• M. Ali KAYA

KABİR SUALİ VE AZABI VAR MIDIR?

M. ALİ KAYA

Soru:

Kabir suali var mıdır? Kabir azabı varsa insan cesedi kabre girmemiş, yanmış veya parçalanarak canavarlar tarafından yenmiş olsa nasıl olacaktır?


Cevap:

İslam inancının kaynağı Kur’an ve Sünettir. Kur’anda açıkça bulunmayan hususlar sünnette vardır. Kur’anda bulunmayan hükümler de sünnette bulunmaktadır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Vahy-i Metluv” olan ve “Okunması ile ibadet edilen” Ferman-ı İlâhi olan vahyin mübelliği olduğu gibi, “Vahy-ı Gayr-i metluv” olan Kur’anda “Hikmet” denilen İlham-ı Peygamber ile vahyi açıklayıcı nitelikte bulunan Sünnetin de sahibi ve hüküm koyucusudur. Bu nedenle Peygamberimizin (sav) sözleri “Şeriat”tır ve bu nedenle peygambere “Sahib-i Şeriat” denir.

Peygamberin koyduğu hüküm ve anlattığı itikadi gerçekler Allah’ın Kur’anda bulunmayan Sünnetle koyduğu hükümlerdir. Şu kadar farkı vardır ki, Kur’an ile sabit olan hükümleri inkâr insanı küfre götürürken, sünnetle sabit olan hükümleri inkâr ve kabul etmemek insanı bid’ate ve dalâlete götürür. Küfür ebedi cehennemi netice verirken, bid’at ve dalâlet isyanı ve cehennemde belli bir süre kalmayı ama sonunda kurtuluşu netice verir.


Kur’an ve Sünneti takip eden Ehl-i Sünnete göre kabir hayatı ve suali, kabir azabı ve rahatı haktır ve gerçektir. Nasıl ki insanın dünyaya gelmesi ana rahmindeki berzahta dünya hayatına hazırlık için dokuz aylık bir dönemden geçtiği gibi dünyadan ahirete geçerken de ölüm ile kıyamet arasındaki berzahta ahirete hazırlık için bir dönemden geçilir. Dünyada belli bir ömür süren insanın aklen, ilmen, bedenen ve ruhen belli bir kazanımı vardır. İlköğretimden Ortaöğretime, Ortaöğretimden Üniversiteye geçişlerde sınav yapıldığı gibi, kişinin dünyadaki kazanımlarını ölçecek ve ona göre makam ve mertebe kazandıracak olan bir sınavın, sorgu ve sualin olması gerekir. Dinde buna “Kabir Suali” denir.


Ölüm ruhun bedenden ayrılmasıdır. Beden ölür ruh baki kalır. İnsanın imanla, ahlakla, ibadetle ve ilimle elde ettiği tüm kazanımları ruha ait olduğu için bedenin yok olması, hayvanlar tarafından yenmesi ve ateşle yanması kazanımlarını yok etmez. Bütün kazanımları, istidat ve kabiliyetlerin gelişimi ruhun tekâmülü içindir ve bunlar ruhta bakidir. Bu nedenle kabir suali bedene değil, ruha aittir. Ancak beden ruh ikilisi arasında büyük bir ilişki vardır. Bu nedenle şayet ceset kabre konmuş ise elbette Azrail’in elindeki ruh beden kabre konup üzerine toprak atılmasına kadar bedeni takip eder ve yakınlarının kendisine olan ilgi ve alakasını görür. Ceset kabre konduktan sonra “Münker-Nekir Melekleri” tarafından ruha sorgu sual sorulacağı ve hesaba çekileceği için bu suale “Kabir Suali” denmiş ve sanki bedene sorulacak gibi algılanmıştır. Gerçekte ise sorguya çekilen ruhtur. Ruh bu sorgulamadan sonra liyakatine göre Berzahtaki makamına konulur. Bu da ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. Bunu da peygamberimiz (sav) “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir; veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizi, Kıyamet, 26; Ahmet b. Hanbeli El-Akide, 64-76; Akidetü’t-Tahaviye, 1:169.) hadisi ile bize haber vermiştir.


Kabir azabının dünyadaki örneği kişinin ruhu ile görmüş olduğu rüyalardır. Bir odada yatan iki kişinin bedenleri yatakta dururken ruhları rüya âleminde gezer, ya güzel veya kötü bir rüya görürler; ama birbirlerinden haberi olmaz. Uyanınca biri çok kötü rüya gördüğünü, diğeri de güzel bir rüya gördüğünü anlatır. Beden bu rüyadan etkilenir. Ya gördüğü bir rüya üzerine ihtilam olur, yıkanması farz olur, veya gördüğü kötü bir rüya ile beden terler sıkılır ve bağırarak uyanır, buna “Kabus Görmek” denir. Kabirde de benzer hallerin olacağı Allah’ın emir ve iradesi, peygamberine haber vermesi ve ümmetine anlatmasını istemesi ile peygamberimiz (sav) tarafından bizlere haber verilmiştir.


Kabir azabının Kur’ân ayetlerinde dayanağı var mıdır? Elbette vardır. Zira peygamberin (sav) sözleri Kur’ân tefsiri veya anlaşılmayan işari ve gizli manalarının açıklamaları ve beyanıdır. Hadisler Kur’an ayetlerine zıt mana içermezler, Kur’anın zahirini açıklarlar, aykırı olursa zaten bu hadis değildir. Ancak Kur’an-ı Kerim ayetlerinin “Müşkil” “Müteşabih” “Hafi” “Kinaye” “Mecazi” manaları vardır ki bunları peygamberin (sav) hadisleri açıklamıştır. Beyan ve açıklama peygamberin (sav) görevlerinden birisidir.


Yüce Allah peygamberimize (sav) “Ey şanlı resul! Rabbinden indirileni insanlara tebliğ et; şayet tebliğ etmezsen risalet görevini yapmamış olursun” (Maide, 5:67) buyurarak peygamberi (sav) vahyi doğru şekilde anlayıp anlatmak ve şüpheye mahal vermeden öğretmekle mükellef kılmıştır. Tebliğ görevi beyan, yani açıklamayı ve tatbik, yani uygulamayı da kapsar. Bu husus da “Ey Resulüm biz zikri senin insanlara beyan etmen ve açıklaman için inzal buyurduk” (Nahl, 16:44.) ayeti ile sabittir. Yüce Allah Kur’anın açıklaması da bize aittir” (Kıyamet, 75:19.) buyurur. Bunu da “Sünnet ve Hikmet” şeklinde peygamberine ilham eder. O da insanlara Kur’an-ı Kerimin açıklaması şeklinde beyan eder.


Kur’ân-ı Kerimde “Firavun ve ailesi sabah akşam ateşin karşısına getirilirler, kıyamette de şiddetli azaba sokulurlar” (Mü’min, 40:46.) ayeti ile öldükten sonra her gün azap çektiklerini, kıyametten sonra da cehenneme atılacakları ifade edilmiştir. Yine yüce Allah Tövbe Suresinde münafıklar hakkında “Biz o münafıkları iki defa cezalandıracağız. Sonra da müthiş bir azaba uğrayacaklardır” (Tövbe, 9:101.) buyrulur. Bu iki azap biri dünyada, diğeri kabirde, ahirette de cehennemin şiddetli azabı olduğu konusunda bütün bilginler ittifak etmişlerdir. Kabirdeki azap hususu Buhari’de de geçmektedir. (Buhari, Cenâiz, 87.)


Yüce Allah zalimler içinde yakın bir azabın olduğunu (Tur, 52:47) haber vermiştir ki Cehenneme girmeden uğrayacakları bu azabın “Kabir Azabı” olduğu bilginlerce kabul edilmiştir.


Peygamberimiz (sav) “Kabir Azabı” ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:

“Ölü kabre konduktan sonra, Münker ve Nekir adında iki melek gelip Peygamber Efendimizi (asv)kastederek ‘Bu adam hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye sorarlarMümin kimse daha önce/ dünyada iken dediği gibi der: ‘O Allah’ın kulu ve resulüdür Ben şahadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve resulüdür’ Melekler; ‘Senin böyle diyeceğini biliyorduk’ derler. Kabrini genişletip aydınlatırlar Münafık ve kâfir ise bu soruya ‘Bilmiyorum’ diye cevap verir Melekler ona da ‘Senin böyle diyeceğini biliyorduk’ derler Yere denilir, o da adamın kaburgalarını iç içe geçirecek şekilde onu sıkar ve kıyamete kadar orada azap çeker” (Buharî, Cenaiz, 87; Tirmizî, Cenaiz, 70.)


Bera b Azib anlatıyor: Hz Peygamber (asv) buyurdu ki; “Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette o sabit söz üzerinde sağlam bir şekilde tutar” (İbrahim, 14:27.) ayeti kabir sorgusu ile ilgili olarak nazil olmuştur Ona denilir ki; ‘Rabbin kim?’ o da ‘Rabbim Allah’tır, dinim Muhammed’in (sav) dinidir’ İşte ‘Allah iman edenleri hem dünyada hem ahirette o sabit söz üzerinde sağlam bir şekilde tutar’ ayeti bu sağlam söze işaret etmektedir” (Müslim, Cennet, 73; Nesâî, Cenaiz, 114; Tirmizî, Tefsir, 14.)


Tirmizî, İbn Mace ve Hâkim’in rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte ise şöyle bildirilmiştir: “Kabir, ahiret menzillerinden ilk menzildir Eğer kişi ondan kurtulursa, artık ondan sonrası daha da kolay olur Eğer ondan kurtulmazsa, ondan sonrası daha da sıkıntılı olur” (Kenzu’l-Ummal, H No: 42504.)


Hadiste “Mülk Suresi okuyana şefaat eder, onu kabir azabından kurtarır” (Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 7:128; Suyutî, İtkan, 2:194-198.) buyrulmuştur. Bu nedenle bu sureye “Mania Suresi” adı verilmiştir.

31 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör