• M. Ali KAYA

KADINLARDA HAYA HİSSİ VE PANTOLON GİYMEK

M. Ali KAYA

Güzel ahlakın temeli “Hayâ” duygusuna istinat eder. Hayâ şeâir-i İslamiyeden olup “Akıl ve iman” ile beraber üçüncü temel insânî değerdir. Nitekim rivayette yüce Allah Hz. Adem’e (asm) cennette üç cevher göndermiş ve bunlardan birisini tercih etmesini söylemiştir. Hz. Âdem (as) insanlığın gereği olarak “aklı” tercih etmiş, iman “Ben akıldan ayrılmam” demiş, hayâ da yüce Allah bana “İmandan ayrılma” emretti buyurarak imanın yanında yer almıştır. Böylece Hz. Âdem insanlığa gerekli olan bu üç temel duygu ve cevhere sahip olmuştur.

Gerçekten akıl iman etmeyi, iman da önce Allah’tan sonra insanlardan hayâ etmeyi gerektirir. Peygamberimiz (asm) “Hayâ güzeldir; kadında olsa daha güzeldir” (Hikmet Goncaları, Hadis No: 153.) buyurarak bu duygunun kadına daha çok yakıştığını ifade etmiştir. Hayâ duygusu insanın günah işlediği veya bir hata ettiği zaman yüzünün kızarmasıdır. İşlediği hata ve günah kendisine hatırlatıldığı zaman bir insanın yüzü kızarmıyorsa onda hayâ duygusu yok demektir.

Bediüzzaman Hazretleri, asrımızdaki İslam-dışı yaşayışın felâketini, hadis-i şerife istinaden anlatırken şöyle buyurur: “İslâm Deccalı olan Süfyan dahi, şeriat-ı Muhammediyenin (asm) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleri ile kaldırmağa çalışarak hayat-ı beşeriyenin maddî ve manevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, hürmet ve merhamet gibi nurani zincirleri çözer; hevesat-ı müteaffine bataklığında, birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdad bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdaddan başka zabt altına alınamaz.” (Şualar, 593.)


Asrımızda kız ve kadınlar sahasında fazlaca umumileşen ve erkeklerin şehvet hissini tahrik eden kızların ve kadınların dar pantolon giyinme adeti, haya hissinin gelişmesine ileri derecede engel olup millî ahlâkı bozmaktadır. Peygamberimiz (asm) “kadınlardan erkeklere benzemeye çalışanlara lânet etti ve: ‘Onları evlerinizden çıkarın!’ şeklinde ferman buyurdu." (Buhari, Libas, 62, Hudûd, 33; Ebu Dâvud, Libas, 31, Edeb, 61; Tirmizi, Edeb, 34.) Bir başka hadiste “Üç kişi vardır, Kıyamet günü Allah onlara merhametle nazar etmez. Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve kadınını kıskanmayan deyyûs kimse” buyurmuşlardır. Aileyi günahlardan koruyup meşruiyet dairesinde muaşeret ve idare etmeyi veciz ifadelerle anlatan Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:


“Refika-i hayatına meşru dairesinde, yani latif şefkatine, güzel hasletine, hüsn-ü sîretine binaen samimî muhabbet ile, refika-i hayatını da naşizelikten, sair günahlardan muhafaza etmenin netice-i uhreviyesi ise: Rahîm-i Mutlak, o refika-i hayatı, hurilerden daha güzel bir surette ve daha zînetli bir tarzda, daha cazibedar bir şekilde, ona dâr-ı saadette ebedî bir refika-i hayatı ve dünyadaki eski maceraları birbirine mütelezzizane nakletmek ve eski hatıratı birbirine tahattur ettirecek enis, latif, ebedî bir arkadaş, bir muhib ve mahbub olarak verileceğini va'detmiştir. Elbette va'dettiği şeyi kat'î verecektir.” (Sözler, 648.)


Yine Bediüzzaman Hazretlerinin diğer bir ikazı da şöyle:

Bedbahttır o adam ki; sefahete girmiş zevcesine ittiba eder; vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki; zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklid eder. Veyl o zevc ve zevceye ki; birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani; medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.” (Lem’alar, 202.)


Aile terbiyesinde çok ciddi manada ve sarahatla, aile reisine manevi mesuliyetler yükleyen bir âyette de şöyle buyuruluyor “Ey o bütün iman edenler! Kendilerinizi ve ehillerinizi ateşten koruyun.” (Kur’an, 66:6.) Cehennem ateşine sürüklenmelerine sebep olacak fitne ve isyandan koruyarak Allah'ın emirlerine taate sevkedin. Çünkü aile sahibi kendinden mes'ul olduğu gibi, ailesinden de mes'uldür... Ebu Hayyan'ın kaydettiği vech ile Hz. Ömer “Ya Resulallah! Nefislerimizi vikaye ederiz fakat ehillerimizi nasıl vikaye edebiliriz.?” demişti. Resulullah şöyle buyurdu: “Allah'ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyedersiniz ve Allah'ın size emrettiği şeyleri onlara emreylersiniz. İşte o, onları vikaye olur.” ...Evlad ehilde dahildir.» (Elmalılı, 5122-5123.)

Evet, aile hayatında kavvam, (Nisa, 4:34.) yani aile idaresinde sorumlu olan erkek, ailesini günah ve kötülüklerden korumada gayet hassas ve gayretli olmalıdır. Peygamberimiz (asm) fıtratlarına uygun olarak kadınların kadın gibi, erkeklerin erkek gibi giyinmelerini, konuşmalarını ve giyinmelerini istemiştir. Bu sebeple fıtratlarını bozan ve erkek kılığına giren kadınlara ve kadın kılığına giren erkeklerin Allah’ın rahmetinden uzak olacaklarını ifade etmek için “kendilerine lanet edilmiştir” (Ebu Davud, Libas, 28; Müsned-i Ahmed, 2: 225.) buyurarak ifade etmiştir.


Herkesçe bilinir ki, kızlarda ve kadınlarda pantolon, nefsanî hisleri kendine çeken ve nefsi tahrik eden vücud yapısının câzib tarafını ve şeklini gösterir ve böylece bu nefsanî görünüşe bakanlardan çoğunun manevî hislerini ve bakılanlarda da haya duygusunu farkında olmadan ve zamanla yok eder. Hem de kişiyi, fâsık-ı mütecahir sınıfına sokar. Çünkü bu gibi millî ahlakı bozan bir haramı hayasızca, utanmadan ve medenî yaşayış diyerek açıkça işlemek, fâsık-ı mütecahirliktir. Hadis-i şeriflerde bu suçun affedilmeyeceği bildirilir.


Nitekim Peygamberimiz (asm) “Küllü ümmetî muâfetün, illa’-mücâhrîn” yani, “Ümmetin hepsini Allah affeder; ancak açıktan günah işelyen ve pişman olmayan fasık-ı mütecahiri affetmez” (Tecrid-i Sarih, l2: l995; Sahih-i Müslim, 8: 543, Hadis No: 52.) buyurmuşlardır.


Evet, fâsık-ı mütecahir, pek çok iyi hasletlerin vesilesi ve günahlara mâni olan haya hissinin cemiyette yok edilmesine çalışan bir unsur olup insaniyetin yüksek şahsiyetini ve faziletini kaybettirir. Bunların şerlerinden insanları ikaz etmek gayesiyle fasık-ı mütecahir hakkında yapılan gıybet dahi gıybet sayılmadığını bildiren Bediüzzaman Hazretleri diyor ki: “O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor; zulmü ile telezzüz ediyor, sıkılmayarak aşikâre bir surette işliyor.” (Mektubat, 277.)


Evet, bir kimsenin kötü sıfat ve fiillerini ifşa etmek manasında olan gıybeti, fâsık-ı mütecahir olan kişi açık fıskıyla devamlı olarak kendi hakkında bu gıybeti yapmakta ve üzülmemekte hatta günahıyla övünmektedir. Bir hadis-i şerifte de mealen şöyle buyuruluyor: “Bir hata, bir kabahat gizlice yapılmış olunca zararı yalnız onu yapana ait olur. Fakat aleni yapılır da men edilmez ise zararı ammeye dokunur.” (Hikmet Goncaları, H. No: 60.)

Bediüzzaman hazretleri kadınları yoldan çıkarmak için çalışan kökü dışarıda ifsat komitelerinin varlığına dikkatimizi çeker. Bu nifak cereyanı hakkında kız ve kadınları ikaz eden Bediüzzaman Hazretleri buyurur ki: “...mübarek taife-i nisaiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe' olduğu gibi, fısk u sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes'ud bir aile hayatını geçirmeğe mahsus bir nevi mübarek mahlukturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar!.. Allah bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin, âmîn.” (Lem’alar, Tesettür Risalesi, s. 203.)


Hadis-i şerifin beyaniyle haya, kadınlarda çok önemlidir. Zira millî ahlâkın bozulmasında, hatta âhirzaman fitnesinde, yüzsüz yani haya hissini kaybetmiş kadın ve kızların rolü büyük olduğunu anlatan Bediüzzaman Hazretleri diyor ki: “Fitne-i âhirzaman’ın mahiyeti bana göründü ki; o fitnenin en dehşetlisi ve cazibedarı, kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor. İhtiyarı selbedip, pervane gibi sefahet ateşine atıyor. Ve bir dakika hayat-ı dünyeviyeyi, senelerle hayat-ı bâkiyeye tercih ettiriyor. Ben bir gün sokağa bakarken, o fitnenin tesirli bir nümunesini hissettim. Gençlere çok acıdım.” (Gençlik Rehberi, 17.)


Peygamberimiz (asm) Müslümanlar için en zararlı fitne, kadın fitnesi olduğu (Buhari, Nikah, 17; İbn-i Mace, Fiten, 19; Müslim, 8: 228, H. No: 97-98-99.) haber vermiştir. Bediüzzaman Hazretleri bu manadaki hadislere istinaden diyor ki: Âhirzamanın fitnesinde en dehşetli rolü oynayan, taife-i nisaiye ve onların fitnesi olduğu hadîsin rivayetlerinden anlaşılıyor. (Gençlik Rehberi, 23.)

Kadınları finelerden koruyan iman ve hayâ duygusudur. Evet hayalı kadın hem böyle fitnelere alet olmaz hem aile hayatında merkez olan kadın, emniyet ve şahsiyet kazanır. İşte bu gibi hikmetler içindir ki, bir hadis-i şerifte de: “Haya (utanmak duygusu) güzeldir, fakat haya, kadınlarda daha güzeldir.” buyurulur. (Hikmet Goncaları, Hadis No: 153.)


Allah ehl-i imana iman şuuru versin ve hidayetini artırsın. Âmin!


Not: Kadınların etek altından veya pardüse altından geniş paçalı pantolun giymelerinde bir mahsur yoktur. Önemli olan kıyafetin Allah’ın emrettiği tesettürü sağlamasıdır.






42 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör