• M. Ali KAYA

İSLAM SİYASETE ALET EDİLMEZ

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021

M. Ali KAYA

1. Bediüzzaman Said Nursi Kur’ân-ı Kerimden ve Resul-i Ekremden (asm) aldığı ders ile dinin, imanın ve ibadetin Allah rızası için yapılması gerektiğini, dünyaya ve dine alet edilemeyeceğini, din ile menfaat temini yapılamayacağını söylemektedir. Zira dinin amacı “Uhrevî saadettir. Din dünya işlerine alet edilemez. Yani, dini emir ve ibadetlerden menfaat sağlanmaz. O zaman ibadetin esası olan “ihlas” kaçar, o ibadetin ahirette sevabı ve faydası olmaz.


2. Sultan Abdulhamid, Eşref Edip, Necip Fazıl, ve Üstadın talebelerinden Hüsrev Altınbaşak, Said Özdemir ve Salih Özcan ise dinin dünya saltanatının aleti olarak görmüşlerdir. Dinin amacı dünyada “din devleti kurmaktır” şeklinde analmış ve buna hizmet etmeyi dine hizmet kabul etmişlerdir. Bu konuda Bediüzzaman’a ters düşmüşlerdir.


3. Bu farklıllığı Bediüzzaman “Emirdağ Lahikasında şöyle ifade eder: “Büyük Doğu, Sebilürreşad ve Eşref Edip dinde kardeşimizdir; ancak siyaset noktasında değil...” (Emirdağ Lahikası, 2018, s. 364.)


4. “Millet Partisi, İslam Demokrat Partisi ve Serbest Fırka ve Hürriyet Partisi” kurucusu olan Eşref Edip, Necip Fazıl ve Cevat Rifat Atilhan gibi isimler daha sonra Milli Nizam ve Milli Selâmet Partisi kurucuları arasında yer almıştır. Dini siyasete alet eden misyon budur. Daha sonra bunların takipçileri AKP’de toplanmışlardır.


5. 1965’de İstanbul’da Av. Bekir Berk’in bürosuna gelen Eşref Edip, Zübeyir Gündüzalp, Mehmet Kutlular abiye “Yine bir masonu iktidara getirdiniz!” diye AP’ye oy veren abileri eleştirip Süleyman Demirel’e “mason” iftirasını atmıştır. Zübeyir abi de “Peki hangi masonu getirseydik!” diye cevap vermiştir.


6. Necip Fazıl’ın herhangi bir siyasi fikri olmadığı için “nereden ve kimden para alırsa” onu över, ona destek olurdu. Bu sebeple 1950’den sonra DP’li olmuş, ama 1960’dan sonra AP’nin başına Saadettin Bilgiç’in geçmesi için Süleyman Demirel’e “Mason” iftirasını atmıştır. Demirel bunu reddettiği halde bu iddiasını basın ve yayın yoluyla devam ettirmiştir. 1975’den sonra MSP’li ve 1978’li yıllarda ise MHP’li olmuş ve onları öven Erbakanı suçlayan yazılar yazmıştır.


7. Üstad Bediüzzaman Salih Özcan’a “Üstadın mesleğine sadık kalacağına dair yemin içtirirmiş!” ve ona Risale-i Nurları Arapça’ya tercüme ederek İslam dünyasına götürme görevi vermiş. O ise para kazanmak için Mısır’da yasak olan İhvan-ı Müslimin lideri Seyid Kutub’un kitaplarını Türkçe’ye tercüme ettirerek kendi matbaası olan “Hilal Matbaasında” bastırmış ve “Hilal Mecmuasını” çıkararak Seyid Kutup ve takipçilerinin fikirlerini Türkiye’ye taşımıştır.


8. Zübeyir abi Şevket Eygi’ye “Şevket Eğri” derdi. Ayrıca, “Said Özdemir’den gelen her şeye dikkat etmek lazım” derdi.


9. 1957 seçimlerine CHP, Millet Partisi, DP ve Hürriyet Partisi katıldı. Bediüzzaman hazretleri 1957 seçimleirnde DP’ye açıktan destek verdi. Hüsrev Abi “DP’ye vereceğimiz destek dindarları aleyhimize geçiriyor; bunlar daha dindar” diye Lütfi Karaosmanoğlu’nun kurduğu “Hürriyet Fırkası”nı destekledi. Bu parti sadece Burdur’dan 4 milletvekili çıkardı. Büyük bir hezimet yaşadı 2 sene sonra HP kendisini feshederek CHP’ye katıldı. Az bir kısmı da DP’ye geri döndü.


10. Bediüzzaman “Ben neden DP’ye açıkça destek verdim?” Dedi. Sonra “Ben açıktan DP’ye destek vermeseydim Hürriyetçiler beni istismar ederlerdi” buyurdu. Böylece Hürriyetçilerin ve Millet Partililerin “Bediüzzaman bize oy verdi” diye istismar etmelerini önlemiş oldu.


11. “Lazımın lazımı melzumdur.” Yani, lazımın lazımı daha önemlidir. Namaz farzdır ve lazımdır. Namazın lazımı ise abdesttir. Abdest olmazsa namaz olmaz. Bunun için önce abdest farzdır, sonra namaz farzı eda edilir.


Aynı şekilde “İman hizmeti lazımdır, farzdır.” Onun lazımı ise Hürriyet ve Demokrasidir. Hürriyet ve Demokrasi olmazsa iman hizmetini de yaptırmazlar. Bu sebeple Hürriyet ve Demoktasi melzumdur, yani önemlidir.


12. Eşref Edip ayrıca DP’ye olan düşmanlığından dolayı İçişleri Bakanı Namık Gediğin “Bediüzzaman’ı çöp arabasına koyun gönderin!” diye talimat verdiği iftirasını atmış ve bunu yaymıştır. Halbuki Bediüzzaman Risale-i Nurda Namık Gedik için “Namık Gedik, bize hakiki dost ve İslâmiyette ciddî taraftardır” buyurmuşlardır. Bu sebeple 1960 ihtilalinden sonra hapsedilmiş, işkence görmüş ve öldürülerek hapishane penceresinden atılmıştır. Halen daha Namık Gediğin mezarı belli değildir.


Bediüzzaman Namık Gedik için şunları söyler:

“Ankara’ya bu defa geldiğimin mühim bir sebebi, İslâmiyete ciddî taraftar Dahiliye Vekili Namık Gedik’i görmek ve İslâmiyet’in kahramanı olan Adnan Beye ve Tevfik İleri gibi mühim zatlara bir hakikatı söylemektir ki: Hem Demokrat’a ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâmı, hattâ bir kısım Hıristiyan devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı muzahrafattan temizleyip ibadet mahallî yapmaktır. Bu ise, bu mesele için otuz sene siyaseti terk ettiğim halde, bu nokta hatırı için Namık Gedik’i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zatların hatırı için başka yere gitmedim.” (Emirdağ Lâhikası, 1994, s. 449.)


13. Bediüzzaman hazretleri Emirdağında DP’nin İlçe teşkilatını kurmak için Hamza Emek’i görevlendirir. Hamza Emek de DP teşkilatını kurar. Bediüzzaman’ı ve Risale-i nuru serbest bırakması için mektup yayınlar.


Metin Toker (İnönü’nün damadı) bu mektubu “Akis” dergisinde yayınlar ve “Said Nursi DP’yi biz Nur Talebeleri koruyoruz” dediğini iddia eder. DP’yi irticaya destek olmakla suçlar. Ortalık karışır. Bunu istismar eden CHP’liler TBMM’de DP’ye şiddetle hücum ederler. Menderes de Emirdağ DP teşkilatını fesheder. Hamza Emek bunu üstada haber verince Üstad öfkelenir ve “Onlar bilmiyorlar. İstersem onları tersyüz ederim” diye elinin tersini çevirmiş göstermiş ve “Şimdilik bırakıyorum” demiştir. Ama ne var ki DP’ye ve Demokrasi’ye karşı olanlar “Bediüzzaman DP’ye beddua etti ve desteğini çekti” şeklinde istismar ederek yaydılar.


“Bediüzzaman Demokratlara beddua etti” diye yayan da Said Özdemir’dir.


14. 1952 yılında DP’yi bölmek için “Millet Partisi”ni kuran Süfyan’ın üçüncü rüknü olan Fevzi Çakmak’tır. Üstad Millet Partisi kurulunca Nur Talebeleri aldanmasın diye mektuplar yazdı ve Nur Talebelerini uyardı. “İslam Demokrat Partisi” kurulunca da “Eşref Edip ve Doğu iman noktasında dostumuz; ama siyaset noktasında değil!” diye Nur Talebelerini uyardı ve adı “İslam” olan partiye yaklaşmamalarını sağladı.

Millet partisi “Laikliğe aykırı” diye kapatılınca “Cumhuriyeti Köylü Millet Partisi” olarak yeniden kuruldu. 1960 ihtilalinden sonra Alparslan Türkeş tarafından MP’nin milliyetçileri MHP’yi oluşturdular. 1971’de ise yine MP’nin Dindarları MNP’yi ve Erbakan’ın MSP’sini oluşturdular. Bu iki parti mensupları 1980 sonrasi ANAP’ı ve 28 Şubat 1997 sonrası ise AKP’yi oluşturdular. Günümüzün AKP’si Fevzi Çakmağın kurduğu Millet Partisinin ta kendisidir.


Genel Kural: “Her parti kuruluş amacına hizmet eder.” Vesselam...


15. “Bu Vatanda Dört Parti Var” buyuran Üstad “CHP ve Millet Partisi”ni anlatır. Millet Partisinin amacı dine ve ülkeye hizmet ise DP’ye muhalefet etmeyerek DP içinde hizmet etmeleri gerektiğini söyler. DP’ye muhalefet ederek siyasi bir parti olarak çıktıkları taktirde “Dine ve Millete hizmet iddiasının yalan olduğunu” ifade eder. DP’yi ise “Vatan, Kur’an ve İslamiyet namına dersleri ve talbeleri ile desteklemek gerektiğini belirtir. “İttihad-ı İslam Partisi” adında bir parti yoktur. Ama potansiyel olarak dindarların kafasında var olduğu için böyle bir partinin ortaya çıkmasının şartının toplumun %60-70’inin “tam mütedeyyin” olması gerektiği şartını ortaya koyar. Bu şartlar oluşmayınca din adına siyasetin yapılamayacağını ifade eder. Bu ölçüler çok açık ve nettir...


16. Peygamberimiz (asm) “Nice âlim var fâsıktır; nice âbid var câhildir; nice âlim de fakih değildir” buyurmuşlardır. Fakih, akıllı ve anlayışlı demektir.


İlmi ile amel etmeyen alim fâsıktır. İlmi olmadığı halde ibadet eden abid de “dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan” olmaya sebeptir. Cahil abid bu durumda şeytanın maskarası olur. Nice alimler de vardır ki ilmi ile amel ederler; ama onlar dinde fakih değil, yani anlayış sahibi olmadıkları ve akıllarını tam kullanamadıkları için yanılgı içindedirler. Kendileri yoldan çıktığı gibi çoklarını da çıkarırlar.

Peygamberimiz (asm) bizi bu konuda uyarmaktadır.


Sahabelerine “Bir konuda tam alim olup neyi emredeceğini ve neden sakındıracağını kesinlikle bilmedikçe bu işi yapmayın!” diye uyarmıştır. Bu sebeple sahibeler hemen cevap vermez, ve hemen fetva vermez bu konuda uzman olan sahabelere yönlendirirlerdi.


17. Şahsın hatası ile misyonu ve davayı karıştırmamak gerekir. Bediüzzaman siyasetin yanlışı ile siyasetçinin yanlışını birbirinden ayırmaktadır. Siyasette doğru olan “Hürriyetçi ve Demokrat” olmaktır. Hürriyetçi ve demokrat olanların yanlışları ile hürriyet ve demokrsi suçlanamaz. Ama ne var ki bu ölçüyü bilmeyen ve anlamayanlar lakayt ve sarhoş demokratları suçlayarak demokrasi ve hürriyete karşı duruş sergileyerek istibdadı ve baskıcı yönetimleri desteklemişler ve bu millete büyük bedeller ödetmişlerdir. Siyasetin yanlışı ülkeyi sıkıntıya sokarken, siyasetçinin yanlışı kendisini sıkıntıya sokar.


18. Bediüzzaman’ın siyasi anlayışında “Kur’an ve Sünnet” ile bunun siyasetteki uygulaması olan “Asr-ı Saadet” modeli vardır. Bediüzzaman bir “Asr-ı Saadet” müslümanı olarak “Asr-ı Saadeti” günümüze getirmektedir. Zira bu zamanda hürriyet, ilim ve akıl hakim olduğu için hürriyete, ilme ve akla değer verenler yükselir, istibdada güç verenler ise zaman içinde zayıflayarak tarihe karışacaklardır. Hak ve Hürriyetlerin en mükemmel korunduğu asır ise “Asr-ı Saadet” olduğu ve “Hürriyet” olmadan “Adalet” gerçekleşemeyeceği için bu asır insanı ancak “Asr-ı Saadeti” model alarak tam hürriyetçi demokrasiyi hayata geçirebilir.


İstibdad yönetimi olan padişahlık ve Sultan Abdulhamid yönetimini “İslamî yönetim” olarak algılayan siyaset hastaları da günümüz insanını 1200’lü yıllara götürerek Haricî, Şia, Mutezile ve İbn-i Teymiye anlayışını “İslâmî yönetim” olarak bize sunmaya çalışıyorlar.


19. Cumhuriyetçi ve Çoğulcu Demokrasi ancak “Hürriyet, Meşveret, Müsavat ve Liyakat ile Adaletle, şahıs değil Kanun Hakimiyeti” ile “Asr-ı Saadet”i kendisine model almış olur. Ancak bu şekilde sağlıklı bir yönetimi gerçekleştirir.

Bediüzzaman “Risale-i Nur”da bunu anlatmaktadır.

50 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör