• M. Ali KAYA

KUTSAL İTTİFAKTAN MİLLET İTTİFAKINA İTTİFAKLAR

Güncelleme tarihi: 5 Mar

M. Ali KAYA

Giriş

Kutsal İttifak, tarihin çeşitli dönemlerinde Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri olan Papa'nın teşvikiyle Avrupa ülkeleri arasında kurulan ittifaklardır. Bu ittifakların çoğu Osmanlı Devleti'ne saldırmayı hedef almışlardır:


Tarihteki Kutsal İttifakları şöyle sıralayabiliriz:

1. 1495 Venedik İttifakı: Papa VI. Alexander’ın tFransa'ya karşı topladığı ittifak.


2. 1538 Papa III. Paulus tarafından Venedik Cumhuriyeti'nin ısrarıyla Osmanlı Devleti'ne karşı toplanmış kısa süreli ittifak.


3. 1571 Papa V. Pius tarafından Osmanlı Devleti'ne karşı toplanmış Akdeniz'in bütün Katolik güçlerini kapsayan ittifak.


4. 1684 Papa XI. Innocentius tarafından Osmanlı Devleti'ne karşı toplanmış, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, Venedik Cumhuriyeti, Malta Krallığı, Lehistan-Litvanya Birliği ve Rus Çarlığını kapsayan ittifak.


5. 1717, Papa tarafından Osmanlı Devleti'ne karşı toplanmış Papalık Devleti, Portekiz, Venedik ve Malta'nın katıldığı ve Matapan Muharebesi'yle sonuçlanan ittifaktır.


Erbakan’ın Kurduğu Kutsal İttifak

20 Ekim 1991 Genel Seçimleri: Baraja karşı Erbakan-Türkeş İttifakı

12 Eylül 1980 darbecileri yüzde 10 seçim barajıyla merkez sağ ve solda yer almayan partilerin Meclis’te temsil edilmesini engellemeyi hesaplamışlardı. 12 Eylül’e kadarki süreçte Kürtlerin bağımsız parti yapılanması olmadığı için ana hedefler sosyalist/komünist sol partiler, Milli Selamet Partisi’nin devamı olan İslamcı Refah Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin devamı olan Milliyetçi Çalışma Partisi’ydi.


Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Mesut Yılmaz liderliğindeki ANAP hükümetinin kötü gidişini bir nebze olsun durdurabilmek için Türkiye’yi 20 Ekim 1991 günü erken genel seçime götürme kararını dayattığında RP ve MÇP’nin barajın altında kalacağını ve onların hak ettikleri milletvekillerinin bir kısmını eski partisinin elde edebileceğini hesaplıyor olmalıydı. Fakat seçimlere çok az süre kala Alparslan Türkeş liderliğindeki MÇP, Aykut Edibali’nin lideri olduğu Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ile birlikte, Necmettin Erbakan liderliğindeki RP listelerinden seçimlere katılma kararı aldı.


Kısa sürede “Kutsal İttifak” adını alan bu iş birliğine karşı en sert itiraz, Milli Görüş hareketinin geleneksel olarak güçlü olduğu Kürt illerinden geldi. Kürt sorununun, hatta Kürtlerin varlığını inkâr eden Türk milliyetçisi MÇP ile ittifaka kızıp ayrılanlar arasında, genç yaşta RP Güneydoğu Bölge Müfettişi olan Altan Tan da vardı. Fakat Erbakan, MÇP ile ittifakın İç ve Doğu Anadolu’daki getirisinin Güneydoğu’daki götürüsünden daha fazla olacağını hesaplayarak itirazlara kulak asmadı. Sonuçta haklı da çıktı. RP oyların yüzde 16.87’ini alıp 62 milletvekili kazandı ve bu milletvekillerinin ezici bir çoğunluğu Erzurum, Kayseri, Kahramanmaraş, Konya, Sivas, Yozgat gibi illerdendi. Buna karşılık Bingöl’de 2, Bitlis ve Van’da sadece birer milletvekili çıkarabildi.


1991 seçimleri İç ve Doğu Anadolu’da RP ile MÇP’nin (MHP) tabanlarının iç içe geçmiş olduğunu çıplak gözle görmemi sağladı. Fakat tavanda çok derin farklılıklar vardı. Seçmene karşı birlik-beraberlik görüntüsü veriyorlardı fakat her iki partinin önde gelen kadrolarıyla sohbet ettiğinizde aslında ittifaktan hiç memnun olmadıklarını, seçimden sonra herkesin kendi yoluna gitmesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyorlardı.


Buna karşılık düşüşe geçmiş olan ANAP içindeki muhafazakâr kanat ve onların ilişkide olduğu milliyetçi-muhafazakâr entelijansiya, oluşmasında bir şekilde katkıları olan bu ittifakın kalıcı olması için gayret gösteriyorlardı. Aslında elde edilen yüzde 16.88 oy ve 62 milletvekili başlangıç için hiç de fena sayılmazdı. Ancak olmadı, ittifakın ömrü 52 gün sürdü. 19 milletvekili MÇP’ye, üçü de IDP’ye geri dönünce RP 40 milletvekiliyle güçlü bir Meclis grubu oluşturdu. RP’nin 1994 yerel ve 1995 genel seçimlerinde elde ettiği başarılar, Erbakan’ın ittifakla ne kadar akılcı bir tercih yapmış olduğunu gösterdi.


Bu ittifak 52 gün sürmüştü; ancak bu ittifak Necmettin Erbakan’ın yıldızını parlatmış ve bir sonraki 1995 seçimlerinde birinci parti olmanın önünü açmıştı.


1995 Genel Seçimleri

24 Aralık 1995 tarihinde yapıldı. 1991 genel seçimlerinden sonra işbaşına gelen Doğru Yol Partisi-Sosyal Demokrat Halkçı Parti koalisyon hükûmeti, Haziran 1993’ten itibaren Tansu Çiller’in liderliğinde, Şubat 1995’ten itibaren de DYP-Cumhuriyet Halk Partisi koalisyonu olarak yoluna devam etti. 9 Eylül 1995’te yapılan kurultayda Deniz Baykal CHP genel başkanlığına seçildi. Baykal göreve gelir gelmez koalisyon ortağı DYP’nin lideri ve Başbakan Tansu Çiller’den İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı CHP'li Algan Hacaloğlu ilgili söyledikleri sözleri nedeniyle görevden alınmasını istedi. Bu isteği reddeden Çiller hükûmeti bozarak, 20 Eylül’de hükûmetin istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e verdi.


5 Ekim 1995'te Tansu Çiller başkanlığında kurulan DYP azınlık hükûmeti 15 Ekim’de TBMM'de yapılan oylamada güvenoyu alamadı. Başarısız güven oylamasından sonra, 16 Ekim'de bir araya gelen Çiller ve Baykal erken seçime gidilmesi koşuluyla DYP-CHP hükûmetinin kurulması konusunda anlaşmaya vardı.


27 Ekim 1995’te, TBMM Genel Kurulu’nda, milletvekili erken genel seçiminin 24 Aralık’ta yapılmasına ilişkin önerge kabul edildi. Seçim Kanunu’nun çıkmasından sonra, Çiller'in başbakanlığında kurulan, Baykal'ın Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldığı DYP-CHP koalisyon hükûmeti 5 Kasım’da güvenoyu aldı.


Seçim öncesi yapılan kanun değişikliğiyle seçmen yaşı 20’den 18’e indirildiğinden 18-20 yaş grubundakiler ilk kez bu seçimde oy kullanabildi, ceza ve tutukevlerinde tutuklu olarak bulunanlara da oy kullanma hakkı tanındı. Yine aynı düzenlemeyle TBMM'nin üye sayısı 450’den 550’ye çıkartıldı ve bu 550 milletvekilinden 100’ünün seçim çevrelerine bağlı kalmaksızın, partilerin ülke genelinde aldıkları oylar esas alınarak “Türkiye milletvekili” olarak seçilmeleri öngörüldü. Yüzde 10'luk ülke barajı korunurken, seçim çevresi barajları yüzde 10'a indirildi. 1991 seçimlerinden önce uygulamaya konan kontenjan adaylığı uygulamasına ise son verildi. Aynı düzenlemeyle seçim çevreleri de genişletildi. Önce her ile bir milletvekilliği dağıtıldıktan sonra son genel nüfus sayımındaki rakam kalan milletvekili sayısına bölünecek ve il nüfusunun bu sayıya bölünmesi ile her ilin çıkaracağı milletvekili sayısı belli olacaktı. Çıkaracağı milletvekili sayısı 18’e kadar olan iller bir seçim çevresi, sayısı 19’dan 35’e kadar olanlar iki; 36 ve daha fazla milletvekili düşenler ise üç seçim çevresine ayrıldılar. Bu düzenlemeyle İstanbul üç, Ankara ve İzmir ikişer seçim çevresine bölündü, öteki illerin her biri ise birer seçim çevresi olarak düzenlendi.


Demokratik Sol Parti'nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, seçim bölgesi barajını ve Türkiye Milletvekilliği adı altında 100 yeni milletvekili seçilmesini öngören düzenlemeleri iptal etti; bu iptal karşısında, TBMM'nin üye sayısı 550'ye çıkarılarak seçime gidildi.


12 siyasi partinin katıldığı seçimlerde Büyük Birlik Partisi adayları, ANAP listelerinden (7 BBP'li milletvekili seçildi) Sosyalist İktidar Partisi ve Birleşik Sosyalist Parti, HADEP listelerinden seçime girdiler.


Aydın Menderes’in Rolü

DP Genel Başkanı Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes 1995 Genel Seçimleri'nden hemen önce “Pazara kadar değil mezara kadar Refah Partiliyim” diye Refah Partisine geçti ve bu partiden İstanbul Milletvekili seçildi. 1996 yılında aynı partinin Genel Başkan Yardımcılığına getirildi. 15 Mart 1996 tarihinde, Refah Partisi İstanbul Milletvekili Metin Işık'la beraber Refah Partisi'nin Antalya, Belek'te düzenlediği parti içi eğitim toplantısına giderken Afyon'un Sandıklı ilçesi yakınlarında trafik kazası geçirdi. Kaza nedeniyle boynundan aşağısı felç olan Aydın Menderes tekerlekli sandalyeyle yaşamını sürdürmek zorunda kaldı.


1999 yılında Fazilet Partisi'nde (FP) İstanbul Milletvekili seçildiyse de Merve Kavakçı'nın basına yansıyan bazı sözleri ve FP yönetiminin bu sözleri tekzip etmemesi üzerine kısa süre sonra partisinden istifa etti. Böylece Menderes’in beraberliği mezara kadar değil, pazara kadar sürmüştü. 2001 yılında Doğru Yol Partisi'ne (DYP) katılan Menderes, 3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinde bu partiden Aydın Milletvekili adayı oldu, ancak DYP'nin seçim barajının aşamaması nedeniyle milletvekili seçilemedi. Aydın Menderes’in siyasi hayatı da bu şekilde bitmiş oldu.


1995 Seçimlerden Menderes’in de desteği ile birinci parti olarak Refah Partisi çıktı, oyların yüzde 21,4’ünü alan RP 158 milletvekili kazandı. Anavatan Partisi 132, Doğru Yol Partisi 135, Demokratik Sol Parti 76, Cumhuriyet Halk Partisi de 49 milletvekilliğine sahip oldular.


Seçimlerden hemen sonra başlayan hükûmet kurma girişimleri sırasında Refah Partisi genel başkanı Necmettin Erbakan önce ANAP ile koalisyon kurmayı denedi, bu olmayınca, seçimlerden yaklaşık iki ay sonra ANAP-DYP koalisyonu (ANAYOL) kuruldu. Ancak bu koalisyon, hem iki partinin genel başkanları arasındaki geçimsizlik, hem de Anayasa Mahkemesi'nin güven oylamasını iptal etmesi nedeniyle kısa sürede sona erdi.


28 Haziran 1996'da, Necmettin Erbakan'ın başkanlığında, RP ile DYP arasında Refahyol hükûmeti kuruldu ve 8 Temmuz'da güvenoyu aldı. Fakat bu hükûmet 28 Şubat 1997 tarihindeki Millî Güvenlik Kurulu kararları sonrasında istifaya zorlandı. Haziran 1997'de istifa eden Refahyol hükûmetinin yerine, ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın başbakan olduğu, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi'ın katıldığı ANASOL-D Hükûmeti kuruldu.


Haziran 1998'de ANASOL-D Hükûmeti olarak bilinen 55. Hükûmet'in Başbakanı Mesut Yılmaz ile bu hükûmeti dışarıdan destekleyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal arasında yapılan görüşmeler sonunda varılan mutabakatla, Aralık 2000'de yapılması gereken milletvekilliği seçiminin yerel seçimlerle birleştirilerek 18 Nisan 1999 tarihinde yapılması kararlaştırıldı. 30 Temmuz 1998 tarihinde TBMM Genel Kurulu, erken genel seçimlerle yerel seçimlerin 18 Nisan 1999 tarihinde birleştirilerek yapılmasına karar verdi. Oylamaya katılan 497 milletvekilinden 486'sı kabul, 11'i ise ret oyu kullandı.


Seçim kararının alınmasından kısa süre sonra patlak veren Türkbank Skandalı'yla CHP, ANASOL-D Hükûmeti'nden desteğini çekti. 25 Kasım 1998 tarihinde, CHP, Fazilet Partisi ve Doğru Yol Partisi'nin verdikleri gensorunun TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmesiyle Cumhuriyet tarihinin en uzun ömürlü azınlık hükûmeti olan ANASOL-D Hükûmeti düştü. Mesut Yılmaz istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sundu. Yaklaşık 1,5 aylık bir süreçten sonra, 18 Nisan seçimlerine kadar görev yapacak olan Bülent Ecevit başkanlığındaki 56. Hükûmet kuruldu.


İttifakların Mimarı “Millî Görüş” Lideri Necmettin Erbakan’dır

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’ın hocası olan Erbakan daha sonra ihanete uğrayarak muhalefette kalmış olsa da fikirlerini Gül ve Erdoğan iktidara taşımış ve devam ettirmişlerdir. Daha sonra hocası Erbakan ile fikir ayrılığına düşerek ekibiyle HAS Parti’yi kuran Numan Kurtulmuş da daha sona Erdoğan’la ittifak kurmuş ve AKP’ye katılmıştır.

Erbakan Başbakanlığı kendisine açan yolun “Kutsal İttifak” olduğunu bildiği için 86 yaşında ölümünden önce de 90’lardaki gibi İttifak Planları yaparak bir çıkış aramaya devam ediyordu. Çünkü 1991 yılında günümüzün MHP’si o günün MÇP’si ile yaptığı IDP’nin de desteklediği “Kutsal İttifak” ile TBMM’ye girmeyi başarmıştı. Erbakan 27 Şubat 2011’de vefat etmeseydi, Başbakanlık koltuğunu bırakmak zorunda kaldığı sürecin miladı olan 28 Şubat’ın 14. yıldönümünde, ittifak çalışmalarına son şeklini verecekti. Türk siyasetinin en önemli ve renkli liderlerinden biri, son nefesine kadar bu çalışmalarını sürdürüp, iktidar kavgası vererek perdeyi kapattı.


Erbakan’ın öğretileri ile siyaset yapan Recep Tayyip Erdoğan da siyasette sıkıştığı zaman çözümü “İttifakta” bularak iktidarını devam ettireceğini çok iyi öğrenmişti.


Günümüz Cumhur İttifakı

Günümüzün “Cumhur İttifakı” gerçekte 1991’in “Kutsal İttifakı”nın bir devamıdır. RP-MÇP-IDP’nin 91’deki ‘Kutsal İttifak’ı bugünkü siyasetin aktörlerini çıkarttı. Bu ittifak nasıl oluştu? Şöyle:


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 14 Aralık 2018’de şöyle bir beyanat verdi: “Sarı yelek terörüne özenen varsa, bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerini de şimdiden ifade etmek isterim. Sarı yelek giyen çıplak yatmayı göze almalıdır. Bu işin şakası yoktur. Mesele beka meselesidir. 1 Nisan 2019 sabahı Türkiye'nin başına çorap örmek için hazırlık yapan, el ovuşturan, sarı rüyalar gören kim ya da kimler varsa karşılarında bizi bulacaklardır. 1 Nisan sabahı Türkiye için yeni bir kurgu yapan, yeni bir Gezi düşü kuran, yeni bir sokak hareketi düşleyen varsa kuşku yok ki buna pişman olacaktır.”


Bahçeli’den birkaç saat sonra, Cumhur İttifakı’ndan söz edilirken üçüncü ve en küçük ortak BBP’nin başkanı Mustafa Destici, aynı banttan konuştu: “Hiç kimse sarı yeleklilere özenmemeli. Milletimiz, devletimiz Gezi ve 15 Temmuz'da hangi cevabı vermişse, Gezi veya 15 Temmuz özentisi içine girenlere misliyle cevap verecek güçtedir.”


Sözleşmiş gibi aynı gün içinde, Fransa’daki kitlesel protestolarla Türkiye arasında bir ilinti kurup, tehdide varan üsluplarla açıklama yapan bu iki ülkücü lider, ortak bir gündemden besleniyor olmalıydı.


Bugün ‘Cumhur İttifakı’ adı altında bir iktidar koalisyonu olarak ortaya çıkan AKP-MHP-BBP cephesi 1991 seçimlerinde yapılan ve o dönem ‘Kutsal ittifak’ adıyla anılan işbirliği ile oluşturuldu. Erbakan ve Refah Partisi, Türkeş ve Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP), yanlarına küçük bir İslamcı grup olan Aykut Edebali’nin Islahatçı Demokrasi Partisi’ni de alarak bir seçim ittifakı kurmuşlardı. 12 Eylül darbecilerinin getirdiği yüzde 10’luk ülke barajını hiçbiri tek başına aşamıyordu. İşte o ‘Kutsal İttifak’ ile bir araya geldiler ve tam da rejimin bir siyasal kriz anına denk gelen bu seçimin en dikkat çekici sonucunu aldılar. Oyları yüzde 17’ye yaklaşmış ve parlamentoda 62 sandalye (40 RP, 19 MÇP, 3 IDP) kazanmışlardı. Aday listelerinin YSK’ya verilmesine saatler kala anlaşmaya varılabilen bu ittifakın müzakerelerini yürüten başlıca iki isim oldukça tanıdık gelecektir: RP Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk ve MÇP Genel Sekreteri Devlet Bahçeli! İttifak konusunda en hararetli tartışmalara sahne olan Refah’ın, özellikle MÇP ve lideri Türkeş nedeniyle bu iş birliğine açıkça şüphe gösteren İstanbul İl Başkanı da tanıdık bir isimdi: Tayyip Erdoğan... Seçim listelerinin teslim edilmesine saatler kala, her iki tarafın ‘devletçi’ olarak bilinen isimlerinin de gayretleriyle ittifak sağlanmıştı. Bu bugünkü Türkiye’nin siyasal ve kültürel tablosunu oluşturacak bir sürecin önemli adımlarından biriydi.


91 ittifakı, 12 Eylül’ün zoruyla inşasına girişilmiş ‘Yeni Türkiye’nin ikbali için uygun görülen aktörlerin türeyeceği bir kozaydı. O günden beri siyasette belirleyici rol üstlenen hemen her figür o kozanın içindeydi: Erbakan, Türkeş, Bahçeli, Erdoğan, Gül, Arınç… (Hakkı Özdal, Gazete Duvar, 12.14.2018.)


Cumhur İttifakı, kısa adıyla CUMHUR, 20 Şubat 2018 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasında kurulan seçim ittifakıdır. İttifak, 2018 genel seçimlerine birlikte katılmak için kuruldu ve mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden seçilmesini destekleyen siyasi partileri bir araya getirdi. Büyük Birlik Partisi (BBP) de ittifaka katıldı. 23 Kasım 2018'de kurulan Yeniden Refah Partisi (YRP) 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Cumhur İttifakına destek vereceğini açıkladı. Böylece Bediüzzaman’ın “Millet Partisi” olarak tanımladığı milletin milli ve dini değerleri üzerinden siyaset yapan partiler “Cumhur İttifakı” şeklinde iktidara gelip ülkeyi yönetmeye başladılar.


Cumhur İttifakına (Millet Partisi) Giden Süreç

Başkanlık Sistemine giden yol 15 Temmuz 2015 Darbe Girişimi Kalkışması ile başlamıştır.


“Yurtta Sulh Konseyi” tarafından planlanan 15 Temmuz Darbe Girişimi bir AK Parti-Gülen Hareketi çatışmasıdır. Ankara, İstanbul, Malatya, Marmaris’te çatışmalar yaşandı ve sonuçta başarısız oldu. Askerî güçler ve polisler arasında yoğun çatışma yaşandı, sivillere ateş açıldı. Atatürk Havalimanı ele geçirildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı.


Sonuçta ülke çapında darbecilere yönelik gözaltı ve soruşturmalar başladı. 2016-2021 arası toplam 125.678 kişi kamudan ve TSK'dan çıkarılan KHK'lar ile ihraç edildi. Gülen Hareketi bağlantılı toplam 319.587 kişi gözaltına alındı, 99.962 kişi tutuklandı. Ülke çapında üç aylık periyotlar hâlinde toplam 7 kez olmak üzere 2 yıl boyunca olağanüstü hâl ilân edildi.


Hükûmet politikalarına muhalif çeşitli kesimlerce, başta darbeci olduğu iddia edilen kişilere yönelik başlayan tasfiyelerin, OHAL koşullarında hükûmet tarafından genişletilerek çeşitli hükûmet karşıtı kesimlere karşı da uygulandığı iddia edildi. 4.130 kişi doğrudan darbe suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapse mahkûm edildi.


Gelişmeler üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNN Türk'te FaceTime aracılığı ile gerçekleştirdiği bağlantıda darbecilere hiçbir şekilde imkân tanınmayacağını ifade ederek halkı darbeye tepki göstermek için meydanlara ve havalimanlarına çıkmaya davet etti. Çağrının ardından, Türkiye'nin birçok ilinde darbe karşıtı protesto gösterileri düzenlendi.


16 Temmuz sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin gerçekleştirdiği operasyonlar sonucunda askerî darbe girişimi bastırıldı ve askerler silahları ile birlikte teslim oldu. Olaylar sonucunda 104'ü darbe yanlısı asker olmak üzere 300'den fazla kişi hayatını kaybetti, 1491 kişi yaralandı, farklı rütbelerden 8036 asker gözaltına alındı.


Gülen Hareketi destekli olduğu öne sürülen askerî darbe girişiminin ardından İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Türk Ceza Kanunu'nun anayasal düzene karşı suçlar kapsamında yer alan ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs’, ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye teşebbüs’, ‘halkı, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik’ ve ‘cumhurbaşkanına suikast’ suçlarından soruşturma başlatıldı. 21 Temmuz'da Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından anayasanın 120. maddesi gereğince üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edildi. İlan edilen olağanüstü hâl darbe girişiminin ardından geçen 2 yıllık süreyi kapsayacak şekilde uzatıldı. Girişimin ardından başlatılan tasfiye süresince; Nisan 2018 itibarıyla, 160 bin kişi gözaltına alındı, FETÖ/PDY üyesi suçlamasıyla 50 bin kişi tutuklandı ve 152 bin kamu personeli görevlerinden ihraç edildi. Darbe girişimini izleyen dört yıllık sürede 289 dava açıldı, karara bağlanan 275 davada toplamda 4 bin 130 sanık hüküm giydi.


Darbe girişimi sonrası başta Fethullah Gülen'i iade etmediği gerekçesiyle Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte; aralarında Almanya ve Yunanistan'ın da olduğu birçok Avrupa Birliği üyesi ülke ile FETÖ üyelerinin iade süreçleri ve sığınma hakkı konularında siyasi ve diplomatik krizler yaşandı. Ayrıca, darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ mensuplarına finansal destek verdiği ve darbe girişiminin arkasında bulunduğu iddiası nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkiler gerginleşti.


Teşebbüsün ardından geçen süre boyunca aralarında Boğaziçi Köprüsü, Büyük İstanbul Otogarı ve Ilgaz Dağı Tüneli'nin de yer aldığı birçok yapı, mekân, meydan ve yerin adı, darbe girişiminin tarihine ithafen değiştirildi. Ayrıca 15 Temmuz tarihi, darbe girişiminde hayatını kaybedenleri anmak amacıyla “Demokrasi ve Millî Birlik Günü adıyla 2017'de resmî tatil olarak ilan edildi.


Darbe girişimi, Türkiye siyasi tarihinde 12 Eylül 1980 askerî darbesinden 36 yıl sonra gerçekleştirilen ilk askerî darbe teşebbüsü olarak kayıtlara geçti.


Bu olaydan sonra MHP lideri Devlet Bahçeli “Türkiye’nin bekâ meselesi” diyerek Recep Tayyip Erdoğan’a destek verdi. Cumhur İttifakı süreci bu şekilde başlamış oldu.


Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, Türkiye'de 16 Nisan 2017 Referandumu'yla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan bir hükûmet sistemidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın sekizinci maddesine göre, yürütme yetkisi ve görevi, cumhurbaşkanı tarafından, anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.


Cumhurbaşkanlığı, cumhurbaşkanlığı teşkilatı hakkındaki 1 sayılı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenmiştir. 1 sayılı cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 539 maddelik mufassal bir kararnamedir. Bu kararname, cumhurbaşkanlığının her yönünü ayrıntılarıyla düzenlemektedir.


Bu sisteme geçişle beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kimi yetkileri, cumhurbaşkanına aktarıldı. “Cumhurbaşkanı, devletin başıdır. Yürütme yetkisi, cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde, cumhurbaşkanı partili olabilir.”


2007 yılında yapılan Anayasa değişikliğinden sonra 2014 yılından itibaren cumhurbaşkanı, halk tarafından seçilmektedir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde bakanlar da cumhurbaşkanı tarafından meclis dışından atanabilmektedir. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, 16 Nisan başlıklı kitabında belirttiği gibi, cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi “tek kişilik hükûmet”tir:


“Cumhurbaşkanı siyasî kararları verme konusunda tek yetkilidir. Bakanların hiçbir siyasî yetkisi ve meclise karşı sorumluluğu yoktur, cumhurbaşkanının 'teknik çalışma ekibi'dirler.”


Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir. Değişen sistemle birlikte meclis tarafından çıkarılan yasalar azalmış, kararnamelerin sayısı ise artmıştır. Cumhurbaşkanı kararnameler yoluyla yasama yetkisini de kullanmaktadır. Türkiye’deki bütün kanun, kanun hükmünde kararname, cumhurbaşkanlığı kararnamesi, tüzük ve yönetmeliklere Mevzuat Bilgi Sistemi'nden ulaşılabilir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhurbaşkanlığı-Hükümet-Sistemi.)


Gerçekte bu sistem “Necip Fazıl”ın “İdeolocya Örgüsü”nden aldıkları ve BAŞBUĞ ile BAŞYÜCE’nin aynı idealleri paylaşmasından kaynaklanan “Fikir Birliği” sayesinde olmuştur. Her iki zihniyet de Demokrasiyi “Araç” olarak gördüğü için “Demokrasi aracı ile iktidara geldikten sonra” bu aracın artık işe yaramaz olduğunu veya başkalarının da işine yarayabileceğini düşünerek aracı terk edip kimse binmesin diye “yakıp” bir kenara atmaları gerekiyordu. Öyle oldu…


Necip Fazıl’ın “Başyüce”ye Yüklediği Vazife ve Sorumluluk şöyledir:

“Başyüce” kaba ve umum manasiyle herhangi bir devlet reisi değil, derin ve girift, içtima bir remzdir. Bir timsal...Bütün selâhiyetler beşer haddin en üstünüyle eline teslim edilmiş kâmil ferdin, Allah’ı, vicdanı ve milleti arasında terkibleştirmeye memur bulunduğu kâmil âhenk uğrunda, öz nefsini selâhiyetsizlikte son mertebeye indirmesi... “Başyüce”nin heykelleştirdiği remz, işte bu mânanın temsilciliği ve şahıslandırıcılığıdır.


"Başyüce” milletini tek şahıs içinde yekünlaştıran baş örnek... Onun içindir ki, selâhiyeti, hak ve hakikate karşı bu yeküna eş, kendi öz nefsine karşı da bu yekünun en ufak parçasından daha küçük...


"Başyüce”nin kendi öz lisanından başka her edâsı ve işi, “ben milletimin, görünürde en ahlâklı en bilgili ve en akıllı ferdiyim!” diye ilân edecektir. "Başyüce” "Yüceler Kurultayı” nın her şubede lif lif örülmüş kanunlar manzumesine aykırı emir veremez ve vermez; fakat her emri, kanunu tamamlayıcı ve belirtici ayrı bir kanundur. Kanunun birşey söylemediği yerde “Başyüce”nın emri, kat’îdir.


"Başyüce”nin bir emriyle hükümet değişir. Bütün hükümet manzumesi, en büyük mümessilinden en küçüğüne kadar onun adına iş görür. Kaza cihazı onun adına işler ve adalet onun adına dağıtılır. "Başyüce” bütün icra vasıtalarının ve bütün şubeleriyle ordunun başıdır.


Başbuğ, doğrudan doğruya “Başyüce”nin vekilidir. Anlaşılıyor ki, "Başyüce”, İslâmın “ulülemr” diye isimlendirdiği büyük içtima irade ve icra makamını, bu makama en kü ük nefs ve hırsı karıştırmamak ve kendi öz nefsaniyeti bakımından mâdum kalmak borcu altında, şahsiyle dolduran ideal ferddir.


“Başyüce” temsil ettiği iman ve hakikat kutbunun, en ileri hürriyet içinde her şeyi ve herkesi köleleştiren mânasına karşı mukaddes mîzan önünde, bizzat, her şeyden ve herkesten fazla köleleşecektir. “Başyüce” temsil ettiği hudutsuz mânanın altında evvel kendisini ezecek; ve sonra bağlı olduğu mânalar âleminin temsil hadkleri içinde, fâni şahsını- fâni şahsına hi bir pay vermeksizin- en göz kamaştırıcı kudret ve haşmet ifadesiyle alabildiğine pırıldatmaktan çekinmeyecektir.


“Başyüce”de pırıldayan kudret ve haşmet ifadesi, onun değil, bütün milletiyle bağlı olduğu mânalar âleminin ve oradan aksederek, milletinindir. Cemiyetin, hangi sahada olursa olsun, en dertli ve ıstıraplı unsuru, “Başyüce”yi kendisi kadar dert ve ıstırap içinde olup olmadığını ve derdinin çaresini elinde tutup tutmadığını anlamak bakımından, her ân hesaba çekmeye muktedir, kanun bir imkân sahibi olacaktır. En küçük suistimale karşı, cürret edicisine en büyük cezayı dâvet edecek olan bu imkân, her vatandaşın evinde, keyf için çekilmesi yasak bir imdat işareti koludur.


"Yüceler Kurultayı” beş yıl için seçtiği “Başyüce”yi tekrar intihab edebilir. Tekrar seçilmeyen "Başyüce” yaş haddini aşmamış bulunuyorsa “Yüceler Kurultayı”ndaki yerine davet eder. "Başyüce”lik makamı üzerinde Kurultaya karşı en tesirli irşad, “Başyüce”nin kendi yerine bizzat göstereceği namzet veya namzetlerdir.” (https://www.malikaya.com/ post/baskici-sistemler)


Sisteme Getirilen Eleştiriler

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, anayasa hukuku literatüründe daha önce uygulanmış bir sistem değildir ve ilk defa Türkiye Cumhuriyeti'nde uygulanmıştır. Bu sistem, başkanlık sisteminden farklıdır ve dünyada daha önce uygulanmamış, yepyeni bir idarî sistemdir.


Başkanlık sistemi, bir kuvvetler ayrılığı sistemidir. Başkanlık sisteminde yasama ve yürütme organları birbirinden bağımsız olarak seçilir ve birbirinden bağımsız olarak görevlerini sürdürürler. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde ise, cumhurbaşkanı veya Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) diğerinin görevine son verebilme imkanına sahiptir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde, yasama ve yürütme kuvvetleri arasında bir denetleme ve kısıtlama mekanizması bulunmamaktadır.

TBMM’ye verilen cumhurbaşkanının seçimlerini yenileme yetkisi, ancak üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla kullanabilir. TBMM’de bu çoğunluğa ulaşılma ihtimali pratikte yoktur. Cumhurbaşkanı ise istediği her zaman TBMM’yi feshedebilir. Bu şekilde TBMM, cumhurbaşkanını denetleyemez ve yetkilerini sınırlandıramazken; cumhurbaşkanı TBMM'nin yetki ve etkinliğini denetleyebilir ve devre dışı bırakabilir.

Gazeteci Taha Akyol, cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yetkileri bir tek kişiye verdiğini ve “şahsî yönetim”i teşvik ettiğini ifade etti. Akyol, sık sık ele aldığı cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini "...yanlış çıkarılıp düzeltilen kararnameler, kararlardaki kurumsal zaaflar, hukuki güven indeksindeki gerilemeler önemli verilerdir” ifadeleriyle başarısız olarak nitelendirdi. Akyol, bir başka yazısında da cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin şahsî politikaları anayasallaştırdığını ve bu şekilde yapılan yanlış uygulamaların düzeltme imkanının da ortadan kaldırıldığına dikkat çekti.


Cem Akaş, Alman-İspanyol siyaset bilimci Juan Linz'in Başkanlık Sisteminin Tehlikeleri başlıklı makalesine atıfla, bir elde aşırı yetki toplanmasının yaratacağı “Kibirlenme… bir tür popülizm… muhalefete karşı açıkça husumet… sistemin frenleyici erklerden yoksun kalması… merkez-kenar kutuplaşması…” gibi tehlikelere dikkat çekmiştir.


Bütün bu olumsuzlukları dikkate alan 6 muhalefet partisi CHP, İYİ Parti, DEVA, GP, SP ve DP, Cumhurbaşkanlığı Sisteminin ekonomik ve siyasal krizlere yol açtığını öne sürerek parlamenter sisteme geri dönülmesi için çalışmalar başlattı. Bu 6 parti ortak komisyon kurarak güçlendirilmiş parlamenter sistem adında yeni bir sistem tasarlamaya başladılar. Bu çalışmalarına da “Millet İttifakı” adını verdiler.


Cumhurbaşkanlığı Sistemine Tepkiler: Millet İttifakı

Cumhurbaşkanlığı sisteminin devamı için “Cumhur İttifakı” kuran AKP-MHP ve BBP’ye rakip olarak 3 Mayıs 2018 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti tarafından Millet İttifakı kuruldu.


Millet İttifakı, kısa adıyla MİLLET, Türkiye'de 2018 genel seçimlerine katılmak için oluşturulan bir seçim ittifakıdır. İttifak, 5 Mayıs 2018 tarihinde dört muhalif parti Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti (İYİ), Saadet Partisi (SAADET) ve Demokrat Parti (DP) tarafından resmen başlatıldı. Millet İttifakı'nın kurucu partileri ortak bir çatı altında meclis seçimlerine hazırlanırken, ittifaktaki her bir partinin cumhurbaşkanlığı seçimi için kendi adayını aday göstermesi kararı alındı.


2017 anayasa referandumu ve ardından yapılan anayasa değişiklikleri zemininde kurulan Millet İttifakı, başkanlık sistemine geçişe karşı "hayır" kampanyası yürüten ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetine karşı olan grupları bir araya getirmekteydi. Bu nedenle Millet İttifakı, 20 Şubat 2018 tarihinde kurulan hükûmet yanlısı Cumhur İttifakı'na rakip olarak ortaya çıktı.


Nisan 2017'de Türkiye'nin siyasi sistemini bir parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştürme konusunda anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Referandum, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile muhalif Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından desteklendi. Referandum sonucu ülkenin sistem değişikliğine geçişini etkin bir şekilde tetikledi. Bu arada, ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi, Meral Akşener gibi MHP muhalifleriyle birlikte, anayasa değişikliklerine karşı güçlü bir muhalefet oldu.


AK Parti ve MHP daha sonra 2018 genel seçimlerine birlikte katılabilmek için seçim öncesi ittifakların oluşumunu kanunlaştırması üzerine, muhalif grupların da bir ittifak kurma olasılığı hakkında spekülasyonlar ortaya çıktı. Birkaç tur müzakereden sonra 5 Mayıs 2018 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi; Meral Akşener tarafından yeni kurulan İYİ Parti'nin yanı sıra, meclis dışındaki Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile seçim ittifakı kurulduğunu duyurdu. Demokrat Parti genel seçimlere İYİ Parti çatısı altında katıldı, cumhurbaşkanlığı seçiminde ise aday çıkarmayarak Meral Akşener'i destekledi.


12 Aralık 2018 tarihinde CHP ve İYİ Parti, 2019 yerel seçimlerinde işbirliği yapmak amacıyla yaptıkları görüşmeler sonucunda 21 büyükşehir ile bazı il ve ilçelerde işbirliği yapma kararı aldı.


12 Şubat 2022 tarihinde 6 muhalefet partisi lideri Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metni üzerinde konuşmak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun çağrısı üzerine Ankara'da Çankaya Belediyesi'ne bağlı Ahlatlıbel tesislerinde bir araya geldiler. Millet İttifakı üyeleri dışında muhalefette temsil edilen DEVA ve Gelecek Partisi liderleri de yuvarlak masa etrafında buluştu. 5 saat 15 dakika süren görüşme sonrası Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş konusunda 2021 yılının Aralık ayında genel başkan yardımcıları tarafından ortak çalışma sonucu hazırlanan Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metnine bağlılıklarını 6 parti olarak taahhüt ettikleri ortak irade beyannamesini imzaladılar.


İmzalanan metinde bu altı partinin ortak bir gelecek hedefi üzerinde uzlaştıkları, "Yarının Türkiyesi'ni" inşa etmek için "kutuplaşma değil uzlaşma", Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normlarına vurgu, Siyasi Etik Kanunu gibi konular ön plana çıktı. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni'nin kamuoyuna duyurulması için 28 Şubat tarihine gün verildi.


Sonuç Olarak

1. Millet İttifakı bir siyasi parti değildir.


2. Millet İttifakı seçimlere tek parti olarak girmeyecektir.


3. Millet İttifakındaki partiler seçimlere kendi partileri ile gireceklerdir.


4. Önümüzdeki 2023 seçimlerinde Cumhurbaşkanı Seçimi için AKP ve Erdoğan karşısına ortak bir Cumhurbaşkanı adayı ismi belirleme çalışması yapmaktadır.


5. Şayet belirledikleri isim Cumhurbaşkanı seçilirse bu taktirde yeniden Parlamenter Sisteme geçmek için yeni bir Anayasa çalışması başlatacaklardır. Bu süreç en az 3 sene devam edecektir.


6. Bu üç sene içinde mevcut sistem işleyecek ve aynı yetkileri RTE değil yeni seçilen Cumhurbaşkanı kullanacaktır.


7. Cumhurbaşkanı elindeki yetkilere göre Millet İttifakı partilerinin hazırladığı Anayasa ve Parlamenter Sisteme dönüş programını isterse kabul eder, isterse reddeder. Burası meçhuldür.


8. Bu durumda İttifak dağılır, bütün her şey berhava olur. Bütün çalışmalar “Keen-lem Yekün” olur.


Bütün bunlar dikkate alındığı zaman ittifaka fazla güvenmeyelim. İttifakı kutsamayalım ve kurtuluş olarak görmeyelim. Demokrat Partinin tek başına iktidar olmasına çalışalım. Yoksa Parlamenter Sistem ve Demokrasi hayal olur.

27 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör