NURCULAR

M. ALİ KAYA

Giriş

Nurcu Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin “Risale-i Nur” isimli Kur’an Tefsiri’ni okuyarak imana ve İslama dehşetli hücumların olduğu bu zamanda imanlarını kuvvetlendiren ve başkalarının imanlarını da kurtarmak için Allah için çalışanlara verilen bir unvan bir kimliktir. Nur Allah’ın bir ismi olduğu gibi, hidayet kaynağı olan Kur’an ve İslamiyet de nurdur. İnsanların akıllarını, kalplerini ve ruhlarını nurlandırır. Güneşin nuru karanlıkları giderip eşyayı aydınlattığı gibi, Allah’ın hidayet nuru da küfür, nifak ve inkar karanlıklarını aydınlatarak akıllardaki ve kalplerdeki şek ve şüpheleri giderir. Felsefe ve dalaletten gelen bütün vehimleri ve itirazları Kur’an nuru ile giderir.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Peygamberimizin (asm) haber verdiği “Ahir zamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak” hadisinde belirtilen cereyanların bu zamanda kuvvet bulduğunu görmüş ve bu iki cereyana karşı Kur’an-ı Kerimden istimdad ederek bu cereyanları susturacak ve durduracak olan “Risale-i Nur” tefsirini yazmıştır. Bu cereyanlardan birincisi, doğrudan inkar-ı uluhiyeti esas alan materyalist felsefeden doğan dinsizlik ve komünizm; ikincisi ise nifak perdesi altında ehl-i imanı aldatan ve münafıkların başına geçen Süfyan’ın “Şeriat-ı Muhammediyeyi” tahrip eden Süfyanizm cereyanıdır.


İşte nurcular bu iki cereyan ile mücadele ederek iman ve Kur’an hakikatlerini izah ve ispat ederek iman hizmeti yapanlardır. Bunlar siyasetle meşgul olmazlar, ancak siyasi olarak İslam’ın getirdiği ve “Asr-ı Saadette” uygulanan “Hürriyeti” savunur ve Ahrar denen hürriyetçi demokratlara destek olurlar.


Biz bu çalışmamızda Nurcu kime denir? Nurcular bir cemaat veya cemiyet midir? Diyanet bu konuda ne demektedir? Gibi soruların cevaplarını bulmaya çalıştık.


Nurcu Kime Nedir?

Nurculuk şeklinde bir mezhep, tarikat, cemaat, dernek ve cemiyet yoktur; nurcular da böyle bir cemiyet ve cemaatin üyesi değillerdir. Risale-i Nur Külliyatında “Nurcular” tabiri vardır; ama “Nurculuk” tabiri geçmez. Yüz elliye yakın “Nurcular” ifadesi geçmektedir.


Risale-i Nur eserlerini okuyarak imana ve Kur’an’a hizmet eden nurcular vardır; ama bir komite, cemiyet ve azınlık bir grup şeklinde anlaşılan cemaat yoktur. Bediüzzaman nurcuların tüm inananları kapsayan ve tâ Asr-ı Saadete kadar uzanan ve her asırda milyonlar etbaı bulunan bir cemaat ve cemiyet olduğunu söyler. Zira, Risale-i Nur’lar ve onu okuyan Nurcular doğrudan İmana ve Kur’an’a hizmet etmekte ve bütün mü’minlerin imanlarını ehl-i küfür ve dalaletin hücumundan korumaya çalışmaktadırlar.


Tüm zamanlarda tüm inananları kapsamayan bir cemaat ve cemiyet ekseriyet içinde ekalliyetin içtimaıdır. Nurcular “Uhuvvet-i İslamiye”nin ve tüm müslümanların, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde Asr-ı Saadetin ve Sahabe Mesleğinin temsilcisidir. Zira Risale-i Nurlar ehl-i imanın imanını şübehattan kurtarıp, ehl-i dalalet ve küfre karşı müdafaa ederek izah etmekte ve hakkaniyetini ispat etmektedirler. Böylece iman esaslarına inananların bütününü temsil etmektedirler. Yoksa ekseriyet içinde ekalliyeti temsil eden cemaat ve cemiyetle alakaları yoktur, böyle şeylere tenezzül etmezler.


Nurcu, dört dörtlük müslümanlığı yaşayan mü’min demektir.

Nurcular doğru İslamiyeti ve İslamiyete layık doğruluğu göstermektedirler.

Nurcuların meşrebi, muhabbete muhabbet ve husumete husumettir. Yani, beyne'l-İslâm muhabbete imdat; ve husumet askerini bozmaktır. Muhabbet fedaileridirler ve muhabbet duygusunu sever, husumet ve düşmanlıktan nefret ederler. Bediüzzaman Said Nursi “Mesleğimiz, ahlâk-ı Ahmediye (asm) ile tahallûk ve sünnet-i Peygamberîyi ihyâ etmektir. Ve rehberimiz şeriat-ı garrâ ve kılıcımız da berahin-i kàtıa ve maksadımız ilâ-yı kelimetullahtır” der. (ESDE, Makâlat, s. 51.)


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Kur’an ve Sünneti esas alarak, bid’a ve dalalet fikirlerine kapılmayan bütün mü’minlerin Nurcu olduğunu kabul etmekle beraber Peygamberimizin (asm) sünnetine uymayı hayatın gayesi yapanların ise gerçek nurcular olduğunu ifade etmektedir.

- Nurcular tabiri nereden gelmektedir?

- Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin eserlerini okuyanlara “Risale-i Nur Talebesi” “Nur Talebesi” denilmekteydi. Muhtelif gazetelerde “Nurcular yakalandı” “Nurcular mahkemeye çıkarıldı” gibi haberler çıkmaya başlayınca toplumda “Nurcu” tabiri yer etmeye başladı.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1945 yılından itibaren “Nurcu” ve “Nurcular” tabirini kullanmaya başlar. Zira Bediüzzaman “Bu zaman şahıs zamanı değil, cemaat zamanıdır.” “Bu zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır” demektedir. Şahsını geri çekerek Nur Talebelerinin “Risale-i Nur’lara” “Kitaba” yani doğrudan Kur’ân ve Sünnete bağlı olmalarını ister. Bu sebeple “Nurcular” tabiri şahsı değil, “Şahs-ı Maneviyi” ifade etmektedir. Tarikat, şahsa bağlı bir hizmet olduğu ve bu zamanıda geçerli olmadığı için Bediüzzaman “Risale-i Nur” ile imana hizmeti esas alan “Nurcuların” şahıs odaklı değil, kitap odaklı ve “Meşveret”e bağlı bir hizmet olmasını istemiştir. Bu sebeple Nur Talebelerine “Bediüzzamancı” denilmemiş “Nurcular” denilmiştir.


- Nurcular Örgütlü Cemaat ve Cemiyet midir?

- Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Savcıların “Nurcuların bir cemaat oluşturduğu ve bir cemiyet olduğu” iddiasına mahkemelerde şöyle cevap verir ve beraat eder.

“Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız, evvela kendimizi, sonra milletimizi îdam-ı ebedîden ve daimî berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşîlikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhaya vesîle olan zındıkaya karşı Risâle-i Nur'un çelik gibi hakîkatleriyle kendimizi muhafazadır.” (Şualar, Afyon Müdafaaları, 14. Şuâ, s. 319.)


“Evet, biz bir cemiyetiz. Ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon dahil mensupları var ve her gün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemal-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar ve “Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat,49:10.) kudsî programıyla birbirinin yardımına duâlarıyla ve manevî kazançlarıyla koşuyorlar.


İşte, biz, bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız. Husûsi vazifemiz de, Kur'ân'ın îmanî hakîkatlerini tahkîkî bir sûrette ehl-i îmâna bildirip, onları ve kendimizi îdam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ittihamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz." (Tarihçe-i Hayat, Denizli Hayatı, s.415.) Sonuçta dört mahkeme, inceden inceye tetkikten sonra, o cihette bize beraat vermişler.


Nurcular bir cemiyet ve şahsa bağlı bir cemaat değildir; ancak mütevazi bir şekilde toplum ile barışık, toplum içinde bulunurlar. Her meslekte ve sahada ekonomik faaliyet faaliyette bulunur, maişetlerini her nevi helal yoldan temin ederler. Onları bir birlerine bağlayan “İman ve Uhuvvet” bağı ile bağlıdırlar, bir araya gelmeleri de Kur’an tefsiri “Risale-i Nurları” okuyarak imanlarını güçlendirmek içindir. Bu zamanın dalalet ve zındıka, imansızlık ve küfür cereyanlarına karşı “Matbuat Lisanı” ile çeşitli dillere çevirip okunması için Risale-i Nurları matbaalarda bastırarak, Risale-i Nurlardaki imani ve içtimai hakikatleri çeşitli dergi ve gazetelerde yazarak toplumu irşad etmeye çalışırlar. Nurcuların nâşir-i efkarı ise “Yeni Asya Gazetesi” ve Neşriyatı ile “Köprü, Bizim Aile, Genç Yorum, Can Kardeş” gibi dergileridir. Ayrıca yüzlerce İnternet sitesinden iman hakikatlerini anlatırlar.


Toplumda huzur ve asayişin teminine büyük önem verirler; bu sebeple toplumda barış, huzur ve adaleti sağlayacak olan “Hürriyetçi ve Demokrat” siyasi görüşe destek verirler. Bediüzzaman’ın 1908 yılıda İstanbul’a geldiği zaman desteklediği “Ahrar” çizgiyi takip ederler. Bu çizginin devamı olan Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi ve günümüzde Demokrat Parti’sini desteklerler. Irkçı, ideolojik ve dini siyaset alet eden siyasilerden uzak dururlar.


- Diyanet İşleri Başkanlığının Görüşleri Nasıldır?

- Diyanet İşleri Başkanlığının görüşü “Risale-i Nurların Kur’an ve Sünnetten ilham alınarak yazılan eserler olduğu ve içinde İslam’a Kur’an ve Sünnete aykırı hiçbir fikir barındırmadığı gibi İslamın inanç ve ibadet esaslarını izah ve isbat eden eserler olduğu istikametindedir.


Isparta C. Savcılığınca Ankara’ya, Diyânet’e tetkik için gönderilen Risale-i Nurlar ile ilgili verdiği kararda Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki 6.12.1947 tarihinde gayet müsbet bir rapor vermiş ve kitapların ve maznunların berâatlerine sebebiyet vermişlerdir. Yine o tarihte tüm Diyânet hocaları son derece takdir hissi içerisinde Risâle-i Nurlar’dan birer ikişer takım ısrarla istemişler Bediüzzaman da Diyanet İşleri Başkanlığına iki takım Risale-i Nur göndermiştir.


Ayrıca Afyon mahkemesinde Afyon Savcısının isteği üzerine yine Diyanet İşleri Başkanlığı 8 Ocak 1948 tarihli “Üstadın hayatı, eserleri, Kur’an ve hadis çerçevesi içinde bulunmaktadır. Onda menfi milliyetçilik ve ırkçılık yoktur…” raporunu göndermiştir.


Diyanet İşleri Reisliği Din Eserleri Tetkik ve Müşavere Kurulu’nun 25.3.1956 ve 25.5.1958 tarihli Raporu da şöyledir: “Said Nursi’ye ait eserler Kur’ân-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden ilham alınarak hazırladığı bir takım esrar-ı ilmiye ve hikemiyenin madde aleminden temsiller getirerek izahları yapılmış indanları fikrî dalaletlerden, su-i itikatlardan ve su-i ahlaktan kurtarmaya matuf yazılardan ibaret bulunmuştur. Bu itibarla yazıların Türk Ceza kanunun 163. Maddesi ve 6187 sayılı kanun ile ilgisi bulunmadığı kanaatine varılmıştır” denilmektedir.


Ancak 1960 ihtilalinden sonra ihtilalciler Diyanet İşleri Başkanı Hasan Hüsnü Erdem’e baskı yaparak Nurculuk hakkında menfî rapor vermesini istemişler ancak bunu kabul ettirememişler ve H. Hüsnü Erdem’i görevden almışlar ve arkasından 1964 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı “Nurculuk Hakkında” bir broşür neşretmiştir.


İhtilalciler bunu yeterli bulmamışlar ki 1964 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarında Dr. Nedâ Armener’e “İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar: Nurculuk” isimli bir kitap yazdırarak Milli Eğitim Basımevi’nde bastırarak 45.000 nüshayı Diyanet ve Milli Eğitim başta olmak üzere tüm resmi kurumlara, kütüphanelere gönderilmiş ve basına dağıtılmıştır. Ancak daha sonra Neda Armener bu kitabı üç arkadaşı ile beraber MİT dosyaları üzerinde çalışarak hazırladığını söyler. Cemal Gürsel’in de kendisini çağırarak bu çalışmasından dolayı gözlerinden öptüğünü ifade eder. (Necmettin Şahiner, Said Nursi ve Nurculuk Hakkında: Aydınlar Konuşuyor, İstanbul-1977, s.179.)


Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in döneminde ise Bediüzzaman Said Nursi'nin "Sözler, Mektubat, İşaratu'l-İ'caz, Mesnevi Nuriye, Küçük Sözler, Uhuvvet Risalesi, İhlas Risalesi" gibi 7 adeti Risaleleri Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasında çıkmış ve diyanet Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Külliyatına sahip çıkmış ve bir kısım eserlerini bastırmıştır. Diğerlerinin basılmasını da bekliyoruz.


44 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör