• M. Ali KAYA

NURCU VE SAİD OLMAK


M. ALİ KAYA

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Ben rahmet-i İlâhîden ümit ederim ki mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek” (Mektubat, s. 509.) buyurur. Nasıl hizmet edecektir? Kardeşleri ve Risale-i Nur Talebeleri ile hizmet edecektir. Bir Said yerine binler Saidler hizmetin başına geçecek ve her bir Risale-i Nurun hakikatlerini Üstatları bedeline yaymaya çalışacaklardır.


Bediüzzaman bunu şöyle ifade eder: “Felillâhi’l-hamd, hizmet-i Kur’âniye ve imaniyede Cenab-ı Hak rahmetiyle öyle kardeşleri bana vermiş ki vefatım ile, o hizmet, bir merkezde yapıldığına bedel, çok merkezlerde yapılacak. Benim dilim ölüm ile susturulsa, pek çok kuvvetli diller, benim dilime bedel konuşacaklar, o hizmeti idame ederler.


Hatta diyebilirim: Nasıl ki bir tane tohum toprak altına girip ölmesiyle bir sünbül hayatını netice verir; bir taneye bedel yüz tane vazife başına geçer. Öyle de mevtim, hayatımdan fazla o hizmete vasıta olur ümidini besliyorum. (Mektubat, s. 501.)


Bediüzzaman hazretleri Risale-i Nurların telif ettiği ve iman hakikatlerini izah ve ispat ettiği gibi imana ve Kur’ân’a hizmet prensiplerini de kendisi va’zetmiştir. Bizim hadiselerden, hissiyatımızdan ve siyasetten etkilenen eksik ve noksan aklımıza bırakmamıştır. Hizmet düsturlarını ve prensiplerini de yine Kur’ân’dan alarak bize öğretmiştir.

Risale-i Nura talebe olabilmenin şartları da bunlardan birisidir. Risale-i Nur talebesi Risale-i Nur’un dairesine sadakatle giren “Beş vakit namazı kılan, tesbihatı yapan, sünnet-i seniyyeye uyan ve Risale-i Nurları kendi telifi gibi sahip çıkıp neşrine çalışan” talebelerdir. (Mektubat, 575.) Bediüzzaman bu vasıflara sahip Nur Talebelerini gördüğü için şöyle der:


Risale-i Nur’a sizin gibi pek ciddî sahip ve muhafız ve vâris ve hakikatbin ve kıymetşinas zatların benim yerimde benden daha kuvvetli ihlâslı olarak vazife-i Kur’âniye ve imaniyede çalıştıklarını gördüğümden, kemal-i ferah ve sürur ve itminan ve istirahat-i kalp ile ecelimi ve mevtimi ve kabrimi karşılıyorum, bekliyorum. Ben, sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidemâtınızda günde müteaddid defalar görüyorum. Ve size olan iştiyakımı tatmin ediyorum. Siz de bu bîçare kardeşinizi risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakikatin sohbetine zaman, mekân mâni olmaz; manevî radyo hükmünde, biri şarkta, biri garbda, biri dünyada, biri berzahta olsa da rabıta-i Kur’âniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur.” (Kastamonu Lahikası, s. 27.)


“Alimler peygamberlerin varisi” oldukları gibi Nur Talebeleri de “Risale-i Nuru kendi telifi gibi kabul edip neşrine çalıştıkları sürece” Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin varisleridirler. Bediüzzaman bu hususu da şöyle ifade eder:


“Aziz, sıddık kardeşlerim,

Bayram tebrikiyle beraber her birinizi derecesine göre birer Said ve birer vârisim ve benim yerimde Nurların birer bekçi muhafızı olarak mânevî bir hâtıraya binaen kabul ettiğimi haber verdiğim gibi, şimdi de size beyan ediyorum. Mâdem haddimden çok ziyade hüsn-ü zannınızla bana ulûm-u imaniye ve hizmet-i Kur'âniyede bir üstadlık vermişsiniz. Ben de her birinize derecesine nisbeten eski zaman üstadlarının icazet almaya lâyık olan talebelerine icazet-i ilmiyeyi verdikleri misilli icazet veriyorum. Ve bütün kanaatimle ve ruh u canımla sizi tebrik ediyorum. İnşaallah şimdiye kadar sadakat ve ihlâs dairesinde fevkalâde neşr-i envar ettiğiniz gibi, daha parlak devam edip bu âciz, zaif, mütekaid Said bedeline binler muktedir, kuvvetli vazifeperver Saidler olursunuz.” (Said Nursî, Emirdağ Lahikası, 367.)


Bediüzzaman hazretlerinin vefatı ile iman hizmeti daha fazla inkişaf edeceği gibi saff-ı evvel Nur Talebelerinin vefatı ile de hizmet artarak devem edecek, sonraki talebelerini vefatları ile de artarak devam edecektir. Zira hak ve hakikate gönül veren ve Risale-i Nur’a talebe olanlar Risale-i Nurun dairesini daha da genişletmeye devam edeceklerdir. Bediüzzaman bunu şöyle ifade eder: “Bir Said içinizde noksan olmakla, yüzer mânevî Said olan mecmualar ve binler maddî Said'ler, içinizde halis ve mükemmel o vazifeyi görebilirler ve görüyorlar.” (Emirdağ Lahikası, 234.) “Hem benim ruhuma geldi ki: Senin binler, belki yüz binler Saidcikler, senin bedeline ders verecek ve konuşacaklar var. İhsan-ı İlâhî ile Risale-i Nur, başka ilimler gibi meşakkatli derslere muhtaç değil.” (Emirdağ Lahikası, 615.)


Ancak dünya düz olmadığı, yuvarlak olduğu için zaman tünelinde bahar ve yaz mevsimleri olduğu gibi güz ve kış mevsimleri de vardır. Ancak her kışın bir baharı olduğu gerçeğinden hareketle Nur hizmeti içinde de fetret dönemleri elbette olacaktır. Nitekim Bediüzzaman hazretlerinin vefatından sonra 1960’ın darbe şartları içinde hizmet bir derece tevakkuf etmiş ve bir fetret dönemi geçirmiştir. Bu dönemde fırsattan istifade bazı anlayışlar bu hareketi kendi anlayışlarına çevirmeye çalışmış, ehl-i dalalet de bundan istifade ile çeşitli gruplar oluşturmayı başarmışlardır. “Yazıcılık” ve “Siyasal İslamcılık” bunlardan bazılarıdır. Ama “Nurun kumandanı” unvanını bihakkın hak eden Zübeyir Gündüzalp gayretleri ile ayrılıkçı gruplara fırsat vermemiş ve Nur hareketini siyasi emellerine alet edeceklerin önüne set olmuş “Meşveret Sistemi” ve “Neşriyat Hizmetini” başlatarak Risale-i Nur hakikatlerinin inkişafına sebep olmuştur.

Daha sonra da Risale-i Nur hizmeti 80 darbesine, 97 post modern darbesine rağmen Mehmet Kutlular yönetiminde Yeni Asya bütün bu badireleri atlatmayı ve hizmeti inkişaf ettirmeyi başarmıştır. 15 Temmuz ve Risale-i Nur Cemaati ve Nur hizmeti üzerinden yeni bir kırılmanın yaşatılmak istenmesi gayet normaldir. Bu tuzaklara da Risale-i Nur Talebelerinin has ve halis kısmı yine Risale-i Nur’un hizmet prensiplerinin ışığında “Haklı Şura”ların yapılması ile bunu da en mükemmel şekilde aşacak ve yeniden bir inkişafın temellerini atacaktır.


- Peki sıkıntılarımızın sebebi nedir? İhlasla bu sıkıntıları nasıl aşabiliriz?

- Bunu da sebebini ve çaresini Bediüzzaman “Münazarat” isimli eserinde “Zindan-ı atalete düşmemizin sebebi nedir?” sorusuna verdiği cevapta bulmaktayız. Bediüzzaman bu cevabın ve çarenin ehemmiyetine binaen “İhlas Risalesi”nin sonuna ayrıca koyarak İhlas ile beraber bu prensiplere uymayı da Nur Talebelerinden istemektedir.

- Nedir sebebi ve çaresi?

“Hastalıklar sırası ile ferdi ve kamusal ümitsizlik, üstün gelme meyli, acelecilik, bencillik, başkaların gevşeklik göstermesinden doğan güven kaybı, işi birbirine havale etme hastalığı, düşmanın gücünden ve ağırlığından dolayı gayretin körelmesi, rahat ve konfor düşkünlüğünden gayretin bitmesi ve tükenmesi” şeklinde özetlenebilir.


Bir tanesini burada ifade etmekte yarar vardır. O da “Acz ve nefsin itimatsızlığından neş’et eden ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de, “Başkasının dalaleti sizin hizdayetinize zarar vermez, boşuna onların dalaletleri ile meşgul olmayınız, Allah’a tevekkül ederek her biriniz hizmete koşunuz” (Maide, 5:105.) ayeti ile emredilen hakikat-i şâhikayı üzerine çıkarınız. Tâ, o düşmanın eli o himmetin dâmenine yetişmesin.” (Münazarat, 136-140; İhlas Risalesi, 164-169.)


Sonuç

Bizler işi birbirimize havale ve birilerine ihale ederek sadece derslere katılmayı ve gazeteye abone olmayı hizmete katkı sağlamak olarak gördük ve bu sıkıntılara düştük. Üstadımızın istediği her bir Nur Talebesi davasının adamı olacak ve ehl-i tahkik olup davasına sahip çıkacak. Yanlış yapanları da birinin uyarmasını beklemeden her Nur Talebesi “Benim üstadım böyle demiyor. Risale-i Nurda şöyle geçiyor. Bediüzzaman şöyle yaptı. Zübeyir Ağabey ve Kutlular abilerimizi bunu şöyle tatbit ettiler” demesi gerekiyor. Bu şekilde Nurcu olabilir “Nur Talebesi” unvanını hak eder ve her meselenin altından kalkabiliriz.

23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör