• M. Ali KAYA

İLM-İ MÜNAZARA VE ADAB-I MÜNAKAŞA

Güncelleme tarihi: 5 Mar

M. Ali KAYA


“İmanî meselelerin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir.” (Bediüzzaman)

“Nizalaşmayınız. Dağılırsınız, gücünüz gider.” (Enfal, 46)


“Kim haklı olduğu halde münakaşadan çekilirse, Allah ona cennete bir ev bina eder.” (Hadis)

“Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğüt ile davet et.” (Neml,125)


Tarihçesi

Cedel, latince “dialectica” anlamındadır. “Dialectica=dia+legein” sözcüklerinden müteşekkildir. Dil, nutuk, karşılıklı konuşma ve istidlal sanatı anlamındadır.


Prensibi, muhatabı çelişkiye düşürüp reddetmektir. Dialectiğin mucidi filozof Elalı Zenon’dur. (v-MÖ 430) Bunu Perminades (öl-MÖ 470)e karşı kullanmıştır.


Cedel ilmine İslam dünyasında “İlm-i Adab ve’l-Münazara” denir.


Cedel (Ar.) Delile karşı delille cevap ve kavga yaparcasına mücadele ederek bir fikri savunmaktır. Mücadele “Cedel’den türemiştir. Karşılık tartışmadır. Anlamı, “Düşünceye sevk edici konuşma” demektir.


Amacı

Filozoflar dialectiği gerçek bilginin elde edilebilmesi için birinci metot olarak kullanmışlar ve öyle de görmüşlerdir. Şöyle demişler: “Tearuz-u fikir ve tehalüf-ü ukulden barika-i hakikat tamamıyla tezahür eder.” “Müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğar.”


Zararı

Bir çeşit müşavere olarak kabul edilen münazara, olgunluk ve kemal istikametinde insanı yüceltirken, tartışmada üstün gelme arzusu ile hareket eden cedelcinin haset, kin, gıybet, dedi kodu gibi kötü huylara sahip olmasına da yol açar.

Cedel ayrıca ihlas sırrını da kırar.


Peygamberimiz (asm) “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacaklar. Bunlardan kurtulacak olanlar, bizim yolumuzda olanlar, ashabım, Allah’ın dini üzerinde cidal ve münakaşaya girmeyenler ve herhangi bir günah sebebiyle ehl-i tevhidi tekfir etmeyenlerdir” buyurarak, din konusunda münakaşayı yasaklamıştır. (Hadisçiler ve Kelamcılar Arası Münakaşalar, T. Koçyiğit, Ank. Diyanet Yayınları, s.225.)


Usul ve adabı

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu konuda şöyle der:

Mesail-i imaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. Dakik mesail-i imaniyeyi, mizansız mücadele suretinde cemaat içinde bahsetmek caiz değildir. Mizansız mücadele olduğundan tiryak iken zehir olur. Diyenlere – dinleyenlere zararlıdır. Belki böyle mesail-i imaniyenin itidal-i demle, insafla, bir müdavele-i efkâr tarzında bahsi caizdir.” (Mektubat, 12. Mektup) “Bu çeşit mesaili münakaşa etmenin birinci şartı, insaf ile Hakk’ı bulmak niyeti ile, inatsız bir surette ehil olanların mabeyninde, su-i telakkiye sebep olmadan müzakeresi caiz olabilir.

O müzakere Hak olduğuna delil şudur ki, eğer hak muarızın elinde zahir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun. Çünkü bilmediği şeyi öğrendir. Eğer kendi elide zahir olsa, fazla bir şey öğrenemezdi, belki gurura düşme ihtimali var.” (28. Mektup, 2. Mesele)


Fenn-i Adab ve İlm-i Münazara’nın uleması mabeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu: “Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup, kendi hak çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa insafsızdır. Hem de zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit o münazarada bilmediği bir şeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa zararsız bilmediği bir meseleyi öğrenip, menfaattar olur; nefsin gururundan kurtulur.


Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmın elinde hakkı görse yine rıza ile kabul edip, taraftar çıkar, memnun olur. İşte bu düstura ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlası kazanırlar. Ve bu feci sükût ve musibet-i hazıradan rahmet-i ilahiye ile kurtulurlar.” (Lem’alar, İhlas Risalesi, s. 148.)


Yine Bediüzzaman: “Haklı adam insaflı olur; bir dirhem hakkını, istirahat-ı umumiyenin yüz dirhem menfaatine feda eder. Haksız ise ekseriyetle enaniyetli olur, feda etmez, gürültü çoğalır” (Şualar, 290.) diyerek Peygamberimizin (asm) “Haklı olduğu halde kim münakaşadan çekilirse, Allah ona cennette bir ev bina eder” hadisine açıklık getiriyor, izah ediyor. Lüzumsuz münakaşanın zararlı olduğunu izah ederken de: “Haklı olsa, haksız olsa münakaşa eden haksızdır. Bir dirhem hakkı varsa, bin dirhem bize zarar dokunabilir” (Şualar, 296.) der. “Münakaşa ve münazara mesail-i diniyede damarlara dokunacak tarafgirane mübahese etmemek lazımdır” (Emirdağ Lahikası, 1:267) der.


Kuralları

1- Engelleme: Delil isteyerek reddetme.

2- Delili bozma: Muarızın delilini çürütme.

3- İddiacıya karşı koyma: Kendi görüşünü ispat etme.


Adabı

1- Sözü aşırı derecede uzatmamalı.

2- Saded harici çıkmamalı.

3- Gülme, çırpınma, kızma, sesi yükseltme, münazara adabına uymaz.

4- Muhatabın sözünü kesmemeli.

5-Alaycı, kinci, kibirli kimselerle münazara etmemeli. Muhataba gayet nazik davranmalı ve onu küçültmemeli.

6- Kural ve adaba uygun davranmayanla münazara ve münakaşaya girmemelidir.


Münazaranın prensipleri

1- Kesin delil ve gerçek bilgiye dayanmalı.

2- Peşin hükümlerden sıyrılarak getirilen delilleri kabul etmelidir.

3- Delil getirdikten sonra münazarayı kesmelidir.

4- Tartışmayı uygun zeminde yapmalıdır.

Yüce Allah buyurdu: “Allah’ın ayetlerini alaya aldıkları zaman onlarla oturmaya devam ederseniz, siz de onlar gibi olursunuz.” (Nisa Suresi, 140.)

5- Muhataba gayet nazik davranmalıdır. Yüce Allah Musa (as) ve Harun’a (as) Firavuna gayet nazik davranmayı emir buyurmuştur.

“Ona yumuşak söz söyle, umulur ki düşünür, öğüt alır ve Allah’tan korkar.” (Taha, 44.)

6- Manevi şartlara uymalıdır.


Kur’an’i tefekkür

“En sağlam metot Kur’an’î metottur. En başarılı ve

Resulullah’ın (asm) takip ettiği metot budur.”


Müslümanların ilk öğrenmesi gereken bilgiler Kur’ani bilgilerdir.

Yüce Allah buyurdu: “Biz gerçekten Kur’an’da insanlar için her şeyden bir misal getirdik. Olur ki düşünüp öğüt alırlar.” (Zümer, 27.) “Onlar Kur’an’ı düşünmezler mi? Yoksa kalplerinde kilitleri mi vardır?” (Muhammed, 24.) “And olsun ki biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almaları için kolaylaştırdık; fakat düşünen var mı?” (Kamer, 17.)

Peygamberimiz (asm) buyurdu: “Kur’an’ı Kerim’i okuyunuz ve sırlarını araştırınız.” (Hadis)


İbn. Teymiye der ki: “Hakikate ulaştıran en kısa yol ve en doğru yol KUR’AN yoludur.

Evet, Kur’an-ı Kerim’in kendine has bir tefekkür be düşünce sistemi vardır. Felsefe gibi günübirlik değişen değil. İnsan fıtratına uygun ve devamlıdır. Çünkü ilahidir.”


Cedelin Yasak Olması

Yüce Allah mü’minlere: “Nizalaşmayınız, sonra gücünüz gider, dağılırsınız” (Enfal, 46.) buyurarak nizalaşmayı yasaklarken, Hıristiyanların cedel yüzünden yoldan çıktıklarını da beyan ediyor. Şöyle buyurur:


“Ey Resulüm! Gerçeği anlatmak için değil, sırf cedel olsun diye. “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa Meryem oğlu İsa mı?” diye misal verdiler. Doğrusu onlar çok mücadelecidirler.” (Zuhruf, 57.)


“Ey Resulüm! Hıristiyan ve Yahudiler seninle mücadeleye kalkışırlarsa onlara şöyle de: “Ben bana tabi olanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim. Kendilerine kitap verilenlerle müşriklere söyle: Siz de Allah’a teslim olup İslam’ı kabul ettiniz mi?” İslam’a girerlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse senin üzerine düşen tebliğ etmektir. Allah kullarının halini görür.” (Al-i İmran, 20.)


Peygamberimiz (asm) bu hususta şöyle buyurdular: “Doğru yola dirildikten sonra mücadeleye sarılmadıkça hiçbir kavim sapmaz.” (İbn-i Mace) “Allah’ın öfkesini en çok celbeden kişi mücadelede direnen kimsedir.” (Müslim, İlim) “Kim haklı olduğu halde mücadeleden vazgeçerse Allah ona cennette bir köşk bina eder.” (Ebu Davut)


Selefin bu konudaki görüşü de şudur: “Allah bir toplum içinde kötülük diktiği zaman, onların aralarına cedel hastalığı sokar. İlmi onlardan çekip alır. Cedel, sizi kaçınılması gereken şeylere yaklaştırır, doğrudan da uzaklaştırır.” (Hatip el-Bağdadi)


Konumuzu Hz. Enes’in (ra) rivayet ettiği bir hadis-i şerifle bağlayalım:

“Din üzerinde münakaşa yapıyorduk ki, Hz. Peygamber (asm) geldi. Bizi münakaşa eder vaziyette görünce öfkelendi ve şöyle buyurdu:


Ey Ümmet-i Muhammed! Nefsinizi bu derece ateşlemeyin! Bununla mı emr olundunuz? Bundan nehy edilmediniz mi? Sizden evvelkiler de bundan helak olmadılar mı?


Hayrı az olduğu için münakaşayı terk ediniz!

Münazarayı terk ediniz! Zira münakaşa kardeşler arasına düşmanlık sokar. Münakaşayı terk ediniz! Zira o zihinlerde şüphe meydana getirir, amelleri yok eder.

Münakaşayı terk ediniz! Zira mü’min münakaşa yapmaz. Münakaşa yapanın hasareti tamdır.


Münakaşayı terk ediniz, zira o kişiye günah olarak yeter. Münakaşayı terk ediniz, zira o Rabbimin putlara tapmak ve şarap içmekten sonra beni nehy ettiği şeydir.


Münakaşayı terk ediniz! Zira şeytan sizin ibadeti terk edeceğinizden me’yus; ama aranıza fitne fesat sokmaktan me’muldur. (Hadislerle, Kelamcılar Arasındaki Münakaşalar, T. Koçyiğit, s. 226)


Netice

İslam alimleri münazara ve münakaşa esaslarını formüle etmişlerdir. İlim tahsilinde hangi metotların kullanılacağını, kullanılması gerektiğini açıkça ortaya koyarak tatbik etmişlerdir.


Münazara bir tür müşavere yerinde kullanılmıştır. Münakaşa ise çoğunlukla caiz görülmemiştir. Hatta İmam-ı Azam oğlu Hammad’ı münakaşadan nehy etmiştir. Oğlunun “Babacığım sen kendin münazaralara giriyorsun” dediği zaman şöyle cevap vermiştir:


“Ben münazarada muhatabımın yanlış bir şey söyleyip günaha girmesinden titriyorum. Hakkı karşımdakinin sözüyle ilan etmesini istiyorum. Halbuki sen haklı çıkmak için muhatabının fenalığını istiyorsun.


İmam-ı Şafi de: “Hiçbir münazaraya girmedim ki Yüce Allah’ın hakkı muhatabıma nasip etmesini dilemeyeyim” demiştir.


İmam-ı Gazali de: “Dinde mücadele yoktur, mücahede vardır. Mücahedenin en önemlisi de nefisle cihaddır” buyurur.


“Allah’ım bize Hakkı Hak olarak göster ve ona uymayı nasib et. Batılı batıl olarak göster ondan sakınmayı nasib et!" Amin!”

19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör