• M. Ali KAYA

KUR'ÂN'IN SIRLARI

M. ALİ KAYA

Kur’an-ı Kerim “Kur’ân-ı Mecîd”dir. “Levh-i Mahfûz”da meleklerin eliyle yazılmıştır. (Bürûc Suresi, 85:21-22.) “O Kur’ân Levh-i Mahfuzdaki çok değerli sahifelerdedir. Semaya kaldırılmış tertemizdir. Kâtiplerin eliyle yazılmıştır. O kâtipler makbul itaatkâr meleklerdir.” (Abese, 80: 13-16.)

Kur’an-ı Kerimin Levh-i Mahfuz’da muhafaza edilen yazılı şekli Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin keşfettiği ve yazdırdığı şekli olan “Tevafuklu Kur’ân” şeklinde olduğunun onu da Risale-i Nurun bir kahraman bir kâtibi olan Hüsrev’e “Yaz!” emir buyurmasıyla, levh-i mahfuzdaki yazılan Kur’an gibi yazıldığını” (Asay-ı Musa, 78.) ifade etmiştir.


Kur’ân-ı Kerimde 2806 adet “Allah” lafzı vardır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Müdayene Ayeti sayfa ölçüsü, İhlas ve Kevser Suresi satır ölçüsü olarak alınan “Hafız Osman Hattı” Kur’ân-ı Kerimdeki zaten mevcut olan tevafuku ortaya çıkarmıştır. Bunu da Hüsrev’e emrederek yazdırdığı Kur’ân-ı Kerimde göstermiştir. Buna göre “Allah” lafızlarının hepsi, ya bir sahife içinde alt alta veya karşılıklı sahifelerde yüz yüze ya da daha öteki sahifelerde sırt sırta gelerek, harika bir surette birbirine denk gelmekte ve tevafuk etmektedir. Bu Lafza-i Celaller kolayca görülsün diye kırmızı renkle basılmıştır.


Lafzatullah dışında aynı manayı ifade eden bazı kelimeler ya aynı sahifede veya başka sahifelerde üst üste ve sırt sırta birbirleriyle tevafuk etmektedirler. Meselâ 2. sahifede 2 ve 6. satırdaki “Kulûbihim” kelimesi birbirlerine tevafuk etmektedir. Bunun gibi pek çok ayetlerde tevafuklar vardır. Yine bazı sahifelerde “Kur’an” lafzı birbirlerine tevafuk etmektedir.


Bu neviden çok tevafuklar vardır. Tevafuk İ’câz-ı Kur’ânın bir nevidir. Bu cihetle önemlidir. Biz burada bunlardan bir kısmını göstermeye çalışacağız.


Ayetlerin Tertibindeki Sırlar

Peygamberimiz (asm) “Her bir ayetin zahiri, batını, haddı, mattalaı ve her birinin de dalları ve budakları, yaprakları ve çiçekleri vardır” (İbni Hibban, Sahih 1:146; Münavî, Feyzü'l-Kadîr, 3:54. Süyûti, İtkan, 2: 1220; Zerkeşi, II, 154; Sâbuni, Tibyan, s. 239.) buyurmuşlardır.


Bediüzzaman der ki: “Elfaz-ı Kur’âniye öyle bir tarzda va’zedilmiştir ki, her bir kelâmın, hatta her bir kelimenin, hatta her bir harfin, hatta bazen bir sükûnun çok vücûhu bulunuyor. Her bir muhatabına ayrı ayrı bir kapıdan hissesini verir.


Kur’ân-ı Mu’cizu’l-Beyân mefâhimi ile, manay-ı sarihi ile ifade-i hakâık ettiği gibi, üslupları ile, hey’eti ile çok manây-ı işârîyi dahi ifade ediyor. “Nimet verilenlerin yoluna ilet” (Fatiha, 1:7.) ayetinin tefsiri olan “Ve onları doğru bir yola iletirdik. Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği, nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!” (Nisa, 4:68-69.) ayetinde… Sırat-ı müstakim ehli ve hakâık-ı niam-ı ilâhiyeye mazhar, nev-i beşerdeki taife-i enbiya ve kafile-i sıddıkîn ve cemaat-i şühedâ ve esnâf-ı sâlihîn ve enva-ı tabiîn buluduklarını ifade etmekle beraber, alem-i İslâmiyette o beş kısmın en mükemmelini dahi ayrıca sarahaten gösterdikten sonra, o beş kısmın imamlarını ve başta rüesâlarını sıfat-ı meşhureleri ile zikretmekle onlara delalet edip ifade ettiği gibi, ihbar-ı gayb nevindeki bir lem’ayı i’caz ile o taifelerin istikbaldeki reislerinin vaziyetlerini bir vecihte tayin ediyor.


“Mine’n-nebiiyyîn” sarahaten Hz. Muhammed’e (asm) “Sıddıkîn” Hz. Ebubekir’e (ra) bakıyor ve ondan sonra en evvel yerine geçeceğini ifade ediyor. “Şühedâ” kelimesi ile Hz. Ömer, (ra) Hz. Osman (ra) Hz. Ali (ra) beraber ifade ediyor. Hem üçü sıddıktan sonra halife olacaklarını ve üçünün de şehit olacaklarını, şehadet faziletinin de diğer faziletlerine ilave edileceğini işâret ve gaybî surette ifade eder. “Salihîn” kelimesi ile Ashab-ı Suffe, Bedir, Rıdvan gibi mümtâz zevâta işaret ederek “ve hasüne ulâike refîkâ” cümlesi ile manây-ı sarihi ile onların etbaına teşvik ve tabiindeki tebîyeti çok müşerref ve güzel göstermekle manay-ı işârisi ile hulefa-i erbaanın beşincisi olarak “İnne’l-hilâfete ba’dî selâsûne seneten” hadis-i şerifin hükmünü tasdik ettiren müddet-i hilâfetin azlığı ile beraber kıymetini azim göstermek için manây-ı işârisi ile Hz. Hasan’ı (ra) gösteriyor.


Elhasıl, bu ayet Sure-i Fethin ahirindeki hulefâ-i erbaaya baktığı gibi, bu ayet dahi te’yiden ihbâr-ı gayb nev’inden onların istikbaldeki vaziyetlerine işaret eder.” (Said Nursi, Lem’alar, 7. Lem’a, s. 64-69.)

Fetih Suresinin son ayetinde bu hususa işaret edilmiştir Şöyle ki: “Muhammed Resulullah” ile Hz. Muhammed’e (asm) ismen ve sarahaten işaret ettiği gibi, “Vellezîne maahû” ile maiyet-i mahsusa ve sohbet-i hâssa ile ve en evvel vefat ederek maiyetine girmekle meşhur ve mümtaz olan Hz. Sıddıkı (ra) gösterdiği gibi, “Eşiddâu ale’l-küffâr” ile istikbalde küre-i arzın devletlerini fütuhatı ile titretecek ve adaletiyle zalimlere saika gibi şiddet gösterecek olan Hazret-i Ömer’i (ra) gösterir. Ve “ruhemâu beynehum” ile istikbalde en mühim bir fitnenin vukuu hazırlanırken, kemâl-i merhamet ve şefkatinden İslamlar içinde kan dökülmemek için ruhunu feda edip teslim-i nefis ederek Kur’ân okuen mazlumen şehit olmasını tercih eden Hz. Osman’ın (ra) haber verdiği gibi, “Terahum rukkean sücceden yebteğûne fazlen minallahi ve rızvânen” ayeti ile saltanat ve hilafete kemal-i liyakat ve kahramanlıkla girdiği halde ve kemâl-i zühd ve ibadet ve fakr ve iktisadı ihtiyar eden ve rükû ve sücutta devem ve kesreti herkesçe musaddak olan Hz. Ali’nin (ra) istikbaldeki vaziyetini ve o fitneler içindeki harpleriyle mesul olmadığını ve niyeti ve matlubu fazl-ı ilâhî olduğunu haber veriyor. (Lem’alar, 7. Lem’a, s.58-59.)


“İnnebnî Hasenün hâzâ seyyidün, se-yulihullahu bihî beyne fieteyni azîmeteyn” hadis-i şerifi Hz. Hasan’ın (ra) altı aylık hilafetinin önemini izah ediyor. Hz. Hasan (ra) “Barışı” esas alarak barış içinde “İman ve Kur’an hizmetini” ve “Sünnet-i Seniyyenin ihyasını” esas alarak dinin hakkaniyetini muhafaza etmiştir.


Bir rivayette Peygamberimiz (asm) “Beş kişiyi sevmeyen cennete gidemez” buyurmuşlardır. İslam alimleri bu hadiste belirtilmeyen beş kişiden kast edileni izah ederken kimisi “Peygamberimiz (asm) ile beraber Hulefa-i Raşidini” kimisi de “Peygamberimiz (asm) ile beraber hamse-i âl-i âbâyı” saymışlardır. Yukarıdaki ayetler de bu hususa işaret ederek Peygamberimizin (asm) bu hadisine kaynaklık etmişlerdir.

8 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör