• M. Ali KAYA

İRADE TERBİYESİ

Güncelleme tarihi: 5 Mar

M. Ali KAYA

Tembellikle Mücadele

Bütün başarısızlıklarımızın sebebi isteksizlik ve irade zafiyetidir. Çaba ve gayret göstermeden, özelikle süreklilik ve devamlılık gerektiren meşguliyetlerden bıkkınlık ve usanç duyarız. Rahata düşkünlüğümüz, tembelliğimiz, tenperverliğimiz “yer çekimi kanunu” gibi nefsanidir. Nefis rahatlığa düşkündür. Bunun için bir şeyi kolay elde edebiliyorsa onun için çaba sarf etmeyi asla istemez. Hırsızlığın sebebi budur.


Kararlı bir iradenin karşısında ancak devamlı bir güç durabilir. Alışkanlıklarımız ise tabiatı gereği geçicidir. Takıntılarımız ise düzenli bir çabanın yerini tutmaz, irademizle bunlardan kurtulabiliriz. Ancak hantallık, rehavet, tembellik ve aymazlık süreklilik arz eder. Bunlarla düzenli mücadele etmezsek başarılı olamayız, mağlup oluruz. Bu sebeple düzenli, kararlı ve devamlı mücadele etmemiz gerekir ve irade bunun için vardır.


İnsan hayatında düzenli ve uzun soluklu zorlama ancak ihtiyaç anında ortaya çıkar. İhtiyaç ve mecburiyet insanı bunu aşmaya zorlar; zira başka seçenek yoktur. Ama böyle bir ihtiyaç yoksa insan kendisini zorlamaz ve tembelliğe atar. Düzenli çalışmaya zorlanan bir çocuk isteksizdir. Arkadaşlarından daha fazla çalışmak isteyen bir köylü ve bir işçiyi de bulamazsınız. Spencer “Birçok insan aklını en az bir şekilde kullanarak ömrünü geçirir” der. Öğrencilik hayatımıza bakalım. Öğrencilerden kaçı çalışkandır. Nerede ise bütün öğrenciler en az çalışma ile sınıflarını geçmek isterler. Hatta çalışmadan geçtikleri bir sınavı büyük bir başarı gibi anlatırlar. Okudukları kitaplardaki bilgileri düşünerek üzerinde yorum yapmak yerine düşünmeden ve anlamaya çalışmadan ezberlemek daha kolay görünür ve öğrenciler bu sebeple düşünme ve muhakeme yapmaya ihtiyaç duymazlar.

Üniversiteye giren öğrencilerin hedefinde itibarlı olması gerekmeyen, sabit maaşlı, geleceği olmayan üzerinde yaşlanacağı bir devlet dairesi koltuğudur. Bütün hayali emekliliğinde bir ev ve araba sahibi olup rahat, kafasını dinleyeceği ve hiçbir şeyle meşgul olmayacağı bir hayatı hedeflemektir. Allah’ın kendisine verdiği yetenekleri kullanmak ve geliştirmek için hiçbir çaba harcamasın, beynini yormasın ve devlet garantisinde rutin bir hayatı olsun. İşini garantiye alma duygusu onu harekete geçmekten alıkor. Böylece bütün kabiliyetlerini köreltir.


Gençlerimizde en çok rastlanan zaaf uyuşukluk ve “canım istemiyor” durumudur. Saatlerce uyumayı sever, uyuşuk şekilde uyanır, halsizlikten ve yorgunluktan kurtulamaz. Hiçbir şeye karşı ilgi duymaz. Her şeyi yavaş ve neşesiz yapar. Yaptığı işinde şevk ve heyecan duymaz. Hareketlerinde itina göstermez, dikkatsizdir. İsteksiz davrandığı için yaptığı şeyi düzgün yapamaz ve çoğu zaman yapıyorum derken yıkar ve kırar. Sonra da “Benim bu konuda kabiliyetim yoktur” der kendisini tembelliğe atar. Onun yapması gereken şeyler hiçbir çaba gerektirmeyen işlerdir. Bununla beraber herkesin kendisine saygı duymasını ve kendisinden övgü ile bahsetmesini ister ve sever. Buna hakkı olmadığı ve hak etmediği için kendisini tenkit edenlerden nefret eder. Okumak, çalışmak ve birine yardımcı olmak hiç sevmediği şeydir. Çünkü bunlar çaba gerektiren işlerdir. Saint Jerome böylelerini elinde kılıcı olan ve havada tutan ve hiçbir zaman indirmeyen gravür heykel askerlerine benzetir.


Tembellik anlık enerji patlamalarına engel değildir. İhtiyacın şiddetli olduğu zaman gayrete gelerek kendisine verilen işi ve görevi yapar; ama bu devamlı değildir. Medeni toplumlar ile tembel toplumları birbirinden ayıran şey anlık çalışmalar ve başarılar değildir. Sürekli ve devamlı gayret ve sürdürülebilen başarıdır. Az da olsa düzenli ve sürekli olan çalışmalar semere verir, kalıcı olur ve medeniyet böyle çalışmaların ürünüdür. Tembel olanlar ise anlık ve kısa süreli büyük çabalar sonunda uzun dinlenmeleri tercih ederler.


Öğrenciler sınavlar yaklaşınca kırbaçlanmış gibi çalışırlar ve sınavları geçerler; ama aylarca, yıllarca düzenli çalışmadıkları için hayatta başarılı olamazlar. Başarının temelinde iradeli ve sürekli bir çaba vardır. Gerçek verimli çalışma enerjisi az ama düzenli bir eforla yapılan çalışmadır. Böyle değilse bu tembel işidir. Düzenli çalışma tek bir hedefe uzun süreli kilitlenmeyi ve az da olsa devamlı çalışmayı gerektirir. İradeli olan ve irade gerektiren çalışma budur.


Sıklıkla karşılaşılan bir tembellik örneği de bir kişinin gün boyunca boş durmadığı halde değişik alanlara el atmasıdır. Bu kişinin çalışkan gibi görünmesi arkadaşlarının hayranlığını kazandırır; ama verimsiz olduğu için biz buna tembellik deriz. Bu nevi çalışmalar iradî olmaktan ve devamlılıktan uzaktır. Farklı alanlardaki bu nevi çalışmalar irade zaafından başka bir şey değildir. Buna bir nevi “maymun iştahlılık” da denebilir. Buna dağınık türdeki bir tembellik denilmektedir. Bu Fransız yazar Pierre Nicol’e göre “şuraya buraya konan sinek” benzetmesini andırır. Yine yazar La Mothe Fenelon’a göre de “rüzgârlı odada yanan bir muma” benzer. Bu dağınık eforun en kötü yönü hiçbir kalıcı tesir bırakmamasıdır.


Bu tembellik maalesef öğretim görevlileri ve akademisyenlere sirayet etmektedir. Tabii ki bahsettiğimiz tembelliğin çok iş yapmış olmakla ilgisi yoktur. Bahsetmek istediğimiz nicelik değil, nitelik; çokluk değil kalitedir. Çoğu zaman miktar, çokluk kaliteyi de bozar. Üniversite öğretim görevlileri tekrara dayalı dersler yaparlar. Derslerini sabit ve belli materyallerle destekledikleri için düşünmeye ve yeni şeyler üretmeye ihtiyaçları yoktur.


Günümüzde gazete ve dergilerde her gün yüzlerce makale, yayın evlerimizde de her yıl binlerce kitap yayınlanmaktadır ve bunlar kütüphanelerimizi doldurmaktadır. Halk kütüphanelerinde milyonlarca kitap vardır. Bunların çoğu geleceği olmayan ve geçmişte kalmış işe yaramayan kitaplar ve makalelerdir. Günümüz problemlerine kalıcı çözüm üreten kaç makalemiz ve kitabımız vardır. Çoğu yapılanların yanlış olduğunu eleştiren yazılardan ibarettir. Çözüme dönük kalıcı fikir veren kaç eserimiz vardır? Tarih bunların çoğunu bize unutturacaktır.


İradeli ve akılcı çalışmalar problemlere çözüm üreten ve geleceğe dönük yeni şeyler ortaya koyabilen, emek mahsulü, araştırmaya ve gerçek verilere dayanan çalışmalardır. Lüzumsuz detaylar gerçekleri gizlerler ve çok uzun gereksiz bilgiler de içimizdeki tembellik olup gözümüzü boyar.


Zihnî tembellik ne yazık ki bizim öğrenme ve düşünme mekanizmamızı ağırlaştırır. Öğrencilerimizin yükümlü oldukları derslerin çeşitliliği gerçeğin kıyısından geçmelerine sebep olmakta ve bir konuda detaya girerek iyi öğrenmelerine engel olmaktadır. Bu sebeple eğitim sistemimiz gençlerimizin becerilerini köreltiyor ve kabiliyetlerinin gelişimine engel oluyor. Bu sebeple okuduklarından zevk almamakta, kitapları okumaktan sıkılmaktadırlar. İlaveten modern hayat şartları ruh dünyamızı yok etmeye ve zihnimizi boş şeylerle meşgul etmeye devam etmektedir. Okumaya zaman bulamıyoruz, düşünmeye hiç vaktimiz olmuyor. Coşkulu, ama bir o kadar da boş bir hayat yaşıyoruz.


Maalesef irademizi güçlendirmek için yapmamız gerekenleri yapmıyoruz. Beynimizi boş şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Bu sebeple gençlerimiz bugünün ötesini göremiyor. Ne gariptir ki bu söylediklerimize herkes katılıyor, hak veriyor; ama düzeltmek için adım atmıyoruz. Bu sebeple gençlerimiz de ne yapacaklarını, akıllarını ve iradelerini nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar. Bu konuda yol gösterici çalışmalara da pek rastlamıyoruz. Bu sebeple içimizden çalışma isteği de gelmiyor.


Mevcut duruma teslim olup, kendilerine emredilen ve kendilerinden istenen şeyleri istemeyerek de olsa yapmaya devam ediyorlar. Boyun eğiyorlar ve düşünmemeye çalışıyorlar. Zaten büyüklerimiz de “Düşünmeyin kafayı yersiniz.” “Fazla okumayınız aklınızı oynatırsınız” gibi çok yanlış ve saçma şeyleri gençlerimize telkin ederek onların düşünme yeteneklerini de öldürüyorlar. Gençler ne yapsın? Bilgisayardan, internetten kafalarını kaldırmıyorlar. Boş kaldıklarında da kahve, bar, oyun ve eğlence ile vakitlerini geçiriyorlar.


Zaman hızla akıp gidiyor.


Kaynak: Jules PAYOT, İrade Terbiyesi...

10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör