• M. Ali KAYA

RİSALE-İ NURUN YENİ HURUFLA NEŞRİ ve LÜGAT İLÂVESİ

M. Ali KAYA

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Risale-i Nurları Kur’an harfleriyle yazıyor ve yazdırıyordu. Ancak Üniversite Nur talebelerinin hatt-ı Kur’âniyi okuyamamalarından dolayı Risale-i Nurdaki iman hakikatlerinden mahrum kalmamaları ve imanlarını kurtarmaları için yeni harflerle de basılmasına izin vermiş vermiş ve şöyle buyurmuştur:


Risale-i Nur’un mühim vazifesi âlem-i İslam’ın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan huruf-u Arabiyeyi muhafaza olduğundan, tab (matbaa) yoluyla işe girişilse şimdi ekser halk yalnız yeni hurufu bildikleri için en çok risaleleri yeni hurufla tab etmek lâzım gelecek. Bu ise, Risale-i Nur’un yeni hurufa bir fetvası olup şakirtleri de o kolay yazıyı tercih etmeye sebep olur. Onun için, şimdiye kadar pek çok müstehak ve lâyık iken, Risale-i Nur’a serbestiyet verilmemişti. Lillâhilhamd, şimdi hakikatlerinin kuvvetiyle serbestiyeti kazandı. Hattâ eski harfle tab’ yasak iken, Âyetü’l-Kübrâ’yı bize teslim ettirip bir keramet-i ekber gösterdi. Biz şimdi gayet mühim ve herkese lâzım Meyve ile Hüccetü’l-Bâliğa’yı ikisi bir cilt olarak yeni hurufla tab etmek için Tahirî ile İstanbul’a gönderdim. Yalnız Meyve’nin Onuncu ve On Birinci Meselelerini vakit bulamayıp tashihsiz ona verdim. Şayet tab edilse, o iki meseleyi tam tashih edip ona gönderirsiniz. …” (Emirdağ Lahikası, 1:49.) Bediüzzaman yeni harflerle basılması için de şöyle buyurur: “Yeni hurufla ehl-i inkara on ikilik top güllesi gibi atabilirsiniz.” (Kastamonu Lahikası, 106.)

Risale-i Nurların orijinal şekliyle yeni harflerle basımı başkadır, sadeleştirerek basmak ayrı şeylerdir. Sadeleştirme hem manayı kısırlaştırma hem amacından uzaklaştırma hem de yanlış anlamalara sebep olmasından dolayı tahrif sayılır ve Bediüzzaman buna asla izin vermemiştir. Başka dile tercüme etmek ise aslına sadık kalması nispetinde güzel olur. Risale-i Nurlar ilham eseri olduğu için sadeleştirmek ve vahiy dili olan din dili yerine başka kelimelerle ifade etmek çok yanlıştır. (Emirdağ Lahikası, 1:25.) Bediüzzaman Said Nursi hazretleri kendisi dahi onun kelimelerine ilişmezdi.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri tashihata izin veriyordu. (Emirdağ, 1:47.) Tashih düzeltme ve aslına uygun hale getirmek demektir. “On Dokuzuncu Mektup” için Üstad “Yazdığım hadislerin lafzında yanlış varsa tashih edilsin veya “hadis-i bi’l-mânâ” denilsin. (Mektubat, 89.) buyurur. Hulusi Yahyagil de bir mektubunda bunu belirtir. (Barla Lahikası, 52.) Ancak yine de Bediüzzaman’ın ilham ve sünuhat olarak ifade ettiği hakikatler daha doğrudur. Bu sebeple değiştirilmesi caiz değildir. Zira ilhamda ve sünuhatta yanılma olmaz.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Risalelere Lügat ilave etmesine izim vermiş ve yapılan bu nevi çalışmayı takdir etmiş ve Emirdağ Lahikası’ında şöyle buyurmuştur: “Size gönderdiğim Asay-ı Musa’nın lügatnâmesini hasta olduğu halde çok güzel ve âlimâne yazan, lügatnâmenin başına güzel bir fıkra derç eden ve bana da ayrı bir mektup yazan Risale-i Nur’un serkâtibi Mehmet Feyzi’nin oraca çok müşkilat ve manialara rağmen harika sadakatini ve Nurlara ait alakasını, sarsılmadan imana hizmetini birkaç cihette yapması gösteriyor ki o küçük bir Hüsrev olduğu gibi, tam bir Hasan Feyzi’dir. Fakat, ben orada iken, çok ehemmiyetli ve enaniyetli bir sofi-meşrep eski memurlardan bir zât ve gayet mühim malûmatlı, dünya ile çok alâkadar ve siyasî tüccar bir hoca, bana karşı ilişmedikleri için, ben de onları daire-i Nura celbetmeye çalışmadım, onlara da ilişmedim. Şimdi Mehmed Feyzi ise, Kastamonu’yu onların nüfuzundan kurtarıp Denizli gibi muvaffak olamıyor. Hilmi, Sadık ve Ahmed Kureyşî gibi Nurun kahramanları da köylerde bulunduğundan, Feyzi’nin hizmeti bir derece hususî kalıyor. İnşallah, bir vakit tam muvaffak olurlar.” (Emirdağ Lahikası, 1:168.)


49 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör