• M. Ali KAYA

OKULLARDA DİN KÜLTÜRÜ DERSİ VE DURUMUMUZ

M. Ali KAYA

1980 Sonrası Türkiye’de Din Eğitiminin Sonuçları

Dinin temel kaynakları olan “Kur’an” ve “Hadis” ile İslam bilginlerinin “İcma” ve “Kıyas”ları kabul edilemez olunca geriye belirleyici olarak kamuoyu yoklamaları kalmaktadır. Tabii ki kamuoyu yoklamalarına göre öğrencilerin ve dinden haberi olmayan insanların söylemleri haramları ve helalleri belirlemektedir. Bunlar da “Bilimsel” olduğu için akademisyenlerce kabul edilmektedir.


Diyanet İşleri Başkanlığının fetvalarında “Milli Piyango Haramdır.” Bu yanlışı düzeltmek de kamuoyu yoklamalarına kalmaktadır. TV haberlerinde halka sorulmaktadır. “Milli Piyango haram mıdır, helal midir?” Bu soruların cevabı %65 Helal, %35 Haram çıkmaktadır. Demek ki Diyanetin Fetvası yanlıştır. Bilimsel verilere göre ise “Milli piyango helaldir.”


Genç bir Avukat Anayasa Mahkemesi binasına girerek üyeleri öldürmek amacı ile kurşun yağmuruna tutar. Bu okumuş aydın bir avukatın din anlayışını yansıtmaktadır. Bir genç iki günde zevk için 7 (Yedi) masumu öldürmektedir. Yakalandığı zaman da polislere “Bu işi zevk için yapıyorum” demektedir. Öğrenciler okullarda “Şiddete” “Satanizme” ve son zamanlarda da “Deizme” yönelmektedir. Sınıflarda öğretmenlerine karşı olmadık rezaletler çıkarmaktadır ve bunları da İnternet sitelerinde dünya âleme yayınlamaktadırlar.

Dini Kültürden ibaret gören ve İmana dayanmayan bir Din Eğitiminin sonucu böyle oluyor demek!

Buraya Nereden Gelindi


Tek Parti döneminde okullarda “Din Eğitimi” yasaktı. 1924 yılında çıkarılan “Tevhid-i Tedrisat” kanununa göre Medreseler kapatılmıştı. Medreselerde din adamı imam, vaiz ve müftü gibi din adamı yetiştiren “Medresetu’l-Vâizîn”de okuyan öğrenciler vardı. Bunlar için “İmam-Hatip Mektepleri” açılmıştı. O zaman “Danıştay” olarak görev yapan “Şuray-ı Devlet” kararına göre “Din adamı devlet memuru olmaktan çıkarılınca” bu okullara kayıt yapılmadı ve bu okullar bilfiil eğitim gören öğrencilerin mezun olmaları ile 1932 yılında fiilen kapanmış oldu. Bundan sonra “Din Dersi” olmayan mekteplerde okuyanlar tamamen din eğitimi ve din bilgisinden mahrum olarak yetiştiler. Hatta din kendilerine geri kalmışlığın temel sebebi olarak gösterildi. Günümüzde maalesef devletin kurumlarının tepesinde olanlar hala aynı kanaati taşımaktadırlar.


Okullarımıza “Din Dersi” ancak Demokrasiye geçildikten sonra 13.08.1956 tarih ve 4–7805 sayılı “İcra Vekilleri Heyeti”nin kararı ve “Milli Eğitim Bakanlığı”nın 17.09.1956 tarih ve 921 sayılı genelgesi ile ortaokul seviyesinde 1. ve 2. sınıflarına konuldu. Ancak bu derslere velilerinden dilekçe getiren öğrenciler girmiyorlardı.

Liselere Din Derslerinin konulması süreci ise 1967 yılında 271 milletvekilinin meclise önerge vermesi ile başladı. Bu milletvekillerinin önergesi mecliste ve kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oldu. Mecliste kabul edilen önerge gereğince de “Talim Terbiye Dairesi”nin 23 Ekim 1967 tarihli kararı ile Lise ve dengi okulların 1. ve 2. sınıflarında “Din Derslerinin” okutulması kabul edildi. (Beyza BİLGİN, Türkiye’de Din Eğitimi ve Liselerde Din Dersi, (Ankara, 1980) s. 69.) Nihayet 23.09.1976 tarihinde Talim-Terbiye Kurulu”nun 345 sayılı kararı ile Ortaokulun ve Lise’nin 3. sınıflarında da “Din Dersi” konuldu. Bu düzenleme ile İlkokul 4. sınıftan itibaren Lise 3. sınıfa kadar “Din Dersleri” konulmuş oldu. (Halis Ayhan, Türkiye’de Din Eğitimi, (MÜİE Yay. İstanbul- 1992) s. 133.)


12 Eylül 1980 tarihinden önce zorunlu olmayan “Din Dersi” ve “Ahlak Bilgisi” gibi dersler ihtilal sonrası ihtilalin lideri Kenan EVREN’in talimatı ile kurulan Genel Kurmay Eğitim Dairesi Başkanı Osman FEYZOĞLU başkanlığında “Din Eğitimi Danışma Kurulu” oluşturuldu. Bu kurul 28 Mayıs 1981 tarihinden itibaren “Din Eğitimi” konusunda çalışmalara başlamıştır.


Kurul yaptığı çalışmalar sonucunda bilhassa Prof. Hüseyin ATAY ve Prof. Beyza BİLGİN’in çalışmaları ile “Din Kültürü” dersinin okutulması konusunu İlköğretim ve Ortaöğretimde zorunlu olması iki üyenin ret oyuna rağmen karara bağlanmıştır. (Mustafa Önder, Prof. Dr. Beyza Bilgin ve Din Eğitiminde Yeni Yöntem Çalışmaları, Basılmış Yüksek Lisans Tezi, AÜSB 1997-Ankara, s. 111.) Karşı çıkan iki üyenin gerekçesi ise “Laiklik” ve “Tevhid-i Tedrisata” aykırı olması, ayrıca farklı dinlere mensup öğrencilere zorunlu olarak İslam Dininin öğretilmesinin yanlışlığı gibi gerekçeler olmuştur.


Din Eğitiminin zorunlu dersler arasında okutulmasına ayrıca İslam Enstitüleri ve Diyanet İşleri Başkanlığının raporları ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin 23–25 Nisan 1981 tarihleri arasında tertip ettiği “Din Eğitimi Semineri” ve 9–10 Mayıs 1981 tarihinde Aydınlar Ocağı tarafından yine Ankara’da düzenlenen “Milli Eğitim ve Din Eğitimi İlmî Semineri”dir.


Talim Terbiye Kurulu’nun 8.12.1981 tarih ve 213 sayılı kararı ile Temel Eğitim ve Ortaöğretimde okutulan “Din Dersi” müfredatı yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun yerine “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” müfredatı hazırlanarak 28 Mart 1982 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi, Sayı: 2109, Tarih: 29 Mart 1982.)


Yeni hazırlanan ve 6 Kasım 1982 tarihinde kabul edilen Anayasa’nın da 24. Maddesine okutulması zorunlu dersler arasında olan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi konularak bu madde ile “Anayasa” dindar insanların desteği sağlanmıştır. Böylece 81 Anayasası %92 gibi çok yüksek oranda bir destekle kabul edilmiştir. Ancak bu dersin amacı şu şekilde belirlenmiştir.


“İlköğretim ve Ortaöğretimde öğrenciye, Türk Milli Eğitim Politikası doğrultusunda genel amaçlarına, ilkelerine ve Atatürk’ün Laiklik ilkesine uygun, din, İslam dini ve Ahlak bilgisi ile ilgili yeterli temel bilgi kazandırmak; böylece Atatürkçülüğün, milli birlik ve beraberliğin, insan sevgisinin dini ve ahlaki yönden pekiştirilmesini sağlamak, iyi ahlaklı ve faziletli insanlar yetiştirmektir.” (Millî Eğitim Bakanlığı, İlköğretim Eğitimi Programı, MEB Yay, Ankara–1997, s. 547.)


Tabii ki “Din Kültürü” verilmek istenen bu derslerin müfredatları Anayasamız ile Milli Eğitim Temel Kanunu hükümlerine uygun olarak hazırlanmıştır. Öğrencilerin dinler hakkında genel bilgi almaları için Musevilik, Hıristiyanlık ve diğer dinlere mensup olanlar da dikkate alınmıştır. Bunda da öğrencilerin kültür dünyalarına genişlik kazandırmak ve başka dinden olanlara karşı daha toleranslı ve anlayışlı olmaları sağlanmayı amaçlamıştır.


Türk aydını ve ilahiyatçılarının Dine ve Din Eğitimine yaklaşımı genellikle “Sevgi” temellidir. Beyza Bilgin 1970 yılında tamamladığı doktora tezi “İslâm’da Eğitimin Temeli Olarak Sevgi”dir. İslamiyeti bir “Ahlak Dini” ve peygamberimizi de bir Ahlak öğreticisi olarak görmek ve göstermek onların İslama bakış açısını yansıtmaktadır. Bu anlayışa göre Allah tüm varlıkları sever ve onlara göre Allah’ın cenneti vardır ve oraya tüm insanlar girecektir. Ahiret hayatında cehenneme yer yoktur. Hal böyle olunca İslamiyet ile diğer dinler, peygamberimiz ile diğer peygamberler arasında bir ayırım söz konusu değildir. Birbirlerine üstünlükleri de yoktur. Bütün dinler güzel ahlakı tavsiye etmişlerdir. Dolayısıyla batıl din de yoktur. Dinler arasında barış ve huzur ortamı olmalıdır. Bunu bozanlar bağnaz ve radikal olanlardır. Bu konunun bilimsel temele oturması için öğrenciler ve kamuoyunda yapılan anket çalışmaları gösterilmektedir. Dinin önemi, eğitim metotları ve din anlayışı yapılan bu kamuoyu araştırmaları ve anketlerle belirlenmekte ve bu bilimsel olmaktadır.


Sonuç

Doğru ve sağlam İman temeline dayanmayan “Din Eğitimi” olmaz. Olursa böyle olur.

41 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör