• M. Ali KAYA

SİYASİ TARAFGİRLİK

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2021

M. ALİ KAYA

Nasıl ki mevsimlere göre insanların rağbet ettiği mallar değişir. Zaman zaman birer mal revaç buluyor. Aynen bunun gibi âlem sergisinde ve sosyal hayatta da her asırda birer metâ rağbete mazhar olur. Fikirler onun etrafında döner ve insanlar onu elde etmek için çalışırlar. Bu zamanda en mergup meta ve herkesin kazanmaya çalıştığı ve peşinden koştuğu şey, dünya hayatının saadeti, zenginlik ve siyasi ikbaldir. Bu nedenle siyaset herkesin ilgi alanına girmektedir. Kimi makam ve mevki için, kimisi de makam sahiplerinden menfaat elde etmek için siyaset ile hararetle ilgilenmekte ve diğer hususları ikinci üçüncü dereceye atmaktadır. En dindarı da siyasi haberleri dinlemek ve siyasi boğuşmaları takip etmek için camiyi ve cemaati terk etmekte ve namaz gibi en birinci derecedeki bir ibadeti ertelemekte ve hatta terk etmektedir.


Siyasete rağbet de insanları yalancılığa ve yalan propagandalara sevk etmekte ve yalancılık doğruluğa tercih edilmektedir. (Sözler, 2004, s. 779, 785.) siyasi propaganda yalana fazla revaç verdiği için yalanın müthiş çirkinliği gizlenerek doğruluğun parlak güzelliği görünmemeye başladı. Bu nedenle doğrular rağbetten düşerek yalancılar meydan aldı. (Sözler, 795.) Particilik taraftarlığı ile insanlar sempati duydukları liderlerin ve dostlarının hatırı için onların yalanını ve cerbezesini muhalifinin doğrusuna tercih eder oldu. Hatta o dereceye vardı ki “Siz falana inanıyorsunuz da bana neden inanmıyorsunuz?” gibi şantajlar dahi olayın doğruluğu için delile tercih edilir oldu.


Siyasetin bu çirkin yönünden dolayı Bediüzzaman yalancılık ve menfaat üzerine kurulan siyasetten Allah’a sığınır. Bediüzzaman’ın günümüz siyasetinden uzak durmasının çeşitli sebepleri vardır. Bunları birkaç madde zımnında ele alacak olursak:


Birincisi: Menfaati esas tutan siyaset canavardır. Aç canavara karşı sevgi ve muhabbetle yaklaşmak onun merhametini değil iştihasını açar. Sonra döner dişinin ve tırnağının kirasını da ister. (Sözler, 1150.) Bediüzzaman siyasetin bu çirkin yüzünden Allah’a sığınmıştır.


İkincisi: Günümüz siyaseti çoğunluğun rahatını azınlığa feda ederek azınlıktaki zâlim siyasiler avamın çoğunu sıkıntıya ve huzursuzluğa kurban etmiştir. Kur’anın adaleti bir masumun hakkını umum insanlığa da feda etmezken “Cemaatin selameti için fertler feda edilir” “Vatan için her şey feda edilir” diyerek insanların kanlarının dökülmesine göz yummakta ve toplumu büyük bir anarşiye ve huzursuzluğa giriftar etmektedirler. Maalesef hırs ve heves yolunda dünyayı harap eder ve insanları imha etmeye göz yumar. (Sözler, 1168.) İşte zulüm ve haksızlıkların kaynağı olan böyle bir siyasi anlayıştan Bediüzzaman Allah’a sığınmaktadır.


Üçüncüsü: Siyaseti dinsizliğe alet eden bir siyasi anlayıştan da Bediüzzaman Allah’a sığınmaktadır. Bu siyasiler önce inananları dini siyasete alet etmekle itham ederler ve irtica çığlıkları atarak dini hayatı yaşamalarına engel olmaya çalışırlarken, diğer taraftan da dinsizlik düsturlarını kanunlara bağlamak gibi en zalimane bir yola tevessül ederler ki işte siyasetin bu çirkin yönünden de Bediüzzaman Allah’a sığınmıştır.


Dördüncüsü: Siyaseti dinsizliğe alet edenlere mukabil “Din elden gidiyor!” diye iyi niyetle din namına ortaya çıkıp İslam ahlakının bozulduğu, imanın zaafa uğradığı, dinden ve ahret duygusundan uzaklaşıldığı ve inananların da ister istemez siyasi ikbal ve menfaat kaygısına düşerek tarafgirane davrandığı böyle bir zamanda ‘dini değerleri ihya edeceğiz diye ortaya çıkıp dünyaya ve menfaate alet etmek durumunda kalanların, siyaset namına ve tarafgirane tavırlarından da Bediüzzaman Allah’a sığınmaktadır. Zira din tarafgirliği kaldırmaz. “Bizim partiden değilseniz sizin imanınızdan ve dini değerlerinizden de şüphe duyarım” anlayışı en çok “İman kardeşliği” prensibini zedeler. İnananlar arasında birliği değil ayrılığı körükler. Bu ise her şeyden önce dine aykırıdır. Nitekim bu gibi olayları son kırk senedir yaşayarak epey tecrübe sahibi olduk. Din adına ortaya çıkıp inananların temiz duygularını istismar ederek iktidar olanlar dine hizmet etmek, din kardeşliğini ve “Şeâir-i İslamiyeyi” ihya etmek yerine menfaat elde etme, makam ve mevki hırsı ile hareket etme seviyesizliğine ve bunun için de tarafgirane ve rakibane tavırlara girmektedirler. Bu ise başta da ifade ettiğimiz gibi zulmün ve haksızlığın temelini oluşturmaktadır.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri durumun böyle olacağını bildiği için din adına siyasete girmek isteyenlere asla müsamaha ile bakmamış ve engel olmaya çalışmıştır. Nitekim Eşref Edip gibi çok değerli dostları “İslam Demokrat Partisi” gibi siyasi teşebbüslere girince talebelerini ikaz etmiş ve “Eşref Edib kırk seneden beri iman hizmetinde benim arkadaşım ve Sebilürreşad'da makale yazan ve şimdi vefat eden çok kıymetli kardeşlerimin mümessili ve hakikî İslâmiyet mücahitlerinden bir kardeşimdir ve Nur'un bir hâmisidir. Ben vefat etsem de Eşref Edib, Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir teselli buluyorum. Fakat Nur Risalelerinin ve Nurcuların siyasetle alâkaları yok ve Risale-i Nur, rıza-i İlahîden başka hiç bir şeye âlet edilmediğinden, mümkün olduğu kadar Risale-i Nur'un mensubları, içtimaî ve siyasî cereyanlara karışmak istemiyorlar. Yalnız Sebilürreşad, Doğu gibi mücahidler iman hakikatlarını ehl-i dalaletin tecavüzatından muhafazaya çalıştıkları için, ruh u canımızla onları takdir ve tahsin edip onlarla dostuz ve kardeşiz, fakat siyaset noktasında değil. Çünki iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman derste fark etmez. Hâlbuki siyaset tarafgirliği, bu manayı zedeler. İhlas kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nur'u hiç bir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar. Hem Nur Risaleleri küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altındaki anarşiliği ve üstündeki istibdad-ı mutlakı kırdığı cihetle, bir nevi siyasete teması var tevehhüm edilmiş. Halbuki Nur'un tercümanı, bir tek mes'ele-i imaniyeyi dünya saltanatına değişmediğini mahkemelerde dava edip yirmi beş sene tarz-ı hayatıyla ve emarelerle isbat etmiştir” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 545.) diyerek onların dine ve imana olan hizmetlerini takdir etmekte ve dostluğunu kabul etmektedir; ancak siyasi çıkışlarını tasvip etmemektedir.


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Güneş gibi hakikat-i imaniye ve Kur’âniye, yerdeki muvakkat ışıkların cazibesine tabi ve âlet olmadığı gibi; o hakikati cidden tanıyan, değil küre-i arzdaki hâdisata belki kâinata da âlet edemez” buyurmaktadır.

Sermayesi yalan ve yalancılık olan siyaset propagandaları maalesef insani ve İslami değerleri törpülemeye ve insanları muhteris birer canavar, merhametsiz ve kardeşlik duygularına zarar vererek tahribine devam etmektedir. Gafletin en dehşetlisi bu nevi siyasi boğuşmalarla ortaya çıkmakta ve bundan istifade eden şuurlu düşmana şuursuz bir şekilde alet olarak ülke ve vatan zararına sonuçlar ortaya çıkmaktadır.


Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İnsan zalim ve cahildir” (Ahzab, 33:72.) buyurur. Bunun en bariz ve en geniş örnekleri bu asrın siyasi boğuşmalarında açıkça görmek mümkündür. Dolayısıyla bu gibi siyasi cereyanlara değil taraftar olmak veya merakla takip etmek ve onların yalan, aldatıcı propagandalarını dinlemek ve müteessirane mücadelelerini seyretmek, belki o acib zulümlere bakmak da câiz değildir. Çünkü zulme rıza zulümdür; taraftar olsa, zâlim olur. Meyletse “Zulme azıcık da olsa meyletmeyiniz; yoksa cehennemin dehlşetli ateşi size dokunur” (Hud, 11:110.) ayetinin tehdidine mazhar olur. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.294.)


Bu asırda bilhassa ülkemizde ehl-i dalalet ve ilhadın halkı ve inananları ezmesinin altında maalesef saf ve samimi mü’minlerin safderunluğu ve siyasi taraftarlığı yatmaktadır. Her nevi kötülük saflıktan ve iyi niyetten kaynaklanır. İyiliğin iyilik, hayrın hayır olması sadece niyete bakmaz, sonucuna bakar. Amelin sonucu iyi ise o amel iyidir. Kötü ise başının iyi olması ve niyetin halis olması onu değiştirmez. Bunun içindir ki peygamberimiz (sav) “Allahım! Amellerimizin sonunu hayreyle ve bizi hayırlı amellere muvaffak kıl!” şeklinde dua etmiş ve bizim de böyle olmamızı ve bu şekilde dua etmemizi istemiştir.


Bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi hazretleri ehl-i imanı ikaz ederek şöyle buyurur: Bu asrın acib bir hassasıdır. Elması elmas bildiği halde camı ona tercih eder. Bu asırdaki ehl-i İslâm'ın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli canileri de âlîcenâbâne afvetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibadı mahveden adamdan bir tek haseneyi görse, ona bir nevi tarafdar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan; safdil tarafdar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüb eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine belki teşeddüdüne kader-i İlâhiyyeye fetva verirler; biz buna müstehakız derler.” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.48.)

İşte bu zamanda zulüm ve haksızlıkların devam ediyor olmasının altında ehl-i islamın safderunluğu ve siyasi taraftarlıkları yatmaktadır. Bu nedenle ehl-i imana yol gösterecek ve istikamet tayin edecek olan Nur Talebelerinin uyanık ve akıllı olmaları çok daha büyük önem arz etmektedir. Yoksa Risale-i Nur Talebeliğine liyakat kesbetmemiş olurlar.

19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör