• M. Ali KAYA

MEALCİLİK VE “ŞERİAT-I MUHAMMEDİYE”

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021

M. Ali KAYA

Tarikat-ı Muhammediye (asm) “Şeriat-ı Muhammediye”dir. (asm) Şeriat-ı Muhammediye (asm) ise “Sünnet-i Seniyyesidir. Sünnet-i Seniyye’nin ise meratibi vardır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bunu şöyle açıklar: “Sünnet-i Seniyye’nin meratibi var. Bir kısmı vâciptir, terk edilmez. O kısım, Şeriat-ı Garrâda tafsilâtıyla beyan edilmiş. Onlar muhkemattır, hiçbir cihette tebeddül etmez. Bir kısmı da nevâfil nev’indendir. Nevâfil kısmı da iki kısımdır: Bir kısmı, ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır. Onlar dahi şeriat kitaplarında beyan edilmiş; onların tağyiri bid’attır. Diğer kısmı, “âdâb” tabir ediliyor ki, Siyer-i Seniyye kitaplarında zikredilmiş. Onlara muhalefete bid’a denilmez; fakat âdâb-ı Nebevîye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakikî edepten istifade etmemektir. Bu kısım ise, örf ve âdât, muamelât-ı fıtriyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevatürle malûm olan harekâtına ittibâ etmektir. (Lem’alar, 2005, s. 180.)


“Şeriat-ı Muhammediye” Kur’ân-ı Kerimin hakikatlerinin, ibadetlerinin, emir ve yasaklarının anlaşılmasını, fiilen uygulanmasını ve izahını içine alan hususlardır. Sünnet-i Seniyye’yi ortadan kaldırırsanız Kur’ân-ı Kerimin ahkamını ortadan kaldırmış olursunuz. Namazı nasıl kılacaksınız? Orucu nasıl tutacaksınız? Haccı nasıl yapacaksınız? Zekatı hangi maldan, ne kadar ve nasıl vereceksiniz? Muamelat ve ahlaka dair hususları Allah’ın rızasına uygun nasıl uygulayacaksınız? Toplumu nasıl yönetecek ve adaleti nasıl sağlayacaksınız?


Tüm müceddidler ve müçtehitlerin vazifesi “Sünneti ihhya etmektir. Sünneti ihya ise dinî hayatı diriltmek ve ihya etmek demektir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu zamanın müçtehidi ve müceddidi olarak şu tesbiti yapar:


“Şeriat-ı Muhammediye (asm) olan sedd-i Kur'ânî'nin tezelzülüyle ve Ye'cüc ve Me'cücden daha müthiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor." (Kastamonu Lahikası, 2006, s. 206-207.)


- Nedir bunlar?

- Nikahsız yaşamın yaygınlaşması, anne ve babaların huzurevlerine atılması, faiz ve kumarın toplum içinde yaygınlık kazanması, idareci ve siyasetçilerin rüşvet, hırsızlık ve yalanı meslek edinmeleri, adalet noktasında zayıfların ezilip güçlülerin kollanması, devlet yapılanmasında liyakate değil adam kayırmaya önem verilmesi, farzların terke uğrayıp günahların serbestçe hayasızca işlenmesi gibi örnekler ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşistlik olarak değerlendirilebilir.


Şeriat dinin hayata yansıması, yani uygulamasıdır. Yani, imanın gereği olan ibadet, hukuk, ahlak ve muamelata ait hususların tamamıdır. Bu ise peygamberimizin (asm) uygulamaları, yani, ef’âli, akvâli ve ahvali ile ilgili hususlardır ve “Sünnet-i Seniyye”sidir.


Kur’an-ı Kerimin mealini okumakla din öğrenilmez ve şeriat-i Muhammediye’nin ahkamı yaşanmaz. Zira Kur’ân-ı Kerim “Anayasa”dır. Anayasa mücmeldir., tafsilatı ve uygulaması “Yasa”lara, “Yönetmeliklere” ve “Tüzüklere” bırakılmıştır. Yasalar, yönetmenlik ve tüzükler “Anayasa”yı uygulamak içindir ve Anayasaya aykırı olmazlar. Sünnet-i Seniyye yasa, Mezhepler “Yönetmenlik” ve müçtehitlerin içtihatları ise tüzükler ve genelgeler gibidir.


Kur’ân-ı Kerimin ayetleri iki nevidir. Muhkem ve müteşabih. (Âl-i İmran, 3:7.) Muhkem manası anlaşılan namaz, oruç ve zekat gibi emirleridr. Bunların uygulaması Sünnet iledir. Müteşabih ise manası kapalı olan ayetlerdir ki bunların anlaşılması ancak ihtisas sahibi ulemanın Kur’an, Sünnet ve akılla izah ederek anlaşılır hale getirmesine bağlıdır. Bunun için binlerce muhakkik ulema te’vil ve tefsir ederek hakikatlerini anlamaya çalışmış ve ehl-i imana doğru yolu göstermişlerdir.


Kur’ân-ı Kerimde müteşabih ayetler muhkemlerden daha çoktur. Bunun için ihtisas sahiplerine ihtiyaç vardır. Yüce Allah “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39:9.) “Bilmiyorsanız bilene sorun” (Enbiya, 21:7.) “Her bilenin üstünde bir bilen vardır” (Yusuf, 12:76.) buyurmuş ve ilme, alime ve ihtisasa önem vermiş, avamı da ulemaya sormaya yönlendirmiştir.


- Mealcilik nereden çıktı?

- Cumhuriyetin ilk yıllarında dehşetli bir zındık “Kur’an tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu görülsün!” (Şualar, 2005, s.396.) diye Kur’an-ı Kerimi Türkçeye tercüme ettirerek Ezan dahil Arapça aslını okumayı yasaklamak istemiştir. Bu hususu tarihçi Mustafa Armağan ve Yavuz Bülent Bakiler bu hususu net bir şekilde hem basında hem de TV’lerde açıkça isbat etmişlerdir. Merak edenler araştırırlar. Bediüzzaman buna karşı “Kur’ân-ı Kerimin hakiki tercümesi olmaz” diye “İşâratu’l-İ’caz”, “Mu’cizât-ı Kur’ân” ve “Rumuzat-ı Semaniye” isimli eserlerini yazmış ve bunu isbat etmiştir.


Günümüzde “Meal okuyarak İslam’ı öğrenin!” diyenler “Kur’an tercüme edilsin, tercümesi onun yerine okunsun!” diyenlerin devamıdır. Kur’an-ı Kerim tercüme ve mealinden İslamiyet ve Şeriat-ı Muhammediye öğrenilemeyeceği ve her okuyan kendi kafasına göre hüküm çıkaracağı için İbadet, Muamalat ve Ahlakın kaynağı olan “Sünnet-i Seniye” ortadan kalkar. Sünnet ortadan kalkınca da “Şeriat-ı Muhammediye” de “Tarikat-ı Muhammediye” de ortadan kalkar. Bediüzzaman’ın dediği gibi “Şeriat-ı Muhammediye (asm) olan sedd-i Kur'ânî'nin tezelzülüyle ve Ye'cüc ve Me'cücden daha müthiş olarak ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlar.”


Günümüzdeki anarşini ve dini hayattan uzaklaşmanın sebebi budur.


Sünnet-i Seniye ve Ahlâk-ı Muhammediye “Hadis” kitaplarından öğrenilir. 28 Şubat 1977 (28 Şubat Postmodern Darbesi) öncesi tarikatçılar “Hadis” kitabı olarak “Ramuz” okurlardı. Merhum Esat Coşan Hoca’nın “Ramuz Dersleri” çok meşhur idi. Günümüzde ise maalesef “Meal” okunmaktadır.


Mealcilerin en dehşetli fitnelerinden birisi de “Muhammed bir beşerdir” (Kehf Suresi, 18:110.) ayetini delil getirerek tıpkı Haricilerin Hz. Ali’ye (ra) “Hüküm Allah’ındır” ayetini delil getirip Hz. Ali’yi tenkit ettikleri ve halkın gözünden düşürmeye çalıştıkları gibi Peygamberimizin kutsiyetini gölgelemek için “Muhammed de beşerdir” haşâ bizden farkı yoktur demek istemektedirler. Bu Kur’an-ı Kerimi, Sünnetten ve Hz. Peygamberden (asm) ayırmak gibi çok büyük bir tehlikedir.


Halbuki muhakkik İslam bilginlerinin dediği gibi “Muhammedün beşeru ve leyse ke’l-beşeru / Keenne’l-Yâkutu beyne’l-haceru” yani, “Muhammed de beşerdir; ama beşer gibi değildir. O taşların içindeki Yakut taşı gibi değerlidir” demişlerdir.


Beşer Arapça dört harftir. Ne demişler “İnsan beşerdir, dörtte üçü şerdir.” Peygamberimizi (haşa!) normal insanlar seviyesinde tutmak böyle bir tehlikedir.


51 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör