• M. Ali KAYA

NURCULAR KİMLERDİR?

M. ALİ KAYA

Nurcular Bediüzzaman Hazretlerinin yazdığı Risale-i Nur eserlerini okuyarak imanını taklitten tahkika yükselten, başkalarının imanını tahkiki hale getirmek için onlara Risale-i Nur okumalarını tavsiye eden, Risale-i Nurları neşrederek İslam'a, imana ve Kur’ân’a hizmet etmeyi gaye haline getiren Müslümanlardır.


Nurcu, Bediüzzaman Said Nursi'nin, Kur'an tefsiri olan Risaleleri okuyup istifade eden ve başkalarının da istifadesi için gayret edenlerdir. Amacı hem kendi imanını hem de başkalarının imanlarını kurtararak, saadet-i ebediyeyi kazanmaktır. Beklentisi ise yalnız ve yalnız Allah'ın rızasıdır.


Bediüzzaman “Nurcular” ifadesini kullanır; ama “Nurculuk” tabirini kullanmaz. Zira “Nurculuk” bir grubu çağrıştırır. Bu ise ekseriyet için ekalliyetin ittifakı anlamına gelir. Nurcular ise şahsa bağlı bir cemaat ve ekalliyeti temsil eden bir cemiyet değillerdir. Birbirleri ile alakaları iman ve imandan kaynaklanan uhuvvet, yani kardeşlik bağıdır. Risale-i Nurları iman hakikatlerini izah edip ispat ederek imanı kurtarıp güçlendiren Kur’an-ı Kerimin bu asra hitap eden bir hakiki tefsiri bilerek okur ve istifade ederler. Risale-i Nurlardan istifadelerini de tüm insanlarla paylaşmayı ve iman hakikatlerini onlara da ulaştırmayı hayatlarının en önemli gayesi bilirler. Bunun için kitap, gazete, dergi ve her nevi modern vasıtaları kullanırlar. Amaçları siyasi ve dünyevi olmayıp ahirete ve Allah rızasına yöneliktir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri nurcuların amacını şöyle ifade etmiştir:

“Hedefimiz ve programımız, evvela kendimizi, sonra milletimizi îdam-ı ebedîden ve daimî berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşîlikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhaya vesîle olan zındıkaya karşı Risâle-i Nur'un çelik gibi hakîkatleriyle kendimizi muhafazadır.” (Şuâlar, 14. Şuâ, s. 319.)


“Evet, biz bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon dahil mensupları var. Ve her gün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar. Ve husûsi vazifemiz de Kur'ân'ın îmanî hakîkatlerini tahkîkî bir sûrette ehl-i îmâna bildirip, onları ve kendimizi îdam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle ve bizim medar-ı ittihamımız olan cemiyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cemiyetle hiçbir münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz.” (Tarihçe-i Hayat, Denizli Hayatı, s. 351.)


Bediüzzaman “biz bir cemaatiz” derken şahsa bağlı küçük bir grubu kastetmez. Bediüzzaman’ın kast ettiği “Cemaat-i İslamiyedir.” Bunu da “Evet, biz bir cemiyetiz ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon dahil mensupları var. Ve her gün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar. “Müminler kardeştir” (Hucurat, 49:10.) kutsî programıyla birbirinin yardımına, dualarıyla ve manevî kazançlarıyla koşuyorlar. İşte, biz bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız” (Tarihçe-i Hayat, 351.) cümleleri ile ifade eder.

Bediüzzaman bu tarifi “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” için de yapmıştır. (Tarihçe-i Hayat, 59-60.) 1950’den sonra “İttihad-ı Muhammedî” şimdi “Nurcular” namını alan ve “İttihad-ı İslam” içinde bulunan kardeşlerimiz yanlış basmamak için” Nur Talebelerini uyarmış ve siyasi olarak da 1909’da “İttihad-ı Muhammedi ile müttefik olan Ahrar Fırkası yine otuz beş sene sonra dirildi” (Beyanat ve Tenvirler, 1970, s. 11-12.) ifadeleri ile de Demokrat Partinin 1910 yılında kapatılan Ahrar Fırkasının devamı olduğunu belirtmiştir. Nur Talebelerine fiilen siyasete girmemeleri ve yönetime talip olmamalarını istemiş ve siyasi olarak Demokrat Partiye destek olmalarını istemiştir. Kendisi de 1957 seçimlerinde sandığa giderek açıktan Demokrat Partiye oyunu vermiş ve siyasilerin kendisini istismar etmelerinin önünü kesmiştir. Daha sonra da Nur Talebeleri DP'nin devamı olan AP - DYP'ye destek olmuşlardır. Günümüzde yine DP'ye destek olmaya devam etmektedirler.


Bediüzzaman “İttihad-ı Muhammedi, Ahrarlar ve Nurcuların “İttihad-ı İslam” amacına hizmet ettiklerini ifade eder. “İttihad-ı İslam” idealinin de siyasi olmadığını “İslam kardeşliğini” esas aldığını ve İslam dünyasındaki bütün Müslümanların “İslam inancı, Kur’an ve Sünnet” çerçevesinde oluşan bir inanç birliği olduğunu belirtmiştir.

İttihad-ı İslam idealinin ancak “Hürriyet ve Demokrasi”nin İslam dünyasına hakim olması ile gerçekleşecebileceğini de “Asya’nın bahtını ve İslamiyetin taliini açacak, yalnız meşrutiyet (Demokrasi) ve hürriyettir.” (Muhakemat, 2006, s.68.) ifadeleri ile açıkça ifade etmiştir.


İnsanlığın dünya ve ahiret saadetinin ancak imanla olacağını izah ve ispat eden Bediüzzman ehl-i mektep ve ehl-i fenni “Asay-ı Musa” isimli eserini okumaları konusunda teşvik eder. Bu eserin insanın en büyük ihtiyacı olan inancı kuvvetlendirdiğini böylece imana ve kur’ana hizmet ettiğini, bunun önemini tâ Asr-ı Saadette Hz. Ali’nin (ra) bir kerameti ile “Asay-ı Musa” mecmuasını görüp imana hizmetinden dolayı tebrik ettiğini ve müjdelediğini belirtir.


Bediüzzaman şöyle der:

“Bu acib asırda ehl-i iman Risale-i Nur’a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri Âsây-ı Musâ’ya şiddetle muhtaç oldukları gibi; hâfızlar ve hocalar dahi “Zülfikar”a şiddetle muhtaçtır. (Asây-ı Musâ, 1994, s.5.) “Münafıklar hocaları haksız ve manasız bir tarzda ehl-i medrese ve hocaların hakiki malı olan Risale-i Nur’un aleyhinde istimal ediyorlar.” (Asây-ı Musa, 6.)


Hz. Ali (ra) Risale-i Nur’un en son risalesi olan “Asay-ı Musa” risalesinden “Ve bi-ism-i Âsây-ı Musâ bihiz-zulmetün celet” fıkrası ile açıkça haber veriyor. Bediüzzaman bunu 28. Lem’a ve 8. Şuâ’da açıklamıştır.


Âsây-ı Musâ Bediüzzaman’ın Denizli Hapsi”nin bir meyvesi ve iki Cuma gününün mahsülüdür. (Asây-ı Musa, 9.) 1948 (H.1364) yılında en son risale olarak telif edilmiştir. Hz. Ali (ra) Âsây-ı Musa için “Asây-ı Musâ gibi sahirlerin sihirlerini yutacak ve Yed-i Beyza gibi karanlıkları izale edecek bir risale” olarak haber vermiştir.


Nurcular Risale-i Nur eserlerini okuyan ve imanlarını güçlendirerek yalnız Allah rızası için toplumda insanlığa, vatana ve vatandaşlara hizmet eden Müslümanlardır. Siyasi bir amaçları yoktur. Bediüzzaman gibi ne kadar zulüm de görseler bu vatanı terk etmezler ve “Vatanımın hapishanesini başka ülkenin sarayına değişmem” diye vatanperver olduklarını gösterirler.

İşte Nurcular bunlardır.

106 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör