• M. Ali KAYA

PARTİCİLİK NASIL OLMALI?

M. ALİ KAYA

Bediüzzaman hazretleri “Fırkacılık lazım-ı meşrutiyettir” der. Zira, her ülkede iktidar vardır; iktidarı demokratik yapan hür muhalefetin bulunması ve siyasi partilerin kurulmasıdır. Çünkü, “Seçme ve Seçilme Hak ve Hürriyeti” bunu gerektirir. Ancak yine Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi, “Bizlerde fikir ayrılıkları birleşme yönünde hareket etmiyor, ayrılarak devam ettiği için buluşma noktası vatanda belki küre-i arzda görünmüyor. Daima inhiraf ederek ve uzaklaşarak gitmektedir. Birisinin varlığı diğerinin yokluğunu istemektedir. İnat bazen fırka mutaassıplarına dalaleti ve batılı iltizam ettirir. Şeytan birisine yardım ederse melek der rahmet okutur, muhalifine melek yardım etse libasını değiştirmiş şeytandır der lanet eder.” (Sünuhat, 51-52.)


Bediüzzaman’ın bu tespiti günümüzde aynen devam etmektedir. 1902’de kurulan “İttihat ve Terakki Cemiyeti” siyasete ideolojik olarak girmiş ve cemiyet olarak seçimlere katılmış ancak 1910 yılında partileşmiştir. Ahrar Fırkası ise 14 Eylül 1908’de kurulan, “Hak ve Hürriyetleri” esas alan ilk Osmanlı partisidir. Ama ne var ki İttihat ve Terakkinin bozuk kısmı olan Selanik kolu 1909’da Harekât Ordusu ile İstanbul’a gelerek 10 gün süren 31 Mart olayını bastırarak Ahrar Fırkasını ve İttihad-ı Muhammedî Cemiyetini kapattırıp üyelerinin pek çoklarını idam etmiş, bir kısmının da Osmanlı topraklarını terk ettirmiştir. Ahrar Fırkası da 30 Ocak 1910’da kendisini feshetmiş ve siyasetten çekilmiştir.


İttihat ve Terakkinin hükümet olması ve yönetimde tek söz sahibi olması ancak 1913 yılından sonradır. 23 Ocak 1913 tarihinde Enver Bey öncülüğünde silahlı bir grubun Bâb-ı Âli'de toplantı halindeki hükûmeti basması, Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'yı öldürmesi ve sadrazam Kâmil Paşa'nın kafasına silah dayayarak istifaya zorlaması ile İttihat ve Terakki, askerî darbe ile iktidarı ele geçirmiştir.


İttihat ve Terakki “Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet ve Adalet” sloganı ile çıkmış ama kendisinden olmayan herkesi “Vatan Haini” ilan etmiştir. Devletçi ve baskıcı bir zihniyete sahip olduğu için de konjonktüre göre fikir değiştirmiştir. 1902-1908 yılları arasında “Hürriyetçi ve Meşrutiyetçi” 1909’dan sonra “İlerici ve Merkeziyetçi” olmuş, 1913’den sonra "Osmanlıcı, Türkçü ve İslamcı" kimliği ile siyaset yapmıştır. Seçimlerde baskıcı ve dışlayıcı bir tavır sergilemiştir. Şubat 1912'de yapılan meclis seçimleri, yaşanan şiddet olayları ve yolsuzluklar nedeniyle tarihe “Sopalı Seçim” olarak geçti ve hemen her yerde İTC adayları kazandı. Bunun üzerine muhalefet seçim sonuçlarını gayrimeşru ilan etti; ama bir sonuç alamadı. Ordu içinde de rahatsızlık meydana getiren bu seçimler sonunda “Halaskarân-ı Zâbitan” denen İttihat ve Terakkiye muhalif bir örgüt de ortaya çıktı. İttihat ve Terakki baskıcı, müstebit tutumu ile Osmanlı Devleti’nin yıkımını daha da hızlandırmıştır. Dünya Savaşı'ndaki yenilginin kesinleşmesinden sonra Talat Paşa hükûmeti 8 Ekim 1918 tarihinde istifa etti. 1 Kasım'da yapılan olağanüstü kongrede İTF kendini feshetmek zorunda kaldı.


Devamı olan “Cumhuriyet Halkı Fırkası” aynen İttihat ve Terakki’nin devletçi politikasını daha da baskıcı ve devrimci kimliği ile devam ettirdi. Laikliği esas alarak dinin toplumu geri bıraktığını iddia ederek dine yasak getirdi. Ancak bu milletin ruhundaki “Hürriyet ve Din” duygusu 1946’da Ahrarların devamı olan Demokrat Parti’nin yeniden dirilmesini sağladı. Bediüzzaman da “Ahrarlar otuz beş sene sonra dirildi” diye Demokrat Partiye destek vermiştir.

Bediüzzaman Hürriyetçi olan “Muktesit Siyasi Mesleği” takip etmiştir. Bediüzzaman bu mesleği şöyle tarif etmektedir:


Otuz beş senedir ki siyaseti bırakmıştım ve Nurculara da “Bırakınız!” diyordum Sebebi, siyaset ihlâsı kırar. Fakat şimdi hissettim ki, bazı münafıklar dindarları perde yapıp dini siyasete âlet; sonra da siyaseti dinsizliğe âlet etmeye çalıştıklarından safdil dindarların hatırı için bir-iki defa siyasete baktım, gördüm ki: Bizi bu üç-dört mahkemede “Dini siyasete âlet ediyor” diye itham edenler kendileri dessasane dini tezyif etmek için kendileri sonra da siyaseti dinsizliğe âlet etmek için dinsizlik düsturlarını kanuna bağlamak gibi dünyada hiçbir şeddat, hiçbir zalimin yapmadığı bir dehşet gördüm. Şiddetli bir me’yusiyetim içinde, hürriyet başında bizimle, yani İttihad-ı Muhammedî (asm) Cemiyeti ile, İttihadçıların bir kısmındaki gizli farmasonlara muârız ve mânen bizimle, yani İttihad-ı Muhammedî ile müttefik olan Ahrar Fırkası yine otuz beş sene sonra dirildi, yine uyandı. Birden şeâir-i İslâmiyenin başında olan ezan-ı Muhammedî’yi farmasonların zincirlerini kırıp ilân etmesiyle; siyasetten kat’ı alâka eden, eskide “İttihad-ı Muhammedî” şimdi “Nurcular” nâmını alan ve İttihad-ı İslâm içinde bulunan kardeşlerimiz yanlış basmamak için bazı şeyleri söylemek isterdim. Fakat Risâle-i Nur benim bedelime konuşuyor dedim, yüzümü çevirdim.” (Beyânât ve Tenvirler, s. 305.)


Hürriyetçi Demokrat Partinin İttihat ve Terakki’nin ve devamı olan Cumhuriyet Halk Partisinin tahribatını tamir edeceğini haber verir: “Eski tahribatı tamirata başlayan hakikî vatanperverler olan Demokrat namında hamiyetli Ahrarlar, yani hürriyetperverler, Nur ve Nurcuları takdir etmelerine çok minnettarım. Onların muvaffakiyetine çok duâ ediyorum. İnşâallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar.” (Emirdağ Lâhikası, s. 519.) “Hürriyet-i Şer’î” denen gerçek hürriyet ve barış ortamını ancak demokratların temin edebileceğini belirtir. Zira hürriyetçi demokrasinin toplumda anlaşma ve uzlaşma kültürüne sahiptirler. Demokratların dışındakiler ideolojik ve ırkçı oldukları için başkalarını yutmakla beslenirler. Bu sebeple kendilerinden olmayanı yok etmeye çalışırlar ve hayat hakkı tanımazlar.

Bu sebeple Bediüzzaman Nur Talebelerine Demokratlara nokta-i istinat olmalarını tavsiye eder ve şöyle der:

“Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihâlidir. (...) Hem mânen eski İttihad-ı Muhammedîden (asm) olan yüz binler Nurcularla, eski zaman gibi farmason ve İttihatçıların mason kısmına karşı ittifakları gibi, şimdi de aynen İttihad-ı İslâmdan olan Nurcular büyük bir yekûn teşkil eder. Demokratlara bir nokta-i istinaddır.


Fakat Demokrata karşı eski partinin müfrit ve mason veya komünist mânâsını taşıyan kısmı, iki müthiş darbeyi Demokratlara vurmaya hazırlanıyorlar. Eskiden nasıl Ahrarlar iki defa başa geçtiği halde, az bir zamanda onları devirdiler. Onların müttefiki olan İttihad-ı Muhammedî (asm) efradının çoklarını astılar. Ve “Ahrar” denilen Demokratları kendilerinden daha dinsiz göstermeye çalıştılar. Aynen öyle de, şimdi bir kısmı dindarlık perdesine girip Demokratları din aleyhine sevk etmek veya kendileri gibi tahribata sevk etmek istedikleri kat’iyen tebeyyün ediyor. Hattâ ulemânın resmî bir kısmını kendilerine alıp Demokratlara karşı sevk etmek ve Demokratın tarafında, onlara mukabil gelecek Nurcuları ezmek, tâ Nurcular vasıtasıyla ulemâ, Demokrata iltica etmesinler. Çünkü Nurcular hangi tarafa meyletseler ulemâ dahi taraftar olur. Çünkü onlardan daha kuvvetli bir cereyan yok ki, ona girsinler. Nur Talebeleri ve Nurcu Üniversite gençliği namına Sadık, Sungur, Ziya.” (Emirdağ Lâhikası, s. 526.)


İttihat Terakki’nin iki kanadı vardı. Birinci kanadını Laikliği esas alan CHP devam ettirmiş ve 1923-1950 yıllarında “İstibdad-ı Mutlak” ile ülkeyi idare etmiştir. İkinci kanadı ise “Milli ve Manevi Değerleri” istismar eden, Türkçü ve İttihad-ı İslamcı kanadı ise “Milliyetçi Partiler” ve “Siyasal İslam” partileri olan “Milli Görüş” geleneğinden gelen partilerdir. Bediüzzaman’ın “Millet Partisi” olarak nitelediği bu partilerin sonuncusu AKP MHP ile ittifak kurarak ülkeyi 21 senedir yönetmektedir.


Demokratların dışındaki tüm bu partilerin kendileri dışındaki partilere hiçbir zaman müsamaha göstermemişlerdir. Daima baskıcı bir tutum sergileyerek tek parti iktidarını savunmuşlar ve kendileri dışındakileri “Vatan Haini” “Düşman” ve “Dış güçlerin oyuncağı” görmüş ve politikalarını bu şekilde yürütmüşlerdir. Hiçbir zaman anlaşma ve uzlaşma yoluna gitmemiş, koalisyon ve ortaklığa mecbur kaldıkları zaman da onları yok etmek ve iktidarı ele geçirmek için gizli ve aşikâr çalışmışlardır. Bediüzzaman “Bizlerde fikir ayrılıkları birleşme yönünde hareket etmiyor, ayrılarak devam ettiği için buluşma noktası vatanda belki küre-i arzda görünmüyor” derken Demokratların dışındaki bu partilerin partizanca tavırlarına dikkatimizi çekmiştir.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri DP’ye ve Menderes’e yazdığı mektuplarında partizanlıktan kaçınmasını tavsiye etmiştir. Partiler ırkçı ve ideolojik davranmamalı, dine saygılı olmalı ve istismar etmemeli, diğer partilerin doğrularına yanlış dememeli, temel hak ve hürriyetler ve vatan müdafaasında, anarşiye karşı ortak mücadele etmelerini istemiştir.

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör