece terakki ve gelişme devamlı olur. Peygamberimizin (asm) “Beşikten mezara kadar ilim öğrenin” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 1:542-3.) hadisinde gösterilen hedef budur.


İnsanı yüksek amaç ve hedeflere ulaştıran en müessir vasıta onun düşünceleridir. “Düşünüyorum, o halde varım” diyen Descartes insanın düşünceden ibaret olduğunu, nasıl düşünüyorsa o adamın öyle olduğunun ifadesidir. Zübeyir Gündüzalp “İnsan nasıl düşünüyorsa öyledir; başka nasıl olabilir ki?!” demektedir.


Hayat ancak bir amacı ve hedefi olana değerli gelir. “Yüksek gaye, ebedî ve canlı bir maksat…” insanı canlandırır, şevklendirir ve daima yükseltir. Hayata olumlu bakmasına, canlı ve heyecanlı olmasına sebep olur. Hayatına lezzet ve saadet katar. Büyük hedefi olan insanın hiç ölmeyecekmiş gibi çalışması gerekir.


Peygamberimiz (asm) “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” (Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, 1:393.) buyurmuşlardır. İnsanlığa faydalı hizmetler içinde en değerlisi ise insanların imanına hizmet etmek, ahiret saadetine, cehennemden kurtulup ebedi saadeti elde etmesine hizmet etmektir.


Bediüzzaman bunu şöyle ifade eder:


“Biliniz ki, mevcudat içinde en kıymettar, hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettar, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılâp etmesi için sa'y etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde ve menşe cihetindedir. Yoksa, hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek, ânî bir şimşeği sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.” (Tarihçe-i Hayat, s.261.)


Kâinatta en yüksek hakikat imandır. Hizmetler içinde en değerli hizmet de imana hizmettir. İman davaı Peygamberimizin (asm) davasıdır ve sahabe mesleğidir. Sahabeler “İman Davası” ile dünyaya meydan okudular ve elli sene içinde dünyanın en büyük impartorluklarına diz çöktürdüler ve üç kıtaya hükmettiler.


Bu davanın bu helaket ve felaket asrındaki sahibi Bediüzzaman Said Nursi’dir. Bunun delili Risale-i Nurlardır. Şahidi de Risale-i Nurları okuyarak imanlarını tehlikelerden kurtaran ve okuyanlarının imanlarına güç veren, taklidî olan imanı tahkika yükselten miliyonlardır. Bediüzzaman bu dava için şöyle der: “Hakikat-i Kur’âniyeye ve hakaik-i imaniyeye tesirli bir surette çalışan Nur talebelerine “tarikatçi” ve “siyasî cemiyetçi” namını vererek aleyhimize sevk etmek istiyorlar. Biz, hem onlara, hem onları aleyhimizde dinleyenlere, Denizli mahkeme-i âdilesinde dediğimiz gibi deriz: “Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun. Dünyayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan başlar, zındıkaya teslim-i silâh etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşaallah!” (Lem’alar, 26. Lem’a, s.261.)


Gaye ve amacı için çalışan ve gayret edenlere Milli Şairimiz Mehmet Akif şöyle seslenir:

“Yerleri yırtan sel olup taşmalı,

Dağ demeyip taş demeyip aşmalı,

Sendeki coşkunluğa el şaşmalı,

Haydi git evladım uğrular ola…”


İnsan hayatının dörtte biri ne yapacağını bilmeden öğrenmek için geçer. Dörtte biri de kudretimiz tükendikten sonra geçer. Ne yaparsa insan gençliğinde ve olgunluk döneminde yapar ki bu da 20 ile 60 yaş arasıdır. A. Einstein “Bir ülkenin geleceği o ülke gençliğinin göreceği eğitime bağlıdır” demiştir. Descartes de “Akıllı olmak önemli değil, aklı yerinde kullanmak önemlidir” der. Avrupa ve Amerika’yı ileri ülkeler seviyesine çıkaran kafasını iyi çalıştıran ve sayıları yüzü aşmayan ilim ve fen adamları ve akıllı filozoflardır. Bunlardan birisi Descartes birisi de Newton’dur.


Batı filozoflarının ve ilim adamlarının gençliğe öğrettiği temel argümanlar şunlardır:

1. Hedefini belirle,

2. Planlı çalış,

3. Zamanı iyi kullan.


Evet, hayat birçok fırsatlar ve imkanlarla doludur. Değerlendirebilenler için zaman en büyük sermayedir. Gençliğini değerlendirenler ise geleceği yakalayanlardır. Zaman, hayat, akıl ve ilim hazinedir. Kullanmadığınız hazinenin ise size hiçbir faydası yoktur. İşi kendisini geri bırakanı soyu ve sopu ilerletemez.


Çaresizseniz çare siz siniz…

Ümitsizseniz ümit siz siniz…

13 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör